1968: Hapiste, dolandırıcılıktan mahkum… 1969: Dünyanın en çok satan yazarlarından biri… Erich von Daniken’in hikayesi sadece uzaylılar ve piramitler hakkında değil, aynı zamanda “Tanrı” kelimesinin nasıl bir pazarlama silahına dönüştürülebileceğinin de öyküsü…
M. NEDİM HAZAR | YORUM
10 Ocak 2026, Unterseen, İsviçre – 90 yaşında öldüğünde, ardında 70 milyondan fazla satılmış kitap, bir kült kitle ve bilim dünyasının öfkesini bıraktı.
Kasım 2023, İsviçre…
88 yaşındaki adam sahnede, ayakta alkışlarla karşılanıyor. Sesi hâlâ güçlü, gözlerinde gençlerde bile aşina olmadığımız bir ateş var: “Neden 88 yaşında bir adam olarak burada duruyorum ve bu hikayeleri oldukça duygusal bir şekilde anlatıyorum? Çünkü inanıyorum: Bize uzaydan ziyaret geldi. Binlerce yıl önce oradaydılar ve yine buradalar! Ve bunu sonunda anlamalıyız, çünkü bu bize iyi gelir.”
Bu cümleler, efsane yazar Erich von Daniken’in son büyük çıkışlarından biriydi. Aradan bir yıl geçmeden, 10 Ocak 2026’da Interlaken Hastanesi’ndeki odasında sessizce göçtü gitti. Ama o sessizlik, yarım asırdan fazla süren estirdiği fırtınalardan sonra gelmişti. Hayata veda eden bu adam kafayı gökyüzüne ve tanrılara takmış durumdaydı çünkü!
14 Nisan 1935, Zofingen, İsviçre. Beş çocuklu bir tekstil fabrikatörünün evinde doğdu Erich von Daniken. Sıradan bir İsviçreli çocuk. Schaffhausen’da 1 Nisan 1944’te Hitler’in bombardımanını gördü; belki de o gün, gökyüzünün ne kadar tehditkar olabileceğini ama aynı zamanda gizemli ve çekici olduğunu öğrenmişti!
13 yaşında Cizvit tarikatının St. Michael Koleji’ne gönderildi. Felsefe, teoloji, arkeoloji dersleri aldı. Ama hayat onu başka yöne çekti: Aşçılık mesleğini öğrendi. Bern’deki Schweizerhof Oteli’nde yamak olarak çalışırken, 1954’te Mısır’a ilk seyahatini yaptı.
Ve bu seyahat genç İsveçli’nin hayatının tamamen değiştirecekti!
Daniken piramitlerin önünde dururken bir soru sordu kendine: “Böylesi devasa bir yapı nasıl yapıldı?” Cevabı tam olarak bulamayınca bunun ancak dünya dışı varlıklarının desteğiyle yapılabileceğine karar vermişti.
Tatili bittikten sonra bir süre bu konulara yoğunlaştı ama geçim derdi ağır basmıştı tekrar.
Bu esnada otelden ayrılmış Knorr çorba fabrikasında kısa bir süre çalışmıştı. Bu alanda ilerledi hatta; Bern’de Mirabeau Restoran’ın müdürü oldu, 1964’te Davos’ta Rosenhügel Oteli’ni devraldı. Ama aklı hep başka yerdeydi. Gece yarıları yazıyordu. Sümer çivi yazılarının çevirilerini arıyordu. Ufo kongresine filan gidiyordu.
Senaryo yazımında “fade out” dediğimiz bir kavram var, ekran tamamen kararır.
İşte hikayemizin bu noktasında tam bir kararma var Daniken’in yaşamında.
1968’in son aylarıydı, Viyana’da tutuklandı. Davos’tan 8.000 frank kürtaj vergisini ödemediği iddiasıyla. Dört sabıkası daha vardı kayıtlarda. Üç buçuk yıl hapse mahkum edildi dolandırıcılık ve belgede sahteciliğinden.
İsviçre ve Almanya basını durumu yakından takip etti. Özellikle psikiyatrik değerlendirmenin yapılış şekli eleştirildi. Hapishanede 18 ay kaldı, iyi hal indirimiyle çıktı. 1982’de Graubünden Kanton Mahkemesi kararı bozdu ve von Daniken aklandı.
İlk kitabının ilk ve son baskısı.
Şöyle enteresan bir gelişme de yaşanmıştı: Daniken hapisteyken ilk kitabı filme çekildi. “Erinnerungen an die Zukunft” (Geleceğin Anıları) Harald Reinl tarafından sinemaya uyarlandı. Docu-drama tarzındaki bu film Oscar’a da aday gösterilmişti.
Vaziyet şu: İçeride mahkum, dışarıda bir fenomen yazar.
Pek çok kişi onun aşçı değil bir bilim insanı olduğuna inanıyordu.
