Sûr’da sokağa çıkma yasakları döneminde hasar gören tescilli yapıların restorasyonunu üstlenen birçok firma, işi bitirmeden çalışmalarını sonlandırdı. 10 yıldır evlerine dönmek için mücadele veren aileler ise evlerini geri almak için muhatap bulamıyor
Amed’in tarihi Sûr ilçesinde 2015 – 2016 tarihleri arasında ilan edilen sokağa çıkma yasakları sürecinde zarar gören tescilli yapıların restorasyon çalışmaları 10 yıldır tamamlanmadı. Bu süreçte ailelerin mağduriyeti katlanarak büyürken, restorasyon ihalelerini alan birçok firma iş bıraktı.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Sûr, binlerce yıllık geçmişe sahip ve birçok medeniyetin izini taşıyor. Binlerce tarihi yapının bulunduğu ilçede uzun yıllardır farklı halklar ve inançların kesimler bir arada yaşıyor.
Kürt sorununun çözümü için 2013-2015 yılları arasında yürütülen sürecin bitirilmesinin ardından Sur ilçesi de sokağa çıkma yasaklarıyla hedef alındı. İlk sokağa çıkma yasağı 6 Eylül 2015 tarihinde ilan edildi. Sonrasında 13 Eylül, 10 Ekim, 28 Kasım ve 2 Aralık’ta 4 ayrı yasak ilan edildi. En son ilan edilen yasak Cevat Paşa, Dabanoğlu, Fatihpaşa, Hasırlı, Savaş ve Cemal Yılmaz mahallelerini de kapsadı.

11 Aralık 2015’te sokağa çıkma yasağına bir gün ara verildi ve 9 Mart 2016’da “çatışmaların sona erdiği” ilan edildi. Ancak 6 mahalleye girişlere 2022 yılının sonlarına kadar izin verilmedi. 21 Mart 2016’da 7 bin 714 parselden 6 bin 292 parsel için “acele kamulaştırma” kararı alındı. Karar sonrası kilise, cami, konak ve hamam gibi tescilli tarihi yapıların da aralarında olduğu binlerce yapı yıkıldı.
3 binden fazla yapı yıkıldı
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) 2019 tarihli Yıkılan Kentler Raporu’nda, 334’ü tescilli olmak üzere 3 bin 569 yapının yıkıldığı bilgisi yer aldı. Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın 21 Temmuz 2020 tarihli verilerinde ise, 3 bin 695 yapının yıkıldığı bilgisine yer verildi.
Sûr açık cezaevi
Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Sûr’u Toledo yapacağız” açıklaması ardından yasaklar sonrası bazı mahallelerde “restorasyon ve inşa” çalışmaları başladı. Yerle bir edilen bazı yerlerde cezaevi mimarisine benzer olarak, tek tip ve tek renk evler inşa edildi. Tamamen yıkılan ya da hasar gören tescilli yapılar da farklı firmalara restorasyon için ihale edildi. Bazı firmalar yüklendikleri restorasyon işini yıllar sonra tamamlarken birçok firma işi yarıda bıraktı.
Şirketler projeleri bırakıp gitti
Bazıları artan maliyetler nedeniyle iflas bayrağı çekti, bazıları da aynı gerekçeyle çalışmaları durdurdu. Bu nedenle bazı evlerin restorasyonu yarım kaldı, bazıları da kaderine terk edildi. Restore edilen bölümler de sonrasında zarar görmeye başladı.
Muhatap yok
Tüm bu süreç nedeniyle ailelerin mağduriyeti katlanarak büyüyor. Çalmadık kapı bırakmayan ailelere yapıların ne zaman teslim edileceği aktarılmıyor. Aileler, bu konuda herhangi bir muhatap bulamamaktan şikâyetçi.
Hasırlı Mahallesi’ndeki evinden geriye sadece temeli kalan Ali Aras, evinin çatışma alanının dışında olduğunu ve evinin de bu çatışmalar sırasında değil, çatışmalardan sonra yıkıldığına işaret ederek şunları söyledi:
“4 aile bu evde kalıyorduk. Çatışmalar başladığında gelinim ve çocukları evde kaldı. Bizim evimizin olduğu bölge çatışmaların olduğu bir yer değildi. Evimiz de sapasağlamdı. Burası çatışma alanı değildi. Ne zararımızı ödediler, ne kira yardımı yaptılar. Neden bize bu zulmü yapıyorlar ve evimizi vermiyorlar? Parayı kabul etmiyorum, evimi istiyorum.”
‘Cezalandırma yöntemi devrede’
Mimarlar Odası Amed Şubesi Eşbaşkanı Şerefhan Aydın ise, Sûr’un “kapanmayan bir yara” olduğunu söyledi. Şerefhan Aydın, çatışmalar sonrası yapıların bilinçli bir şekilde tamamlanmadığına işaret ederek, şunları söyledi:
“Burada ciddi bir nüfus vardı. Şu an parmakla sayılabilecek kadar ev var. 3-5 hane dışında pek kimse yok. Bunu bir politikanın sonucu olarak değerlendirmek lazım. Sadece teknik ya da ekonomik sorunlar üzerinden bunu okursak yetersiz kalır.”
Sûr’da “cezalandırma yönteminin” devrede olduğunu söyleyen Şerefhan Aydın, şunları söyledi:
“Hem burada yaşayanı evsiz bırakıp sürgün ve göçle terbiye ediyorlar, hem de toplumun hafızasına bir müdahale var. Çünkü burası şu an bir yaşam alanından çıkmış, enkaz yığınının olduğu bir bölgeye dönüşmüş. Eskiden burada sokaklar vardı. Çocuklar sokaklarda oynardı. Kadınlar kapı önlerinde sosyal ilişki geliştirirdi. Bu düzen ters yüz edildi. Devlet isterse birkaç ayda buranın tüm restorasyonunu tamamlardı. Ama yapmadı. Ne yaptı? Savaşın bitiminden hemen sonra iş makineleriyle burayı komple yıktı. Onlarca tarihi ve tescilli yapıtı yıktı, nüfusu buradan göçertti. Sonra tarihi yapılarla hesaplaşmaya girişti. Demek ki hesabını alamamış.”
Belediyelerden müdahale talebi
Yerel yönetimlerin de yetki için girişimde bulunması gerektiğini Şerefhan Aydın, şöyle devam etti:
“Artık belediyeler halkın elinde ve belediyelerin bir nevi artık buraya sahip çıkması gerekiyor. Terk edilmişlik duygusuna müdahale etmesi gerekiyor. Yetki Çevre Şehirciliğe verilmiş ama belediyeler bu yetkinin tekrardan kendilerine verilmesi için tutum göstermesi gerekir. Ama maalesef ‘görmüyorum, duymuyorum, işitmiyorum’ modu var. Bu yaklaşım değişmeli ki hafızamıza ve tarihimize sahip çıkabilelim. Biz meslek örgütü olarak da kendimizi dışında görmüyoruz. Dolayısıyla bir an önce Sûr’daki sosyal, toplumsal ve yapısal enkazın kaldırılması noktasında sorumluluk alınmalı.”
Dosya haber: https://mezopotamyaajansi45.com/tum-haberler/content/view/328067
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***