Site icon Serbest Görüş

Türkiye’nin sorunu Montella’dan çok daha büyük

Türkiye’nin sorunu Montella’dan çok daha büyük


HASAN CÜCÜK | YORUM

Türkiye, Uluslar Ligi A Ligi’nde oynadığı dört maçtan da puansız ayrıldı. 16 takımın mücadele ettiği A Ligi’nde son sıradayız. Bizim gibi henüz puanla tanışamayan iki ülke daha var: Sırbistan ve Çekya. Önümüzde iki maç kaldı. Kasım ayında Fransa’ya konuk olacak, ardından Belçika’yı sahamızda ağırlayacağız. Genel sıralamada son iki basamakta yer alan takımlar doğrudan B Ligi’ne düşecek. Dolayısıyla Türkiye, kendisini bir anda A Ligi’nden düşme tehlikesinin içinde buldu.

Montella’nın övünerek söylediği, “Türkiye’yi A Ligi’ne çıkaran tek teknik direktör benim” sözünün ömrü sadece altı maçla sınırlı kalabilir. Futbolun ironisi de burada başlıyor. Bir teknik direktörün en büyük başarılarından biri olarak gösterdiği A Ligi macerası, yine onun yönetiminde B Ligi’ne dönüşle sonuçlanabilir.

Ancak Türkiye’nin sorunu sadece teknik adamla sınırlı değil. Yıllardır iyi yönetilmeyen bir futbol federasyonu var. Şenes Erzik’ten sonra Türk futboluna uzun vadeli vizyon kazandıran bir federasyon başkanı göremedik. Saman alevi gibi parlayan kısa süreli başarılarla avunduk. Futbolun içinden gelen insanların futbolu yönetemediği, günü kurtaran kararların uzun vadeli planların önüne geçtiği bir düzen oluşturduk. Aynı hastalık kulüpler için de geçerli. İlk düğmeyi yanlış ilikleyip doğru sonuç bekliyoruz.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Şenol Güneş dönemiydi. EURO 2020’de sıfır çekmemize rağmen federasyon zamanında inisiyatif almadı ve teknik direktör değişikliğine gitmedi. Eylül 2021’de Dünya Kupası elemelerinde Hollanda’ya 6-1 yenildikten sonra Güneş’in görevine son verildi. Ancak geciken kararın faturası ağır oldu: Türkiye 2022 Dünya Kupası biletini kaçırdı. Aynı hatayı Montella konusunda da yaptık. 2026 Dünya Kupası sonrasında yeni bir yapılanmaya gitmek yerine başarısızlığı adeta ödüllendirdik. Avrupa’nın birçok ülkesinde dünya kupası sonrası teknik direktör değişiklikleri yaşanırken Türkiye aynı teknik adamla yoluna devam etti. Bugün geldiğimiz noktada ise Montella’nın koltuğu yeniden tartışılıyor.

Teknik direktör tercihlerimiz de başlı başına bir sorun. Yıllar önce Abdullah Avcı milli takımın başına getirildiğinde, Sepp Piontek “Kim bu Avcı? Ne başarısı var da milli takımın başına geçti?” sözlerini sarfetmişti. Zaman, Piontek’i haklı çıkardı. Avcı’nın milli takım serüveni beklentileri karşılamadı. Montella konusunda da benzer bir soru sorulabilir: Başarısı, tecrübesi ve Türkiye’ye kazandırdığı neydi ki milli takımın başına getirildi ve bu kadar uzun süre tutuldu?

