Site icon Serbest Görüş

Hukuk herkes için yoksa, hiç kimse için yoktur

Hukuk herkes için yoksa, hiç kimse için yoktur


AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM

Türkiye’de bazı kelimeler vardır ki söylendiği anda meseleyi başka bir yöne çeker ve çoğu zaman konuşmayı bitirir. “Vatan haini”, “ajan”, “terörist”, “bölücü”, “irticacı” ya da “devlet düşmanı” gibi. Bu ifadeler devreye girdiğinde artık öfke, nefret ve peşin hüküm konuşmaya başlar ve konunun esası, deliller, sorumluluklar, gerçek nedenler görülmez olur.

“FETÖ” kelimesi de uzun zamandır bu işlevi görüyor.

Ancak bugün bu etiket, eskisi gibi toplum nezdinde otomatik karşılık bulmuyor. Aksine, bir siyasetçi, bir yönetici ya da bir kurum temsilcisi bu kelimeyi kullanıyorsa toplumun önemli bir kısmı haklı olarak şu soruları sormaya başlıyor: Burada ne gizleniyor? Hangi yanlışın üzeri kapatılıyor? Hangi gerçek konuşulmasın isteniyor?…

Çünkü insanlar bu kelimenin hukuki bir tespit değil; sorumluluktan kaçmanın, hesap vermekten kurtulmanın ve gerçek tartışmayı bastırmanın aracına dönüştürüldüğünü gördü. Bir başarısızlık mı var? “FETÖ” denildi. Bir siyasi kriz mi yaşanıyor? “FETÖ” denildi. Bir kurum kötü mü yönetildi? “FETÖ” denildi. Bir parti içi mücadele mi var? Yine “FETÖ” denildi. Bir futbol takımı yenildi mi? Yine aynı etiket devreye sokuldu.

Böylece yönetim hataları, başarısızlıklar, kurumsal sorunlar, kişisel hesaplar ve hukuksuzluklar konuşulmasın istendi.

Son günlerde hem spor alanında hem de siyaset sahnesinde aynı dilin yeniden dolaşıma sokulduğunu görüyoruz. Biri futboldaki başarısızlığı, diğeri siyasetteki iç mücadeleyi açıklamak için aynı etikete yöneliyor. Eskiden “FETÖ” denildiğinde kalabalıkların sorgulamadan inanacağı varsayılıyordu. Bugün ise birçok insan artık tam tersini düşünüyor: Demek ki burada açıklanmak istenmeyen bir şey var. Demek ki gerçek tartışmadan kaçılıyor. Demek ki birileri kendi hatalarını, hesaplarını veya başarısızlıklarını bu etiketin arkasına saklamaya çalışıyor.

Bu değişim önemlidir. Çünkü toplum, yıllarca aynı kelimenin nasıl kullanıldığını fark etti. İnsanların işlerinden edildiğini, aileleriyle birlikte cezalandırıldığını, sosyal hayattan dışlandığını, somut delil gösterilmeden ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakıldığını gördü. Bir kelimenin nasıl mahkeme kararının, delilin ve adaletin yerine geçirildiğine tanık oldu.

Bu insanların talebi ya da planı bir siyasi partiyi dizayn etmek, bir kulübü yönetmek, bir iktidar projesinin parçası olmak veya toplumu tehdit etmek değildir. Bu insanların talebi sadece hukuktur. 

Eğer hukuk devleti varsa, bir cemaat de bir parti de bir dernek de bir şirket de bir taraftar grubu da tek başına tehdit değildir. Tehdit varsa bile onun adı kolektif kimlik değil, somut suçtur. Suç varsa faili kişilerdir. Ceza varsa muhatabı da ancak o kişilerin ispatlanmış fiilidir.

chp MUTLAK BUTLAN

Bir dönem aynı okulda eğitim gören, aynı bankada hesabı olan, aynı gazeteyi okuyan, aynı sendikaya üye olan, aynı sohbet ortamında bulunan, aynı vakıfta çalışan veya sadece aynı sosyal çevrede görünen insanlar aynı torbaya konuldu ve aidiyet üzerinden cezalandırılmalar yapıldı. Bireysel fiil yerine aidiyet varsayımı, somut delil yerine kanaat, mahkeme kararı yerine siyasal atmosfer geçti.

