Von Däniken’e göre İncil’deki Hezekiel’in vizyonu; dört yüzlü yaratıklar, tekerlekler, ateş saçan kubbe, kusursuz bir “uzaylı mühendisliği”ydi. Ama asıl şok 1973’te geldi: NASA’nın sistem tasarım şubesi başkanı Josef Blumrich, bu “saçmalığı” çürütmek için araştırmaya başladı. Altı farklı İncil çevirisi inceledi. Mühendislik hesapları yaptı. Ve şok bir sonuca vardı: Metindeki tanımlar gerçekten bir uzay aracını tarif ediyordu!
M. NEDİM HAZAR | YORUM
Yazarlar arasında uzaylılarla ilgili müthiş ve bakir bir damar yakalayan İsviçreli yazar Erich Von Daniken’in ilgi alanı sadece Mısır, Peru ve Meksika ile sınırlı değildi. Türkiye, özellikle Kapadokya bölgesi, onun teorileri için ayrı bir önem taşıyordu. 1982’de Türkiye’ye geldi ve Derinkuyu yeraltı şehrini inceledi. Nevşehir’den 30 kilometre uzaklıktaki bu devasa yeraltı kompleksi onu büyülemişti. Sekiz kat derinliğe inen, 85 metre derinlikte olan, 50 bin kişi kapasiteli bu yapı nasıl inşa edilmişti?
Bilim ve tarih bu meseleyi şöyle izah ediyordu: Hititler döneminde inşa edilmeye başlanmış, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde Roma baskısından kaçan topluluklar tarafından genişletilmişti bu yer altı şehri. Ve fakat von Daniken epey başka bir açıklama sundu tüm dünyaya: “Bu yeraltı şehri tehlikelerden korunmak için yapılmıştı evet ama asıl olarak havadan gelecek saldırılara karşı inşa edilmişti. Bunun başka bir açıklaması olamaz.” Ve sonra o meşhur iddiayı ekledi: “Uzaydan gelen misafirler bu yerin inşasında insanlara yardım etti!”
Daniken’e ilham veren Derinkuyu yeraltı şehri.
Derinkuyu’nun girişindeki yuvarlak taş blokları, içeriden kapatılan kapılar, mükemmel havalandırma sistemleri, su kuyuları, kiliseler, okullar, mahzenler, şarap üretim yerleri… Tüm bunlar von Daniken için uzaylı teknolojisinin izleriydi.
Ve Kapadokya bölgesindeki 150-200 civarındaki yeraltı şehrinden sadece biri olan Derinkuyu, onun kitaplarında sık sık yer aldı. Türkiye’nin bu gizemli yapılarını “fantastik bilim-kurgu atmosferi” içinde betimlerken, aslında antik Anadolu’nun inanılmaz mühendislik başarılarını kendi tezine uydurmaya çalışıyordu. Meraklısına yazalım da vebale girmeyelim; yeraltı şehirlerinin asıl hikayesi; dönemin Hristiyanlarını Roma zulmünden ve Arap akınlarından korunmak için mecburen inşa edilmeleriydi fakat bu izah onu ilgilendirmiyordu. O, gökyüzünden gelecek saldırılara karşı bir sığınak olarak görüyordu.
Daniken’in neredeyse tüm hayatını üzerine inşa ettiği ve kitaplarının tamamına ilham kaynağı olan İncil’deki Hezekiel 1’in tasviri.
En ünlü ve en tartışmalı yorumu ise Hezekiel peygamberin gökyüzü vizyonuydu. Peki Hezekiel kimdi ve ne görmüştü?
Hezekiel (İbranice: Yeḥezqel, İslam dininde Zülküfl), MÖ 6. yüzyılda yaşamış bir İbrani peygamber ve rahipti. Ahit kaynaklarına göre MÖ 623’te Kudüs’te doğdu, Buzi adlı bir rahibin oğluydu. Levi kabilesine mensuptu ve rahip olarak yetişti. Hayatı İsrail tarihinin en karanlık dönemlerinden birine denk geldi. MÖ 597’de Babil Kralı II. Nebukadnezar Kudüs’ü işgal ettiğinde, Hezekiel Kral Yehoyakin ve seçkinler topluluğuyla birlikte Babil’e sürgüne götürüldü. O sırada sadece 25 yaşındaydı.
İslam kaynaklarında Hezekiel’in Kur’an’da adı geçen peygamber Zülkifl ile aynı kişi olduğu yönünde güçlü bir görüş var. Kur’an-ı Kerim’de Zülkifl iki yerde anılıyor: “İsmail, İdris ve Zülkifl’i de an; çünkü onların hepsi sabreden kimselerdi” (Enbiya 21/85) ve “İsmail, Elyesa’ ve Zülkifl’i de zikret; çünkü onların hepsi çok hayırlı kimselerdi” (Sad 38/48).
