İNCELEME | TR724
Hükümetin ekonomi yönetimi, enflasyon karşısında eriyen kök aylıkları iyileştirmek yerine, “en düşük emekli aylığı” bandını bir yama gibi kullanarak sistemi tıkamaya devam ediyor. Resmi rakamlar da gösteriyor ki; daha fazla prim ödeyen, daha uzun süre çalışan ve sisteme güvenen vatandaşlar bizzat devlet eliyle “cezalandırılırken”, emeklilerin yüzde 30’u “en dip” seviyede birbirine yaklaştırılıyor. Bu oran daha 2 yıl önce yüzde 23’tü… Böyle giderse çok yakın bir zamanda emeklilerin yüzde 40’ı ‘en düşük maaşa’ mecbur kalacak…
Türkiye’de emekli aylıkları sistemi, hükümetin kısa vadeli ve popülist ekonomi politikalarının bir sonucu olarak giderek daha fazla insanı yoksulluk ve sefalet çizgisinde eşitliyor. Enflasyonun gerçek etkisini göz ardı eden, kök maaşları iyileştirmek yerine taban aylığı şişiren bu yaklaşım, milyonlarca emekliyi “en düşük emekli maaşı” batağına hapsediyor. Uzmanlara göre bu yönetim tarzı asla sürdürülebilir ve adil değil. Hükümetin “müjde” diye sunduğu artışlar aslında derinleşen bir eşitsizliği maskeliyor.
Yüksek prim ödeyen emekliler ise sistemin en büyük mağdurları… Yıllarca daha fazla katkı sağlayanlar, düşük primlilerle aynı seviyeye çekilerek adaletsiz bir “eşitleme”ye maruz kalıyor.
En düşük emekli aylığı, son yıllarda hükümetin enflasyondan yüksek artışlarla “iyileştirme” iddiasıyla yukarı çekiliyor. Ancak bu, gerçek bir refah artışı değil, sadece geçici bir yama. Temmuz 2024’te 12 bin 500 TL’ye çıkarılan taban aylık, 3 milyon 704 bin emekliyi kapsıyordu. Bu ise toplam emeklilerin yaklaşık yüzde 22,9’una denk geliyordu.
Bir yıl sonra, yani geçtiğimiz yıl 16 bin 881 TL’ye yükseltildiğinde bu sayı 4 milyon 11 bine çıktı. Toplam emeklilerin yüzde 24,3’üydü bu sayı… Bugün ise 20 bin TL’ye çıkarılan düzenleme, 4 milyon 917 bin kişiyi kapsıyor. Yani tüm emeklilein yüde 29,2’si ‘en düşük emekli maaşı’ bandına gerilemiş durumda. İki yıl önce yüzde 23 olan oran, bugün yüzde 29’a çıktı.
Peki sorun ne?
Uzatmadan cevap verelim; bu çarpıklığın ve insanların ‘yoksullukta/sefalette’ eşitlenmesinin temel sebebi hükümetin hatalı zam mimarisi… Hükümet, yıllardır ‘günü’ kurtarıyor… Kök aylık (prim ve kazanç bazlı) genel enflasyon oranında zamlanırken, taban aylık daha yüksek artırılıyor. Bu, kök maaşları düşük emeklileri tabana yaklaştırıyor ve sayılarını şişiriyor.
Somut bir örnekle anlatalım…
Mesela kök maaşı 18 bin TL olan bir emekli yüzde 12,9 zam aldı. Yeni maaşı 20 bin 322 TL oldu. Ancak kök maaşı 15 bin TL olan emekli (maaşı 16 bin 881 TL’ye tamamlanıyordu) son düzenlemeyle birlikte 20 bin TL’ye çıkarıldığı için yüzde 18,5’e yakın zam almış oldu. Daha önce iki emekli arasında bin 119 TL fark vardı, şimdi bu fark 322 TL’ye düştü. Muhtemelen bir sonraki zamda kök maaşı 20 bin 322 liraya yükselen emekli de ‘en düşük maaş’ halkasına katılacak!
Enflasyon farkının “hissedilen enflasyona” göre hesaplanmaması, maaşların her yıl değer kaybetmesine yol açıyor – bir tür “gizli erozyon.” Uzmanlar, bu yaklaşımın düşük emekli aylığı sorununu derinleştirdiğini belirtiyor.
Daha da vahimi, sistemin “prim-maaş bağı”nı eritmesi. Hükümetin bu politikaları, emeklileri yoksullukta eşitlerken, sefalet çizgisini kalıcı hale getiriyor. Emekliler, artan maliyetler karşısında geçinemez hale geliyor; maaşlar gıda, konut ve sağlık giderlerini karşılamaktan uzak.
Yüksek prim ödeyenlerin suçu ne?
Yüksek prim ödeyen emekliler, bu politikalardan en çok zarar gören kesim. Yıllarca daha fazla prim yatıranlar, taban aylığın hızlı artırılması nedeniyle düşük primlilerle aynı seviyeye çekiliyor. Bu, “daha çok prim, daha yüksek maaş” mantığını tamamen aşındırıyor. Örneğin, kök maaşı tabanın biraz üzerinde olan bir emekli, zamlar kök üzerinden hesaplandığı için zamanla tabana düşüyor. (Yukarıda somut olarak anlattık) Bu da prim ödeme isteğini baltalıyor ve sigorta kaçakçılığını teşvik ediyor.
Böyle giderse ne olacak?
Şimdi bir gelecek simülasyonu yapalım… Mevcut tempo devam ederse (yılda 2-3 puan artış), taban tamamlamasından yararlanan oranı hızla yükselecek.
Toplam emekli sayısı yıllık yüzde 1-2 artsa bile 2027’de emeklilerin yüzde 31-32’sinin, bir sonraki yıl yüzde 33-35’inin, 2030’da ise belki de yüzde 40’ı ‘en düşük emekli maaşına’ mahkun olacak… Bu da 6,5-7 milyon emekli demek…
Bu simülasyon, hükümetin reform yapmaması halinde sefaletin kitleselleşeceğini gösteriyor.
Peki ne yapılmalı?
Enflasyon farkı gerçekçi hesaplanmalı, günü kurtarma stratejisi yerine kök maaşlar iyileştirilmeli. Tüm emeklilere intibak şart… Emekli maaşlarını birbirine göre yeniden uyumlandırmak zorunluluk. Türkiye’de farklı yıllarda emekli olanlar, aynı prim gününe ve benzer kazanç geçmişine sahip olsalar bile, değişen hesaplama kuralları yüzünden çok farklı maaşlar alabiliyor. Uzmanlara göre maaş bağlama/güncelleme sistemindeki dönem farklarından doğan adaletsizliklerin azaltılması gerekiyor. Benzer prim ödemiş emekliler arasında “makul” bir denge kurulmalı. Kök aylıklar daha gerçekçi bir seviyeye çekilmeli. Aksi halde sorun daha da derinleşecek.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