Montella’nın üç yıla yaklaşan görev süresine rağmen Türkiye’nin nasıl bir futbol oynadığını tarif etmek hâlâ kolay değil. Bazen önde basıyoruz, bazen topa sahip oluyoruz, bazen geçiş futboluna yöneliyoruz. Fakat bütün bunları bir araya getiren istikrarlı bir oyun kimliği yok. Uluslar Ligi’ndeki tablo bunun en açık göstergesi: dört maç, sıfır puan, iki gol ve 11 gol. Türkiye güçlü rakiplere yenilebilir. Bunda olağanüstü bir durum yok. Fakat mesele yenilmekten çok nasıl yenildiğimiz. Büyük takımlar da kaybeder ama sahada ne yapmak istedikleri anlaşılır. Türkiye ise özellikle üst düzey rakipler karşısında oyun disiplinini çok kolay kaybediyor.

Daha kötüsü, gerçekçi hedeflerimiz yok. Hayal dünyasında yaşamayı başarı zannediyoruz. Sadece birkaç ay geriye gidelim. 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılmanın heyecanıyla başarı çıtasını adeta arşa çıkardık. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “19 Temmuz’da kupayla döneceğiz” sözleri bunun en somut örneğiydi. Gerçek ne oldu? Türkiye ilk iki maçını kaybetti ve Dünya Kupası defterini daha grup aşamasında kapattı. 24 yıllık rüya sadece altı günde sona erdi. Üstelik kadromuzda Arda Güler, Kenan Yıldız, Ferdi Kadıoğlu ve Hakan Çalhanoğlu gibi Avrupa futbolunun önemli isimleri vardı.

Bugün Uluslar Ligi’ndeki başarısızlığı Hakan Çalhanoğlu, Kenan Yıldız ve Orkun Kökçü’nün yokluğuyla açıklamak ise gerçeği görmek istememektir. Bu oyuncular Dünya Kupası’nda kadrodaydı. Sonuç değişti mi? Hayır. Avustralya ve Paraguay gibi Avrupa’nın üst düzey futbol ülkeleriyle kıyaslanamayacak rakiplere karşı bile istediğimiz sonuçları alamadık. Demek ki problem üç futbolcunun eksikliğinden çok daha büyük.

Uluslar Ligi’nde ayakta kalan birkaç oyuncudan biri Arda Güler’di. Kaleciden başlayarak savunmada, orta sahada ve hücumda ciddi problemler yaşadık. Oyuncuların reaksiyon vermekte zorlandığı, takımın zaman zaman mücadele gücünü kaybettiği görüldü. Daha önemlisi, Montella’nın bazı ilk 11 tercihleri de ciddi biçimde sorgulanmalı. Fenerbahçe’deki performansı istikrarlı olmayan Kerem Aktürkoğlu’na verilen rolün izahı zor. Barış Alper Yılmaz’ın ceza sahası içinde sürekli kendisini yere bırakması, savunmadaki acemi hatalar ve takımın oyun disiplininden kopması yalnızca futbolculara yazılamaz. Bunların önemli bir bölümü saha kenarındaki teknik adama da aittir.

Fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir gerçek var:

Türkiye’nin yerleşmiş bir futbol kimliği yok.

Oyuncu kalitesine bağlı olarak zaman zaman iyi sonuçlar alıyoruz. Bir jenerasyon iyi çıkıyor, birkaç yıldız Avrupa’ya gidiyor, takım yükseliyor. Ardından birkaç başarısız sonuç geliyor ve bütün sistem yeniden tartışılmaya başlanıyor. Çünkü ortada sonucu sürdürülebilir hale getirecek bir futbol aklı bulunmuyor.

Biz yıllardır aynı yanılgının içindeyiz. İyi oyuncularımız olduğunda iyi bir takım olduğumuzu sanıyoruz. Oysa futbolcuların kalitesi ile takımın kalitesi aynı şey değildir.

Montella değişir, federasyon başkanı değişir, oyuncular değişir. Eğer zihniyet değişmezse sonuç da değişmez.

Türkiye’nin asıl ihtiyacı yeni bir teknik direktörden önce, nasıl bir futbol ülkesi olmak istediğine karar vermesidir.

Çünkü artık sorun Montella’dan çok daha büyük.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version