Zülkifl kelimesi “nasip, kısmet veya kefalet sahibi” anlamına geliyor. Yahudi kaynakları Zülkifl’i Hezekiel ile özdeşleştiriyor. Çağdaş İslam müfessiri Mevdûdî, “Hezekiel, İsrail tarihinin en sıkıntılı dönemlerinde yaşamış, MÖ 597’de Babil Kralı Buhtunnasr (Nebukadnezar) döneminde esir alınmış, çeşitli eziyetlere katlanmış, esaretinin beşinci yılında peygamber olarak görevlendirilmiş ve yirmi iki yıl peygamberlik yapmıştır” diyerek Kur’an’daki “O sabreden sâlihlerdendi ve ona lütfettik” ifadesinin Hezekiel’in hayatıyla örtüştüğünü vurguluyor.
Öte yandan İslam tefsir geleneğinde Zülkifl/Hezekiel hakkında çeşitli rivayetler var. Bazı kaynaklara göre Elyesa’ peygamberin halefi olmuş, gündüz oruç tutup gece namaz kılmış, insanlar arasında adaletle hükmetmiş ve asla öfkelenmemiştir. İbn Abbas’tan gelen bir rivayette, üstlendiği vazifeyi hakkıyla yerine getirdiği için “Zülkifl” (sorumluluk sahibi) lakabını aldığı anlatılır.
Zülkifl/Hezekiel MÖ 593’te, sürgünlüğünün beşinci yılında, Babil’deki Kebar (Çebar) Nehri kıyısında dramatik bir görüm (Bu eski ahit kaynaklı bir bilgidir) görür. O gün 30 yaşındadır -rahiplerin tapınakta hizmete başlama yaşı- ama tapınak yoktur, Kudüs uzaktadır, kendisi sürgündedir. İşte o gün Tanrı ona seslenir ve onu peygamber olarak görevlendirir.
Bu olay İncil’deki Hezekiel Kitabı’nın 1. bölümünde şöyle anlatılır: “Kuzeyden esen kasırganın göz alıcı bir ışıkla çevrelenmiş, ateş saçan büyük bir bulutla geldiğini gördüm. Ateşin ortası ışıldayan madeni andırıyordu. En ortasında insana benzer dört canlı yaratık duruyordu; her birinin dört yüzü, dört kanadı vardı. Bacakları dimdikti, ayakları buzağı ayağına benziyor ve cilalı tunç gibi parlıyordu.”
Betimlemede her yaratığın dört yüzü vardır: “Önde insan yüzü, sağda aslan yüzü, solda öküz yüzü, arkada kartal yüzü. Kanatların altında insan elleri vardır: Her yaratığın yanında birer tekerlek vardı. Tekerlekler sanki iç içe geçmiş gibiydi. Tekerlekler yüksek ve korkunçtu. Yaratıklar hareket ettiğinde tekerlekler de hareket ediyordu. Yaratıkların üzerinde billur gibi parlayan bir kubbe vardı. Kubbenin üzerinde safir taşından bir taht, tahtta insan şekline benzer biri oturuyordu. Belin yukarısı ışıldayan maden gibi, içi ateş doluydu. Belin aşağısı ateş gibiydi ve çevresi ışıltıyla kuşatılmıştı. Hezekiel bu görümü gördüğünde yüzüstü yere kapandı.” (Hezekiel/1)
Geleneksel teolojik yorum açıktı aslında: Bu Tanrı’nın görkeminin (Kavod) bir görümüydü. “Merkava” (savaş arabası) olarak adlandırılan bu vizyon, Tanrı’nın İsrail’i terk edip sürgündekilerin yanına geldiğini gösteriyordu. Dört yaratık meleklerdi (daha sonra “Kerublar” olarak adlandırıldılar), dört yüz dört yönü, dört tekerlek her yöne gidebilme yeteneğini, kubbe göksel tahtı simgeliyordu. Hem Yahudi hem Hristiyan hem de İslam geleneği bu vizyonu ilahi bir vahiy olarak yorumlar.
Ama von Daniken bambaşka bir şey görmüştü!
2015’teki röportajında şöyle anlatıyor: “Okulda kutsal metinleri okuyor, İncil’den tercümeler yapıyorduk. İncil’i okudunuz mu, orada Ezekiel’in ağzından anlatılanlar bana biraz acayip gelmişti. Ezekiel bir gün rüyasında Tanrı’yı görür. Tanrı gökyüzünden bir araçla iner. Uzay aracına benzeyen bu aracın kanatları, tekerlekleri vardır, şiddetli bir uğultu çıkarır. Bunu aklım almamıştı. Aynı anda her yerde olabilen Tanrı’nın bir gezegenden ötekine gitmek için teknolojiyi kullanmasına ve uzay aracı yapmasına gerek yoktu ki.”