Bugün aynı yöntemin CHP içi mücadelede kullanılması şaşırtıcı değildir. Çünkü bu dil bir kez meşrulaştığında hedefi sürekli değişir. Dün öğretmene, avukata, akademisyene, iş insanına, gazeteciye, ev hanımına, öğrenciye yönelen etiket; bugün Özgür Özel’e veya onun çevresine, yarın başka bir siyasi aktöre yönelebilir.

Bu nedenle mesele sadece Kılıçdaroğlu’nun ne söylediği veya Özel’in buna nasıl cevap verdiği değildir. Mesele, iktidarın uzun yıllardır kullandığı kriminalize edici dilin muhalefet aktörleri tarafından da benimsenmesi ve yeniden üretilmesidir. Muhalefet, iktidarın tehdit ve damgalama dilini aynen kullanmaya başladığında, iktidara karşı ahlaki üstünlüğünü de kaybeder. Çünkü hukuk dışı dilin iktidarı olmaz, muhalefeti olmaz. O dil kime yönelirse yönelsin aynı şeyi yapar: İnsanı savunmasız bırakır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, düşmanlaştırma dilinden çıkmaktır. Çünkü düşmanlaştırma dili sadece hedef aldığı insanları değil, onu kullananları da zehirler. Bir süre sonra kimse kendi başarısızlığıyla yüzleşmez. Herkes hatasını başka bir tehditle açıklar. Herkes kendi sorumluluğunu başkalarına devreder.

Adalet, en sevmediğiniz insanın hakkını da koruyabilmektir. Hukuk, en ağır suç isnadında bile delil arayabilmektir. Masumiyet karinesi, sizinle aynı mahallede olmayan kişi için de geçerli olan ilkedir. Kişisel sorumluluk, toplu öfkenin önüne konulmuş en önemli hukuk bariyeridir.

Bu nedenle açıkça söylemek gerekir: Cemaat mensubiyeti iddiasıyla mağdur edilen insanların talebi, iktidar ya da muhalefet bloklarından birine eklemlenmek değildir. Kimse iktidar kavgasında kullanışlı düşman figürü olmak istemiyor. Kimse bir futbol kulübünün başarısızlık anlatısının malzemesi olmak istemiyor. Kimse bir siyasi partinin iç hesaplaşmasında “ajan”, “tehdit” veya “proje” diye kodlanmak istemiyor. İnsanlar sadece hukuk istiyor.

Adalet olsa, Cemaat de tehdit olmaz; başka hiçbir yapı da. Çünkü hukuk devleti, toplumsal yapıların varlığından korkmaz. Hukuk devleti, suç varsa suçu soruşturur; kişinin fiiline bakar, delil varsa delili tartışır; risk varsa hukuk çerçevesinde tedbir alır. Ama hiçbir zaman milyonlarca insanı bir tehdidin parçası gibi göstererek cezalandırmaya çalışmaz.

Hukukun olmadığı yerde herkes birbirine tehdit haline getirilebilir. Bugün Cemaat mensubiyeti iddiası taşıyan insanlar, yarın muhalif siyasetçiler, başka bir gün gazeteciler, sonra öğrenciler, akademisyenler, sendikacılar, taraftar grupları veya başka bir toplumsal çevre hedef haline getirilebilir.

Bu yüzden mesele Türkiye’de herkesin hukuk içinde kalıp kalmayacağı meselesidir.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla etiket değil, daha fazla empatidir. Daha fazla düşman değil, daha fazla adalettir. Daha fazla tehdit söylemi değil, herkes için hukuk güvenliğidir.

Bunun adı da ayrıcalık değil, hukuktur. Ve hukuk herkes için yoksa, aslında hiç kimse için yoktur.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version