Hapisten çıktıktan sonra artık kendini bu işlere adamaya karar verdi, uzaylılar ve yazı…
Dergilere makaleler yazıyordu. 1967’de Mainz’deki 7. Dünya Ufo Araştırmacıları Kongresi’nde bir konuşma yaptı: “Erhielten unsere Vorfahren Besuch aus dem Weltall?” (Atalarımıza Uzaydan Ziyaretçi mi geldi?)
Sonra bir kitap daha yazdı. Dile kolay tam yirmi yayınevi saçma buldukları bu kitabı reddetti.! Sonunda Econ Verlag denilen çılgın bir yayıncı kabul etti ancak bir şartla: Wilhelm Roggersdorf (Utz Utermann’ın takma adı) metni yeniden düzenlerse eğer!
Kitap Şubat 1968’de yayımlandı. Sonuç gerçekten inanılmazdı. Beklenmedik bir başarı geldi. Aralık 1968’den Mart 1969’a kadar Spiegel çok satanlar listesinin zirvesindeydi. Genç aşçı birdenbire milyonlarca tiraj yapan bir kitabın yazarına dönüşmüştü.
Daniken’in iyi bir yazardan çok daha iyi bir pazarlamacı olduğunun ispatı. 1962’de halkın karşısına Casablanca’daki Humprey Bogart’ı taklit eden kostümüyle çıkmıştı.
İkinci kitabı “Zurück zu den Sternen” (Yıldızlara Dönüş) 1969’da basıldı ve yine zirvede kaldı. Ardından yirmi kitap daha yazdı. Her biri başka bir bulmaca, başka bir gizem, başka bir “delil.”
O güne kadar yazdığı tüm makale ve kitaplara bakıldığında son derece basit bir tezi işliyordu aslında, basit ama radikal: İnsanlık evrimin ürünü değildi. Binlerce yıl önce, taş devri insanları maymunken, uzaydan ziyaretçiler geldi. Ve onlarla çiftleştiler!
1977’de yayımlanan “Beweise” (Kanıtlar) kitabında açıkça yazdı: Uzaylı astronotlar, Dünya’nın dişi maymunlarıyla o kadar çok cinsel ilişkiye girdi ki, sonunda toplumsal görgü kurallarını anlayabilecek varlıklar doğdu. Mağaralarda yaşayan insanlarla ırk ıslahı yapıldı ve uzay yolcuları tüm “çirkin doğumları” öldürdü.
Aslında bu tez, Hıristiyan yaratılışçılığın teknolojik versiyonuydu denilebilir. İncil’deki Tanrı’nın yerine uzaylı genetik mühendisler koyuyordu. Sosyolog Ingbert Jüdt bunu “teknolojik kreasyonizm” olarak adlandırmıştı.
Peki bu tezin delilleri nelerdi?
Giza piramitleri – nasıl yapılmış olabilir? Pumapunku – o taşlar nasıl kesilmiş? Paskalya Adası Moai heykelleri – nasıl taşınmış? Stonehenge, Piri Reis haritası, Nazca çizgileri Daniken’e göre bunların hepsi uzaylı müdahalelerinin ispatıydı. Daha nasıl ispatlasın değil mi?
Hemen genişçe bir parantez açayım.
Von Daniken’in 40’tan fazla kitabının başlıkları incelendiğinde ilginç bir paradoks ortaya çıkıyor. Uzaylıların “ilah” olmadığını, atalarımızın onları yanlışlıkla “tanrı” sandığını söyleyen bir adamın neredeyse tüm kitap başlıklarında “Tanrı” (Gods) kelimesini kullanıyordu.
İlk kitabının orijinal Almanca başlığı “Erinnerungen an die Zukunft” (Geleceğin Anıları) şiirsel ve paradoksal bir isimdi. Geçmişte yaşananlar geleceğin anılarıydı çünkü o “Tanrılar” geri dönecekti! Ama İngilizce çevirisi “Chariots of the Gods?” (Tanrıların Arabaları?) olmuştu ve kabul etmek lazım ki bu ticari tercih daha doğrudan, çok daha provokatifti. Ve satışları patlatmıştı.
Sonra devamı geldi kitapların: “Gods from Outer Space” (Uzaydan Gelen Tanrılar), “The Gold of the Gods” (Tanrıların Altını), “The Eyes of the Sphinx” (Sfenks’in Gözleri – burada “tanrı” yok ama mısır ve uzaylı ima edilmiş), “The Return of the Gods” (Tanrıların Dönüşü), “Odyssey of the Gods” (Tanrıların Odisesi), “Twilight of the Gods” (Tanrıların Alacakaranlığı), “Evidence of the Gods” (Tanrıların Kanıtları), “Remnants of the Gods” (Tanrıların Kalıntıları), “War of the Gods” (Tanrıların Savaşı), “Eyewitness to the Gods” (Tanrılara Tanıklık)…
Neredeyse her kitabında bir şekilde “Gods” kelimesi vardı.
