SALİH HOŞOĞLU | YORUM
Bir önceki yazıda dindar ailelerin çocuklarının dinden uzaklaşması karşısında ne yapılabilir sorusuna başka bir yazıda cevap vermeye çalışacağımı söylemiştim. Bu sorunun cevabının bir makale veya kitaba sığmayacak kadar karmaşık ve çetrefil olduğunu baştan hatırlatırım. Bugüne kadar yayınlanan birçok yazımda bu konulara kısmen değinmiştim.
Bu husus sadece Müslümanları değil bütün dindarları da dağidar etmektedir. Türkiye’de son dönemde yaşananların bu bağlamda çok özgün olduğunu ve bu tecrübenin mutlaka tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de yaşanan bu süreçte tabir yerindeyse tarihin akışına etki eden olaylar üst üste geldi ve ortaya bugünkü tablo çıktı.
Bu girişi yapma nedenim insanımızın her konuda iki cümlelik kolay çözüm arayışının önünü kesmektir. Muhafazakar ailelerin çocuklarının dinden uzaklaşmasının birkaç cümlelik bir çözümü olamayacağını idrak etmemiz ve gerçekten çözüm olacak çabalara girişmemiz gerekiyor.
Önceki yazıda da bahsettiğim üzere Türkiye’de dindarlık şu anda şehirleşmeye çalışıyor. Bu sürecin daha sağlıklı seyri mümkündü ama onu kendi ellerimizle hırslarımıza kurban ettik. O nedenle şimdi daha sancılı bir yoldan devam edeceğiz. Neler yapılırsa faydalı olacağı hususunu maddeler halinde anlatmak daha uygun görünüyor. Elbette bunlar kişisel görüşler, başkaları daha iyi çözümler önerebilir.
1- Ailelerin kendi değerlerini gelecek nesillere intikal ettirme gayreti insan tabiatında olan bir şeydir, aynı zamanda da Müslümanlar için dini bir emirdir. Ancak toplumsal değişimler sonucunda eski geleneksel çevre kaybedildiği için yeni çevrede yeni şartlar kendini dayatıyor. Ailelerin bu yeni çevrede eski metotlarla devam etmesi bazen aile facialarına bazen çocukları ile aralarında büyük mesafeler açılmasına sebep oluyor. Kendi değerlerini çocuklarına intikal ettirmek isteyen herkes en azından temel pedagojik kavramları öğrenmeli ve aile içi iletişimin esaslarını uygulamalıdır.
Aynı dini hassasiyete ve dünya görüşüne sahip eşlerin aile içinde geçimsiz olması ve iletişimlerinin kötü olması çocukların başka arayışlara yönelmesinde en önemli faktörlerden biridir. Konu geniş olduğu için sadece bu esaslara uyumun şart olduğunu belirtip geçiyorum. Ebeveynler kendileri ile bağ kuramadıkları çocuklarına kendi değerlerini aktaramazlar.
2- Yeni nesillerin nazarında dini değerlerin aktarılmasında “kaynağın kutsiyetinin korunması/inşası” önemlidir. Dini değerler ve dindarlık bir siyasi oluşuma veya devlete bağlı olmayan bağımsız ve asli kaynaklarına atfedilen bir kutsallıkla temsil edilmeli ve dillendirilmelidir. Siyasete, devlete veya grup aidiyetine angaje bir söylem o yapıların yalpalamasıyla zarar görür ve nitekim bugün olan da budur. Türkiye’de dinden uzaklaşma bir anlamda bu “Kutsala Saygının Kaybı” fenomeninin bir yansımasıdır. Özellikle “Hizmet Hareketini Şeytanlaştırma” kampanyasında insanların bir anlamda nefes aldıkları kurumlar yok edildi, bütün dini değerler ciddi yara aldı ve itibar kaybına uğradı. Eş zamanlı yaygınlaşan sosyal medyanın da etkisi ile gençler arasında dindarlığın devalüe olduğu bir ortam hakim oldu.
İnsanların çoğunluğu bir inancı veya fikri kendi araştırması ile değil güvendiği kişilerin referansı ile benimser. Genellikle hakim olan kabulleri rol modellerinde görür ve benimserler. Kutsalların değer kaybı ve takip edecekleri makul rol modeller yokluğu durumunda özellikle gençler seküler hayattaki rol modelleri ile bu boşluğu doldurur. Yeni rol model her zaman dini veya siyasi bir figür değildir, bazen bir şarkıcı, bir film yahut dijital oyun karakteri veya bir mafya lideri olabilir. Makul dindar rol model yokluğunda bazı gençler de aşırı uçlardaki dini figürlere özenirler.
Türkiye kamuoyunda makul dindar rol modellerin kamuoyu önüne çıkma şansı hemen hiç kalmadı. Bu durumu şu şekilde test edebiliriz: İslam adına televizyonlarda kim konuşuyor, bunların alternatifi olarak kimler konuşuyor? Kim oldukları ve Müslümanlık bilgileri, birikimleri ne olduğu çok şüpheli bir kısım karikatürize şahısların din adına çıkıp tartışmalara girmesi bile gençlerin nazarında dini değerlere puan kaybettirmeye yetmektedir. Bunun çözümü kolay değildir ama en azından bu durumun bilinmesi faydalıdır. Müslümanların artık 21. yüzyılda yaşadığımızı ve köylerindeki hayat tarzı ile çocuklarına sahip çıkamayacaklarını anlamaları gerekiyor.
