Kardeşlik: Hukuku aşan bir iman dili

Kardeşlik: Hukuku aşan bir iman dili


AHMET KURUCAN | YORUM

Maalesef diye başlayayım yazıma… Maalesef Müslümanlar olarak bizler dinimizi çoğu zaman “yapılması ve yapılmaması gerekenler listesi”ne indirgedik. Emirler, yasaklar, sınırlar, hükümler, helaller, haramlar…

Hayatın her bir karesine dokunan bir din olarak İslam’ın bu boyutu elbette inkar edilemez. Fakat mesele tam da burada başlıyor. Bizler dinimizi yalnızca hükümler vaz’ eden bir metin olarak okuduğumuzda o, kendisine inanan insanı koruyan bir çerçeve olmaktan çıkıyor; insanın sırtına yüklenen ağır bir mükellefiyetler toplamına dönüşebiliyor. Oysa dinimizin bizden istediği şey, bu kurallara uymaktan önce insan olmamız ve insan kalabilmemizdir.

Peki bu nasıl olacak?

Duygularımızı harekete geçirerek, insanların hayatına dokunarak, sorumluluk hissi, sevgi, merhamet, empati ve adalet duygusuyla hareket ederek… Evet, dinimiz bize hayatın gerçekleriyle yüzleşmeyi öğretir. Emirleri, yasakları ve tavsiyeleriyle; acının, yoksulluğun, yalnızlığın ve adaletsizliğin olduğu bir dünyada insanı insanla buluşturmaya çalışır. Çünkü yalnızca hükümlere dayalı bir din anlayışı, insan ilişkilerini mekanikleştirir.

Mesela anne-baba ile çocukları arasındaki ilişkiyi düşünelim. Eğer bu ilişki “Anne-babanın sorumlulukları şunlardır ve bunları yapmak mecburiyetindedir!” şeklinde tanımlanır; sevgi, şefkat ve merhamet ihmal edilirse çocuklara bakmak anne-baba için zamanla bir angaryaya dönüşebilir.

Aslında aynı durumu ibadetler için de düşünebiliriz. “Kul günde beş vakit namaz kılmak zorundadır”, “Yılda gelirinin şu kadarını zekât olarak vermek mecburiyetindedir” diye meseleyi yalnızca sorumluluk düzeyine indirgersek, inanın namaz da zekat da angarya hâline gelir. Ama araya Allah sevgisini koyarsak, fakirlere karşı merhamet duygusunu ilave edersek, her iki ibadetin de mahiyeti değişir. O ibadetler artık yük değil; bir sevinç kaynağına, ruhani bir haz ve tatmin vesilesine dönüşür.

Kur’an’ın “Müminler kardeştir!” ifadesine de bu gözle bakmak gerekir. Bu ifade, müminler arasındaki ilişkinin sadece hukuki boyutunu tanımlayan bir cümle değildir. Aksine, duygusal ve aynı zamanda ahlâkî bir çağrıdır. “Olan”dan ziyade “olması gereken”e işaret eder. Aynı yaklaşımı “Kendin için istediğini kardeşin için de istemedikçe iman etmiş olmazsın!” veya “Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” hadislerinde de görürüz. Bunlar, inananların gönlüne, kalbine ve vicdanına yapılan güçlü çağrılardır.

Meselenin bir başka boyutu ise bu çağrıların toplumsal bir hedefe işaret etmesidir. Bu boyut, açıkça sistemik bir sorumluluğu gündeme getirir. “Sen tok iken başkası aç kalmasın” ya da “Sende olan, başkasında da olsun” denilmekte; böyle bir toplumsal düzenin kurulması hedeflenmektedir. Çünkü dini yalnızca bireysel dindarlığa indirgemek, onu toplumsal hayattan çekip koparmak anlamına gelir.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: İslâm, sosyal politikaları bireylerin keyfine bırakmaz; ama bireyin vicdanını da devre dışı bırakmaz. Devletin sorumluluğu vardır, toplumun yükümlülüğü vardır, bireyin de kalbi vardır. Bunlardan biri eksik kaldığında, ortaya ya katı bir hukuk ya da başıboş bir duygusallık çıkar.

Bizim ihtiyacımız olan şey; hukuku merhametle, sorumluluğu sevgiyle, disiplini vicdanla buluşturan bir din tasavvurudur. Dinin, insanı hayattan koparan değil; hayata bağlayan yönünü yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Bugün dünyada ama özellikle İslâm dünyasında din adına yaşanan krizlerin önemli bir kısmı, dinin bu insani boyutunun ihmal edilmesinden kaynaklanıyor. Hükümler var; helal-haram, caiz-caiz değil, mübah-mekruh gibi fıkhî çerçeve var ama ruh yok. Kur’an var, hadisler var ama anlamları hayata taşınmıyor.

O halde gelin kendimizi sorgulayalım ve şu soruyu samimiyetle soralım: Bizim dindarlığımız, bizi başkalarının acıları, sıkıntıları ve dertleri karşısında daha merhametli, daha adil ve daha duyarlı mı kılıyor; yoksa daha umursamaz mı?

Bu sorunun cevabı, dinin gerçek fonksiyonunu icra edip etmediğini anlamak açısından son derece önemlidir. Çünkü din, insanı insan yapmak ve korumak için vardır. İnsan yoksa, din sadece metindir. Metinler ise vicdanla buluşmadığında hayata dokunamaz.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***