Ama von Daniken’in tezi tam tersi değil miydi?
“Onlar tanrı değildi, uzaylıydılar!”
Bu çelişkiyi eleştirenler defalarca dile getirdi. Eğer kitapların temel mesajı “tanrılar aslında uzaylıydı” ise, neden başlıklarda hâlâ “tanrı” kelimesi kullanılıyor? Neden “Uzaylıların Arabaları” değil de “Tanrıların Arabaları?”
Cevap basitti: Pazarlama.
“Gods” kelimesinin bir piyasası olduğunu yayıncılar çok iyi biliyordu. Hele hele henüz inançsızlığın bir salgına dönüşmediği bir dönemde dini değerlerin tabuya dönüştürülmeye çalışıldığı bir çağda, kutsal bir kelimeyi bilim-kurguyla birleştirmek şok etkisi amaçlıyordu. İnsanlar meraklanacak hatta öfkelenecek ve tartışacaktı!
Ve tüm bu süreç, kitabın satışına sebep olacaktı.
Aynen öyle de oldu.
Kitapları çok sattıkça çok ciddi eleştiriler de almaya başlamıştı.
En ciddisi yukarıda bahsettiğimiz şeydi. Uzaylı mı, Tanrı mı?
Von Däniken bu eleştiriye karşı uzun süre suskun kaldı ama 1985’te “Neue Erinnerungen an die Zukunft” (Geleceğin Yeni Anıları) kitabında kendince bir cevap verdi: “Hatalarımı kabul ettim ama teorilerimin temellerinden hiçbiri henüz çürütülmedi.”
Buna rağmen kitap başlıklarını değiştirmedi. Çünkü “Tanrı” kelimesi işe yarıyordu.
Dahası, von Daniken’in kullandığı isimler sadece dikkat çekmekle kalmıyordu, aynı zamanda apokaliptik bir anlatı da inşa ediyordu. “Twilight of the Gods” (Tanrıların Alacakaranlığı) Wagner’in operasından alınmış, kıyamet öncesi havası taşıyan bir başlıktı mesela. Maya takvimi ve 2012 kıyamet teorisiyle bağlantılıydı. “War of the Gods” (Tanrıların Savaşı) uzaylılar arasında geçen antik çatışmaları anlatıyordu. “Twilight of the Gods” kitabının önsözünde bunu açıkça yazacaktı: “Aralık 2012’de tanrılar uzun yolculuklarından dönecek ve yeryüzünde yeniden görünecekler. En azından Maya takvimi buna inandırmaya çalışıyor.”
İsimlerinde başka bir motif daha vardı: “Kanıt” vurgusu. “Evidence of the Gods” (Tanrıların Kanıtları), “Remnants of the Gods” (Tanrıların Kalıntıları), “Eyewitness to the Gods” (Tanrılara Tanıklık) hepsi bilimsel objektiflik iddiası taşıyan başlıklardı. “Ben teorilerime inanıyorum, size kanıtları gösteriyorum” mesajı veriyordu. Ama eleştirmenlere göre deliller hiçbir zaman yeterince bilimsel değildi.
İkinci kitabı “Gods from Outer Space”i (Uzaydan Gelen Tanrılar) hapiste yazmıştı. 1968’de dolandırıcılıktan tutuklanmış, 1970’de üç buçuk yıl hapis cezası almıştı. Ama ilk kitabının satışları borçlarını ödemeye yetti. Hapiste ikinci kitabını yazarken, yine “Tanrılar”ı başlığa koydu. Çünkü formül işe yarıyordu.
Son dönem kitaplarında başka bir trend başladı: “History is Wrong” (Tarih Yanlış), “Evolution is Wrong” (Evrim Yanlışı) doğrudan provokatif isimler. Sadece tanrıları değil, artık tüm bilimi sorguluyordu. Ve bu da satacaktı.
Von Daniken’in kitap isimleri aslında onun pazarlama dehasını gösteriyordu. Teorileri bilim tarafından reddedilmiş olabilirdi elbette ama satış stratejisi mükemmeldi. “Tanrı” kelimesini kullanarak hem dindarları hem ateistleri hem meraklıları hem eleştirmenleri hedef alıyordu. Ve 70 milyondan fazla satmıştı kitapları.
Biraz daha üst açıdan bakarsak bu isimler esasen von Daniken’in tüm kariyerinin bir özetiydi: Çelişkili, provokatif, ve inanılmaz derecede başarılı!
Bir sonraki yazıda, yazarın Türkiye seyahatine yakından bakacağız…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



