3- Dindarlar arasında asgari de olsa bir barış sağlanmalıdır. Bu en azından başka dindarları karalamamak, her vesile ile onların kusurları veya yanlışları üzerinden yol almaya çalışmamak düzeyinde olmalıdır. Bugün iktidarda oldukları halde kendi çocuklarına bile sahip çıkamayan İslamcıların bu hususu anlaması belki en hayati adımı oluşturuyor, zira bunu medya eliyle gece gündüz yapıyorlar ve bununla iktidarda kalmaya çalışıyorlar.
İktidardan nimetlenip suça bulaşmış kişilerin bu hususları kabullenmesini beklemek naiflik olur ancak dindarlık saikiyle onları destekleyen büyük kitlenin bunu görmesi mümkündür. Bu kitlenin özellikle makul elitleri diyebileceğimiz kesiminin bunu görmeleri ve siyasetin söylemi ile aralarına mesafe koymaları bu yıkımın durdurulması için ilk adımdır. “Çaya çorbaya Hizmet düşmanlığı” şeklinde yürüttükleri kampanya günün sonunda kendi çocukları dahil bütün bir neslin dinle bağını kopma noktasına getirdi.
Sadece onlar değil bütün dindarlık iddiasında olanlar, hatta en mağdur olanlar bile bunu kendi çocukları için yapmak zorundadırlar. Herkesin kendi doğruları üzerinden yürümesi ve başkalarının yanlışlarını onların dini yorumlarına bağlamaması gerekiyor. Bediüzzaman bu hususta sınırı çizerken Ehli Kitapla bile dinsizliğe ve anarşiye karşı ittifak etmeyi tavsiye etmektedir. Şimdilerde birilerinin İslam yorumu başka dindarların düşmanlığı üzerine bina edilmişse oradan dindar nesiller yetişmez.
Kimse başkalarının fikrini değiştiremeyeceği için herkesin kendi söylemini, retoriğini düzeltmesi ilk adım olmalıdır. Mesela iktidarın zulmüne uğrayan bizler bunu “iktidarın dindarlığı yahut İslam yorumuna” bağlıyorsak yanılıyoruz. Evet birileri her yaptıklarını din ile aklamaya çalışabilir ama biz onların bu söylemini tekrarlamak zorunda değiliz ve gerçeğin de bu olmadığını zaten biliyoruz.
4- Gençlerin içinde gelişecekleri ortamlara/topluluklara/modern cemaatlere ihtiyacı var. Herkes çevresinden etkilenir ve çevresinin rengine uyum sağlar. Modern dönemde Müslümanlığın nasıl yaşanabileceği konusunda henüz Müslümanlar arasında bir konsensüs oluşmadı. Tecrübeler ve dünya gerçekleri gösteriyor ki modern hayatta dindarlık siyaset dışı topluluklarla devam ettirilebilir. Türkiye’de devletin müdahalesine kadar bunun en başarılı örneklerini gördük. Ancak özellikle devleti kutsayan çevreler dinin devletin doğrudan kontrolünde olmayan topluluklarla temsilinden ürkmektedirler.
Her ülkede laikçi çevrelerin ve varsa baskıcı idarecilerin bu siyaset dışı ve şehirli cemaatleri kabul etmek istemediği ve baskı altında tuttuğu bir vakıadır. Diğer taraftan Türkiye dahil İslam Dünyasında dinin cemaatler dediğimiz topluluklarla yaşanabileceği olgusu pek çok dindar tarafından da kabul edilmiş değildir. Müslümanların ciddi bir bölümü devletin dindar olmasını ummakta/ istemektedirler.
Belki çocukluktan beri işlene gelen telkinlerle önemli bir kitle “devletin dini yönlendirmesi/kontrol etmesi” gerektiği kanaatindedir, birçok dindar da “dinin devlet tarafından korunması” gerekir diye düşünmektedirler. Şu an Türkiye’de yaşanan dinin devlet eliyle empozesi ve bu modelin mutlak başarısızlığının tescilidir.
Eski Türkiye’de devlete hakim olan laik anlayış dini cemaatlerden çok mutlu olmasa da belli bir hukuk dairesinde davranıyor ve siyasetin de frenlemesiyle çok da bilmedikleri bu alana fazla müdahale edemiyordu. Vaktaki devlet gücüne erişen İslamcılar devletle iç içe bir cemaat inşa etmeye giriştiler, bu tablo çok farklı bir yere evrildi. Kendi cemaatini hakim kılmak için başta Hizmet Hareketi olmak üzere alternatifleri fiilen ve fikren yıkmaya, olmazsa kontrol altına almaya giriştiler. Özünde fıtrata aykırı olan bu girişim, öykündükleri tarihi modellerin dönemi ile şimdiki dünya farklı olduğu için başarısız oldu ve büyük bir enkaz oluşturdu.
Yeni nesillere sahip çıkmak ancak onlara rol model olacak, medeni, yaşadıkları toplum ile de kendi değerleri ile de barışık bir cemaat içinde olabilir. Böylesi bir cemaati en küçük modeliyle bile oluşturabilirsek orada gençlerin dindar olarak hayata atılması sağlanabilir.
5- Yeni nesillere sahip çıkma bir vetire(proses)dir. Birkaç gün veya ayda tamamlanan kısa süreli bir icraat değildir. Bu maksatla yapılan işlerin karşılığı uzun zamanda alınır. En küçük dairede bile insana yatırım yıllar sonra meyve verir. Herkes bu gerçeği dikkate alarak plan ve hazırlık yapmalıdır. Sebepler planında yapılması gerekenler yapılırken her şeyin sahibi olan Cenab-ı Allah’tan dua ile dilenmek gerekir. Unutmamamız gereken bir husus da hidayetin bizim elimizde olmadığıdır. Yüce Allah (cc) Peygamberine bile “Kuşkusuz sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi O bilir” buyurduğunu unutmamalıyız.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
