ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
ABD Başkanı Donald Trump’ın son haftalarda attığı adımlara uzaktan bakıldığında dağınık, hatta çelişkili bir tablo görülebilir. Venezuela’da yapılan sert operasyon, Grönland için dile getirilen askeri seçenek, NATO’yu huzursuz eden açıklamalar ve aynı anda içeride göç, güvenlik, yargı ve medya başlıklarının sürekli gündemde tutulması.
Ancak bu görüntü bir plansızlık değil, bilinçli biçimde kurgulanmış bir stratejinin sonucu. Bu stratejinin fikri altyapısı Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon tarafından yıllar önce açıkça tarif edilmişti. Bannon’un siyaset literatürüne kazandırdığı yaklaşım, rakibi ikna etmeyi değil, onu sürekli savunma pozisyonunda tutarak felç etmeyi amaçlayan bir yıldırma doktrin.
Bannon bu yaklaşımı özetlerken kaba ama çarpıcı bir ifade kullanmıştı. Alanı sürekli krizlerle, tartışmalarla ve şok edici hamlelerle doldurmak. Amaç, muhaliflerin ve kurumların hangisine yetişeceklerini bilememesi, hiçbir başlıkta derinleşememesi ve zamanla yorgun düşmesi. Trump’ın bugün attığı adımlar bu çerçevede okunduğunda birbirini tamamlayan bir bütün olarak anlam kazanıyor.
Venezuela’da yapılan operasyon bu stratejinin en net örneklerinden biri oldu. Burada hedef yalnızca Maduro değildi. Asıl mesaj, daha önce yapılamaz denilenin bilerek yapılabileceğini göstermekti. Uluslararası hukuk, sınırlar ve diplomatik teamüller bir anda esnetilebiliyorsa, hiçbir kuralın mutlak olmadığı fikri hem içeride hem dışarıda zihinlere kazınmış olur. Bannon doktrininde normların aşındırılması, rakibin psikolojik dengesini bozmanın ilk adımı.
Bu hamlenin hemen ardından Grönland meselesinin gündeme taşınması tesadüf değil. Bir yandan Beyaz Saray’dan askeri seçeneğin masada olduğu yönünde sert açıklamalar gelirken, diğer yandan Dışişleri kanadından işgal planı olmadığı ve hedefin satın alma olduğu mesajı verildi. Bu çift yönlü söylem, belirsizliği artırmak ve karşı tarafı sürekli tetikte tutmak için kullanılan bilinçli bir yöntem. Tehdit vardır ama netlik yoktur; geri adım yoktur ama kesin bir yön de çizilmez.
Alanı krizlerle doldurmak
Bu yaklaşım Danimarka’yı olduğu kadar NATO’yu da doğrudan etkiledi. Bir NATO toprağı için askeri seçenekten söz edilmesi, ittifakın temel varsayımlarını sorgulatır hale getirdi. Burada hedef yalnızca bir ülke değil, ittifakın kendisi. Bannon’un yaklaşımında sistemler de rakip olarak görülür ve mümkünse işlevsiz hale getirilir. NATO’nun yaşadığı tedirginlik askeri değil, meşruiyet temelli bir kriz.
Trump’ın hamlelerinin etkili olmasının bir diğer nedeni, bu adımların tek tek değil, üst üste ve çok kısa aralıklarla gelmesi. Dışarıda bir kriz konuşulurken içeride başka bir başlık açılır, biri tartışılırken diğeri gündemi ele geçirir. Bu tempoda muhalefet ve kurumlar sürekli açıklama yapmak zorunda kalır, fakat hiçbir zaman gündemi belirleyen taraf olamaz. Tepki vermek, bu stratejinin dayattığı bir zorunluluk haline gelir.
Bu durum zamanla daha derin bir etki yaratır. Sürekli kriz hali, toplumda gerçeklik yorgunluğuna yol açar. Her şeyin olağanüstü olduğu bir ortamda insanlar olup biteni takip etmekte zorlanır ve sonunda “Zaten her şey karışık!” noktasına savrulur. Bu ruh hali, otoriter siyaset için en elverişli zemini oluşturur çünkü yorgun toplumlar direnç gösteremez.
Mesele Trump değil, yöntem
Bu tablo Türk okuyucuya yabancı değil. Sürekli değişen gündemler, nefes aldırmayan hamleler, olağanüstünün kalıcı hale gelmesi ve hukukun esnetilmesi gibi deneyimler Türkiye’de uzun yıllar yaşandı. Bugün benzer bir yöntemin küresel ölçekte uygulanıyor olması, meselenin sadece Amerika’yı ilgilendirmediğini gösteriyor.
Sonuç olarak Trump’ın son hamleleri rastlantısal değil. Bunlar, Bannon’un yıllar önce tarif ettiği yıldırma doktrininin güncellenmiş bir versiyonu. Bu strateji uzlaşmayı ya da iknayı hedeflemez. Asıl hedef, karşı tarafın zamanını, enerjisini ve dikkatini tüketerek onu hareket edemez hale getirmektir.
Bugün tartışılan Venezuela değil, Grönland değil, hatta NATO da değil. Asıl soru, bu tür bir siyasete karşı nasıl bir direnç geliştirilebileceğidir. Çünkü bu stratejiye karşı yapılan en büyük hata, her hamleye ayrı ayrı yetişmeye çalışmaktır. Trump’ın tam olarak istediği de budur.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***








