Evet Von Daniken’e göre Hezekiel’in gördüğü bir uzay gemisiydi. “Dört canlı yaratık” uzay gemisinin iniş ayaklarıydı. “Tekerlekler” pervane sistemiydi. “Kubbe” gemi gövdesiydi. “Ateş ve duman” roket motorlarıydı. “Şiddetli uğultu” motor sesiydi. “Tahttaki insan biçimli figür” ise uzaylı gemi kaptanıydı!
İşte tam bu noktada hikayemize Josef F. Blumrich giriyor.
Blumrich (17 Mart 1913 – 10 Şubat 2002), Alman asıllı Amerikalı bir uzay mühendisiydi. NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nde sistem tasarım şubesi başkanıydı. Saturn V roketinin geliştirilmesinde görev almıştı. Yani sıradan biri değil, gerçek bir uzay teknolojisi uzmanıydı.
1970’lerin başında von Daniken’in teorilerini duyduğunda ilk tepkisi küçümseme olmuştu. “Bu saçmalık, ben bunu çürüteceğim,” demişti. Hezekiel’in metnini altı farklı İncil çevirilerini incelemiş ve mühendislik bilgisini kullanarak von Daniken’in iddiasını çürütmeye çalışmıştı.
Ama tam tersi oldu.
İncelemesi derinleştikçe metindeki tanımların gerçekten bir uzay aracını tarif ediyor gibi göründüğünü fark etti. Tekerleklerin “iç içe geçmişliği” omnidirectional (her yöne hareket edebilen) bir tekerlek sistemini andırıyordu. “Dört canlı yaratık” dört iniş ayağı olabilirdi. “Kubbe” gemi gövdesi, “ateş” roket motorları…
1973’te “Da tat sich der Himmel auf” (Gökler Açıldı) adlı kitabını Almanca yayımladı. 1974’te İngilizce baskısı “The Spaceships of Ezekiel” (Hezekiel’in Uzay Gemileri) adıyla çıktı. Kitapta, Hezekiel’in tarif ettiği uzay aracının teknik özelliklerini, çizimlerini, hesaplamalarını sundu. Ek bölümlerde varsayılan uzay gemisinin tam teknik çizimini yayınladı.
Hezekiel’in uzay gemisi!
Daniken, baktı ki hali hazırda uzaylıların gemilerini bulamıyor, paraya kıyıp kendi prototipini de geliştirmişti!
Dahası, araştırması sırasında geliştirdiği “omnitekerlek” (her yöne hareket edebilen tekerlek) tasarımı için ABD patent aldı. Bu tekerlek bugün forkliftlerde ve uzay keşif araçlarında kullanılıyor. Yani Hezekiel’in metnini incelerken gerçek bir teknik yenilik geliştirmiş oldu!
Blumrich makalelerini UNESCO’nun “Impact of Science on Society” dergisinde bile yayımladı. “Ben yanıldığım için bu kadar mutlu, tatmin olmuş ve büyülenmiş hissettiğim az oldu,” diye yazdı.
Ve tabii ki eleştiriler de geldi.
Ronald Story 1980’de “Guardians of the Universe?” kitabında Blumrich’i şöyle eleştirdi: “İncil alıntılarını uzay gemisi yorumuna uyması için hafifçe değiştiriyor.” Eleştirmenler kitabın “aşırı bir rasyonalizasyon, teknik jargon, çizelgeler ve diyagramlarla genel okuyucuyu etkilemek için dikkatlice tasarlanmış” olduğunu söylediler.
Gerçekten de Blumrich’in tasarladığı gemi bazı temel özelliklerde eksikti. Mesela gerçek bir uzay gemisinin ihtiyaç duyacağı birçok sistem yoktu. Ama yine de bir NASA mühendisinin von Daniken’i çürütmek için başladığı araştırma sonunda onu destekleyen bir kitap yazması, pra-astronotik hareket için büyük bir propaganda zaferi olmuştu.
Elbette Von Daniken bu fırsatı sonuna kadar kullanacaktı: “Bir NASA mühendisi bile beni haklı buldu!”
Giorgio Tsoukalos ve David Childress gibi takipçileri de Blumrich’in kitabını sürekli referans gösterdi. “Ancient Aliens” dizisinde Blumrich’in arşiv görüntüleri defalarca kullanıldı.
Yalnız her şey toz pembe de değildi.
Zira fırtına henüz başlamamıştı. Bilim dünyası von Daniken’e savaş açmak üzereydi ve bu savaş, onu durdurmak yerine daha da ünlü yapacaktı…
Bir sonraki yazıda bu konuya bir göz atalım.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





























