Venezuela operasyonu nelere gebe?

Venezuela operasyonu nelere gebe?


MAHMUT AKPINAR | YORUM

ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde Venezuela’ya düzenlediği gece operasyonu, Nicolás Maduro’yu ve eşini zorla ABD’ye getirerek yargılaması, uluslararası hukukun temellerine indirilmiş ağır bir darbe oldu. Bu eylem yalnızca bir devlet başkanının kaçırılması değil; aynı zamanda büyük bir güç olan ABD’nin çıkarları için hukuku ve egemenliği pervasızca hiçe saymasının ilanıdır.

Trump’ın yıllardır kullandığı öfkeli, tehditkâr üslup bu kez somut bir askeri harekâta dönüştü. Özel kuvvetlerin Caracas’a sızması, Maduro’nun konutundan alınması ve ABD’ye götürülmesi, dünya sahnesinde yeni ve tehlikeli bir sayfa açtı.

Bu operasyon, uluslararası hukukun en temel kurallarını çiğniyor:

  • BM Şartı Madde 2(4) devletlerin egemen eşitliğini ve toprak bütünlüğünü korur; başka bir ülkenin topraklarında kuvvet kullanımını kesin olarak yasaklar.
  • 1961 Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi ve görevdeki devlet başkanlarının uluslararası yargı dokunulmazlığının dikkate alınmaması. Maduro’nun ülkesinden zorbalıkla alınıp başka bir ülkeye kaçırılması diplomatik normların en kaba şekilde ihlalidir.
  • Uluslararası Adalet Divanı içtihatları ve teamül hukuku, benzer zorla kaçırmaları egemenliğe karşı ağır ihlal olarak görür.
  • Amerika Devletleri Örgütü (OAS) Şartı Latin Amerika’da müdahale yasağını pekiştirirken, ABD ile Venezuela arasında Maduro’yu kapsayan bir ekstradisyon anlaşması bile yok.
    Trump yönetimi “narko-terörizm” gerekçesini öne sürse de uzmanların ezici çoğunluğu bunu BM Şartı’nın ağır ihlali ve klasik hegemonik müdahale olarak tanımlıyor.

Maduro’nun diktatör olduğu, seçimleri çaldığı, halkına ağır zulüm uyguladığı, ülke kaynaklarını talan ettiği ve mutlaka gitmesi gerektiği yönünde çok güçlü argümanlar mevcut. Çoğu demokratik gözlemci, Venezuela’da gerçek bir demokrasinin ancak Maduro’nun iktidardan ayrılmasıyla mümkün olabileceğini savunuyor. Ancak Trump’ın gerçekleştirdiği operasyon, ne yazık ki bu hedefe hizmet etmiyor.

Maduro gönderildi, evet; ama yerine gelen geçici yönetim, aynı sistemin devamından başka bir şey değil.  Ülkenin demokratikleşeceğine, kurumların yeniden yapılandırılacağına, özgür seçimlerin yapılacağına dair en ufak bir emare ya da işaret yok. Aksine, operasyonun hemen ardından Trump’ın kendi ağzından yaptığı açıklamalar her şeyi netleştirdi: “Bu iş petrol için yapıldı.”

Açıkça dile getirilen itiraf, operasyonun egemen başka bir ülkenin yeraltı zenginliklerine doğrudan çökme, petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirme amacını gösteriyor.

Bu durum, ABD’nin yıllardır dünyaya pazarladığı “demokrasi, insan hakları ve özgürlükler” değerlerinden kopuşunun açık ve çarpıcı örneğidir. Bir ülkenin liderini zorla kaçırıp yargılamak, üstelik bunu açıkça petrol çıkarları için yapmak, ABD adına tarihe geçecek bir lekedir. Hiçbir zaman savunulamaz, hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz.

Peki bu çılgınlık dünyaya neler getirecek?

Kısa vadede Latin Amerika ülkelerinin büyük kısmı ABD’yi sertçe kınarken Çin, Rusya ve İran “haydut devlet” ithamını yükseltti. BM’de acil toplantılar yapıldı ama veto engeline takıldı. Venezuela’da iç karışıklık ve göç dalgası büyürken komşu ülkelerde protestolar patlak verdi. Ama Trump bunu kendi seçmeni için kolay ve net bir “zafer” olarak sundu ve durmaya niyeti yok. Başta Grönland , Kolombiya olmak üzerde yeni hedefleri ve operasyonları dillendiriyor.

Orta vadede, Rusya, Çin ve Kuzey Kore gibi rejimler bu emsali kendi lehlerine kullanacak: “ABD yapabiliyorsa biz de yaparız” diyerek benzer müdahaleleri meşrulaştırmaya çalışacaklardır. ABD’nin “kurallara dayalı düzen” iddiası çökecek, Avrupa ve Kanada gibi müttefikler mesafeli duracak, NATO’da güven erozyonu artacaktır.

Uzun vadede ise uluslararası ilişkiler tamamen güç politikasına kayacaktır. Zayıf devletler nükleer silah peşine düşecek ya da büyük bloklara sığınacaktır. Devlet başkanlarının dokunulmazlığı aşınacak, çok taraflılık zayıflayacak, BRICS gibi alternatif paktlar güçlenecektir. Zamanla “Güçlü olan haklıdır” anlayışı açıkça konuşulan bir norm hâline gelecektir.

Tarih tekerrür ediyor. İşgaller, fetihler önceden gerekçe aramaksızın doğrudan yapılırdı. Sonra “medenileştirme” ve “terörle mücadele” kılıflarıyla yapılır oldu.  Trump’la birlikte tekrar gerekçe bile aranmaz hale dönüldü. Hedef ülkeye “Suyumu bulandırıyorsun!” demek yeterli oldu.

Trump’ın UA kuralları, kurumları ve normları yok sayan kendi politikaları ve İsrail’in savaş suçuna, soykırıma giren uygulamalarına mutlak desteği nedeniyle uluslararası kurumlara ve mevcut global düzene güven çöktü. Geleceğe dair öngörülebilirlik kayboldu. Ukrayna be Grönland gibi ayrıştırıcı konular sebebiyle ABD ile Avrupa arası açılıyor.

Küresel sistem, kuralsızlığın, keyfiliğin ve kuvvetin tek geçer akçe olduğu bir kaosa doğru sürükleniyor. Trump’ın Venezuela hamlesi, Soğuk Savaş sonrası düzenin sonunu hızlandıran dönüm noktası olabilir. İnsan hakları ve egemenlik değerleri giderek önemsizleşirken, küçük devletlerin, halkların sürekli korku içinde yaşayacağı bir dünya kapıda. Bu çılgınlığın faturasını bütün insanlık ödeyecek!

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***