Serbest Görüş

Yazılmamış hiçbir kadın hikâyesi kalmayana adanan bir yaşam: Nagihan Akarsel


Silêmanî’de dört yıl önce katledilen Nagihan Akarsel’i anlatan kuzeni Zeynep Akarsel, ‘Nagihan’ın hayali barıştı. ‘Barış bir gün illa gelecek. Ama görür müyüm, görmez miyim, bunu ancak o gün görürüz, derdi. Onlar görmedi, hiç olmazsa onların mücadelesi için barış gelsin istiyoruz’ derken, annesi Elife Akarsel, ‘O benim tek gülümdü’ dedi

“Öyle bir söz söyle ki; ben, yaşam, özgürlük, sevgi ve adaletle içkin aşkın bilgesi olsun, JİN olsun”*

“Yazılmamış tek bir kadının hikâyesi kalmayacak” şiarıyla yaşamını hakikat arayışına, kadın özgürlük mücadelesine ve Jineoloji felsefesine adayan gazeteci-yazar Nagihan Akarsel, 4 Ekim 2022’de Federe Kürdistan’ın Silêmanî kentinde düzenlenen bir suikastla katledildi.

“Duyabilmek kadınların gelişi” başlığı ile kaleme aldığı yazıda, nerede olursa olsun, kadınlara dönük saldırıların sistematik ve politik olduğunu belirten Nagihan Akarsel, bu saldırıların amacının kendi olma bilincine erişen ve kökleri üzerinde yeşeren kadın hafızasını ve kültürünü, devrimsel gücünü kırmak olduğunu vurguladı ve “Zamanın ruhunu hisseden ve bu anlamı yeniden ören kadınlar ise kurdun hedefi olur 21. yüzyılda” diye ekledi.

Nagihan Akarsel’in entelektüel birikimi ve yarım kalan hayalleri, bugün Ortadoğu’dan dünyaya yayılan örgütlü kadın mücadelesinin en somut sembollerinden biri haline gelmiş durumda, Silêmanî’den Wan’a uzanan kadın kütüphaneleri, teorik yazıları ve sokakları dolduran ardıllarının mücadelesinde yaşam bulmaya devam ediyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever’e Nagihan Akarsel’i annesi Elife Akarsel ve kuzeni Zeynep Akarsel, anlattı.

‘Mezarıma dut ağacı dikin’ 

Konya’nın Xelikan (Gölyazı) Mahallesi’ndeki mezarını düzenli ziyaret edip, bakımını yapan kuzeni Zeynep Akarsel, Nagihan’ın bu yolda yürüyeceğini daha ilk zamanlarda anladığını söyledi. Zeynep Akarsel, “Nagihan farklıydı, hep bir arayışı vardı. Köyde kalmak istemiyordu, gidip çalışacağım diyordu. Komşular ya da akrabalar ona ‘evlen, yuva kur’ dediklerinde ise, ‘ben herkes gibi evlenmek istemiyorum, yuva kurmak istemiyorum’ derdi. Bazı şeyleri hissettiriyordu” diye belirtti.

“Nagihan güzel olan her şeyi severdi” diyen Zeynep Akarsel, aynı zamanda doğaya düşkün olduğunu ve “Bir gün ölürsem mezarıma dut ağacı dikin” dediğini aktarırken;  çocukla çocuk, yetişkinle yetişkin olduğunu da ekledi sözlerine. Zeynep Akarsel, “Çok cesur, herkese aynı yaklaşırdı ve sevgi doluydu. Yoğun bir sevgiyi hissedebiliyordun” dedi.

‘Herkese sevgiyle yaklaşırdı’

Annesi Elife Akarsel, Nagihan’ın en belirgin özelliğinin samimiyet olduğunu aktararak, herkese içten ve sevgiyle yaklaştığını, herkesin de onu çok sevdiğini söyledi. Anne Akarsel, Nagihan’ın çocukluk hayali için, “Avukat, hakim olmak istiyordu” dedi. Hep bir adalet arayışında olan Nagihan’ın gazeteci olmasını istemediğini ifade eden anne, “O gazeteci olmaktan çok memnundu ama ben değildim” dese de Nagihan’ın gazeteciliği kazandığında kurban kestiğini sözlerine ekledi.

Nagihan’ı en son ne zaman gördüğünden bahseden anne Akarsel, “Çok oldu. Cezaevine girdiğinde görüşüne gidiyorduk. Cezaevinden çıktı, bir yıl evde kaldı. Sonra gitti, geri gelmedi” yanıtını verdi.

