Samsun’da düzenlenen ‘İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda bir araya gelen Karadenizli yurttaşlar, gazeteci, siyasetçi, hak savunucuları, eşitlik, barış ve çoğulculuk temelinde demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa etme çağrısı yaptı
Gazeteci, yazar, akademisyen, siyasetçi ve aktivist kadınların da aralarında bulunduğu 80 kadının çağrısıyla Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) düzenlenen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansının ikinci oturumu, “Kapitalizm ve sömürüye karşı emek mücadelesi” başlığında konuşmalar yapıldı.
Forum şeklinde gerçekleşen oturumda farklı iş kollarında çalışan kadınlar söz alarak, çalışma yaşamlarını ve karşılaştıkları sorunları anlattı. Yaşadıkları sorunların çözüm yollarını tartışan kadınlar, her tür sömürüye ve saldırıya karşı örgütlü mücadelenin önemine vurgu yaptı.
‘Bu coğrafyada çoğulculuğa ihtiyaç duyuyoruz’
Konferansın açılışında konuşan Fındıklı Belediyesi Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, “Tekçi zihniyetin tek din, tek dil, tek millet anlayışına karşı bu coğrafyada çoğulculuğa ihtiyaç duyuyoruz. Kürdün hakkını Laz, inançsızın hakkını inançlı savunursa ancak demokrasiden bahsedebiliriz” dedi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, 100 yıldır yok sayılan ortak iradeyi kurmak için yola çıktıklarını belirterek, “Bizim mücadelemiz halkın iradesi üzerindeki ipoteği kaldırmak içindir. Barış yalnızca silahların susması değil, toplumun kendi iradesiyle eşit bir temelde yaşama sözleşmesidir” ifadelerini kullandı.
Karadeniz Kazım Koyuncu’dur
Devam eden sürecin dar siyasi pazarlıklar olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Meral Danış Beştaş, “Barış yalnızca silahların susması değildir; toplumun kendi iradesiyle eşit bir temelde yaşama sözleşmesidir. Kürt sorununun demokratik çözümü hepimizin meselesidir. Karadeniz ırkçı olarak lanse edilmek istendi ama Karadeniz Kazım Koyuncu’dur, yaylalarına sahip çıkmak için dozerlerin önüne çıkanlardır. Kendimize güvenmeliyiz; toplum kenarda beklememeli, sürecin aktif öznesi olmalıdır” diye konuştu.
1921 Anayasası ve çoğulculuk
Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın, 1921 Anayasası’nın yerel yönetimleri esas alan özerk yapısına dikkat çekerek, 103 yıl önce belgelerle sabit olan hakların 1923’ten itibaren tekleştirici bir anlayışla daraltıldığını söyledi. Devlete resmi din ve dil biçilmeyen bu anayasanın kırpılarak Türklükle sınırlı bir sisteme geçildiğini belirten Erdoğan Aydın, “100 yıl sonra yaşadığımız toprakların çoğulculuğunu anlatan bir yerden ikinci yüzyılımızı yapılandırmak zorundayız” dedi.
‘Feminist söz bütün sözlerle eş düzlemde olmalıdır’
Feminist Hülya Osmanağaoğlu, Kemalist rejimin sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda kadınlığa biçtiği dar sınırları eleştirerek, cumhuriyetle birlikte kadınlığın Türk kadınlığına hapsedildiğini belirtti. Hakların devlet eliyle verildiği anlayışına karşı çıkan Osmanağaoğlu, “Eğer demokratik cumhuriyetin inşasından bahsediyorsak, feminist mücadelenin ve özgür kadın mücadelesinin özneleri doğrudan kadınlar olmalıdır. Kadınlar karma örgütlerin alt başlığı olmaktan çıkıp, tüm özgürlük mücadelelerinin eşit bileşeni olarak hareket etmelidir” ifadelerini kullandı.
‘Umutsuzluğu bırakıp mücadeleye odaklanmalıyız’
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevilerin artık eşit yurttaşlığı geçip yaşam kaygısıyla kendilerini korumaya çalışan bir toplumsal yapıya dönüştüğünü ifade etti. Eşit yurttaşlık talebinin tüm farklı kimlikler için ortak bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Aydın Deniz, “Umutsuzluğu bir kenara bırakıp tüm gücümüzü demokrasi mücadelesine harcamak zorundayız. Gelecek nesillerin bu sorunları yaşamaması için önümüzdeki bu fırsatı kaçırmamalıyız” diye konuştu.
‘Devletin dini adalettir, başka madde koyulamaz’
Saadet Partisi eski Genel İdare Kurulu Üyesi Muammer Bilgiç, Türkiye’nin son yüzyılının darbeler, kayyımlar, yasaklar, boşaltılan köyler ve ekonomik sömürüyle geçtiğini dile getirdi. Güçlü olmanın haktan yana olmak anlamına gelmediğini hatırlatan Muammer Bilgiç, “Barış sadece silahların susması değil, tarafların kendilerini her anlamda iyilik halinde hissetmesidir. Kendisine hak gördüğünü Kürde, Ruma hak görmeyenin ahlakından bahsedilemez. Devletin dini adalettir, bundan başka bir madde koyulamaz” vurgusunu yaptı.
‘Süreci kimse bize bahşetmeyecek, biz inşa edeceğiz’
İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, içinden geçilen barış ve ateşkes sürecinin iktidarın kendi lütfuyla başlamadığını, bu nedenle halkların sürece müdahil olma olanağının yüksek olduğunu kaydetti. İnsan onurunu önceleyen eşit ve kardeşçe bir rejimi kimsenin bahşetmeyeceğini vurgulayan Ersoy, “Kürt meselesinin demokratik çözümünü örgütleyecek olan bizleriz. Seyirci kalırsak halkların çıkarını bekleyemeyiz; çerçeve yasayı demokratik mücadelemizle kuşatmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
‘Savaş ekolojik ve toplumsal bir yıkımdır’
Samsun Çevre Platformu Sözcüsü Adnan Korkmaz, savaşın sadece insanları değil, doğayı ve ekosistemi de yok ettiğini ifade etti. Acele kamulaştırma ve mülksüzleştirme yasalarıyla Karadeniz’den Marmara’ya kadar halkın toprağından edildiğine dikkat çeken Adnan Korkmaz, “Silah üretiminden yerle bir edilen şehirlerin yeniden inşasına kadar her aşama doğa katliamıdır. Ekokırım aynı zamanda toplumsal bir yıkımdır ve bu durum bir iklim krizidir” uyarısında bulundu.
‘Kamu kaynakları savaşa değil halkın ihtiyaçlarına harcanmalı’
Yazar Ayşegül Devecioğlu, savaşın yıkımının ve doğa talanının ülkenin her yerinde hissedildiğini belirterek Gabar’daki ÇED raporsuz maden ruhsatlarına dikkat çekti. Faşizmin kurumsallaştığı bir dönemde barış fırsatını yakalamanın önemine değinen Ayşegül Devecioğlu, “Çatışmasızlık döneminde ekokırım yasası çıkarılmalı. Kamu kaynakları savaşa değil halkın ihtiyaçlarına harcanmalıdır. Mücadeleden başka yolumuz yok, elimizdeki barış fırsatını harcamayalım” dedi.
Konferans “Demokrasi ve Barış için Ortak Mücadelenin İmkanları” başlıklı forum bölümü ile sona erdi. Bu oturumda söz alan yurttaşlar ortak mücadelenin önemine vurgu yaptı.
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