‘Gittiği günün acısı kalbimden hiç çıkmaz’

1997’de kızının mücadeleye katıldığını ve sonrasında tutuklandığını ifade eden anne, “Cezaevine görüşe gittiğimde ona eşya götürüyordum. Hepsini arkadaşlarına verirdi. Arkadaşları o kıyafetleri giyiyordu. Nagihan çok paylaşımcıydı” diyerek bu yönünü özellikle vurguladı. Anne Akarsel, “Gitme diyordum, o da gitmem diyordu ama gidiyordu. Demek kalbinde varmış. Biz gideceğini hiç anlamadık. Sonra anladım. Gittiği günün acısı kalbimden hiç çıkmaz” diye belirtti.

‘O benim tek gülümdü’

Anne Akarsel, Nagihan’ın 1994’te kalp krizi nedeniyle vefat eden babasıyla olan ilişkisinin çok samimi olduğunu ve rahat paylaşımlarından bahsederek, “Abileriyle de öyleydi, çok rahat konuşurlardı. Nagihan’ın gizlisi saklısı yoktu. O benim tek gülümdü. O öldüğünde dünyam yıkıldı” diyerek, yaşadığı acıyı paylaştı. Nagihan’ın gitmeden önce kendisine bir tablo hediye ettiğini söyleyen anne Akarsel, anı olarak kalan tablonun, doğup, büyüdüğü ve çocukluğunun geçtiği Xelikan köyündeki evlerinde asılı bulunduğunu belirtti.

‘Otogara gidip kendisini gizleyerek abisini izlemiş’

Kuzeni Zeynep Akarsel ise Nagihan’ın özgürlük mücadelesine katılma hikayesini şöyle anlattı:

“1980 darbesinde abisi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. 98’in yaz aylarıydı. Nagihan Ankara’da olduğu için gidip abisini karşılamasını söyledik. O da ‘tamam’ dedi. Ama karşılamaya gitmemiş. Fakat otogara gidip kendisini gizleyerek abisini izlemiş. Gitmeden son kez abisini görmek için. Zaten o günde gitmiş. Bir grup arkadaşıyla birlikte gitmişler. Bu arkadaşları da ilkokuldan üniversiteye kadar beraber olduğu çocukluk arkadaşlarıydı.”

‘Ben davam için çalışacağım’

2001 yılında tutuklanan Nagihan’ı cezaevinde ziyaret ettiğini dile getiren Zeynep Akarsel, “Görüşe gitmeden önce Nagihan zayıflamıştır, üzgündür diye düşünüyordum. Ama gördüğümde çok moralliydi, iyiydi. Hiç beklediğim gibi değildi. Nagihan cezaevinden çıktıktan sonra ise komşular, ‘Artık bu yolu bırak, evlen, çocuk yap’ derdi. Nagihan’da, ‘Ben evlenmem, öyle bir kişilim yok. Ben davam için çalışacağım’ derdi. Nagihan’a herkes saygı duyuyordu. Nagihan bir ortama girdiğinde hemen kendini fark ettiriyordu. Herkesi kendine hayran bırakan bir kişiliği vardı” diye anlattı.

‘Nagihan’ın hayali barıştı’

Nagihan’ı 2014 yılından sonra hiç görmediklerini, fakat Silêmanî’de olduğu dönemlerde birkaç defa telefonla konuştuklarını söyleyen Zeynep Akarsel, “Nagilan Süleymaniye’de iken bir gün rüya gördüm. Rüyamda Diyarbakır’da bir bankta oturuyordu. Kucağında bir erkek çocuğu ve çocuğun elinde de bir güvercin vardı. Telefonla görüştüğümde bu rüyayı anlattım ona. Ben anlatınca bağırarak, ‘Zeynep bu benim hayalim. Barış gelecek, kucağındaki erkek çocuk ve güvercin barışın sembolü’ dedi. Rüyayı böyle yorumladı. Nagihan’ın hayali barıştı. ‘Barış bir gün illa gelecek. Ama görür müyüm, görmez miyim, bunu ancak o gün görürüz’ dedi. Biz de barışın gelmesini istiyoruz. Onlar görmedi, hiç olmazsa onların mücadelesi için barış gelsin istiyoruz” diyerek hem Nagihan’ın hem de kendilerinin hayali olan barışın gerçekleşmesi temennisinde bulundu.

*Mezar taşına da yazılı olan söz gazeteci ve Jineolojî Araştırma Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’e ait.

HABER MERKEZİ

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version