Sürece dair değerlendirmelerde bulunan Kobanê Davası tutsaklarından Günay Kubilay, Demokratik Cumhuriyet perspektifinin sosyalist hareket ile Kürt demokratik hareketi arasında ortak bir mücadele zemini oluşturabileceğini belirtti
DAİŞ’in Rojava’nın Kobanê kentine yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen eylemler gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisi’nin eş genel başkanları ve MYK üyeleri ile birlikte tutuklanan partinin o dönem sözcüsü olan Günay Kubilay Sincan 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden avukatları aracılığıyla Mezopotamya Ajansı’ndan Sema Bingöl’ün sorularını yanıtladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair değerlendirmelerde bulunan Günay Kubilay, gelinen aşamayı analiz edebilmek için tarafların bu süreci hangi amaçla başlattıkları ve hangi siyasal strateji doğrultusunda sonuç almak istediklerine bakmak gerektiğini belirtti.
Devletin çözüm perspektifiyle almadığının göstergesinin “terörsüz Türkiye” söylemiyle de görüldüğünü belirten Günay Kubilay, devlet tarafından sürecin “dış ve iç güvenlik mimarisi”nin bir parçası olarak ele alındığını vurguladı.
Günay Kubilay, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan açısından ise sürecin, yalnızca savaşın sona erdirilmesi olarak değil eş zamanlı olarak demokratik bir toplum inşasının yolunu açacak kalıcı bir barış sürecinin inşası olarak ele alındığını belirtti.
Günay Kubilay, “Böylesine birbiriyle bağdaşmaz iki farklı amaç ve iki farklı stratejiye bağlı yürütülen müzakere sürecinin ilk aşamasında, bir ‘çerçeve yasa’ya ulaşılmış olması bir müzakere başarısıdır. Her ne kadar yasanın çerçevesi dar, içeriği anti demokratik özellikler taşısa da; hem sürecin hukuki bir zemine taşınması, hem de bundan böyle sürecin ilerletilmesi bakımından son derece önemli bir eşiğin aşılması anlamına gelmektir” diye kaydetti.
Günay Kubilay, demokratik siyaset alanındaki bütün güçlerin, kendilerini sürecin kısıtlarından kurtararak özgürleştirmeleri ve “müzakere ve mücadele” süreçlerini eş zamanlı sürdürecek bir yönelime girmeleri gerektiğini dile getirdi.
‘Toplumsal meşruiyet zemini oluştu’
Daha önceki süreçten farklı olarak bu süreçte siyasi partilerin yaklaşımının değiştiğine dikkat çeken Günay Kubilay “2013-2015 sürecinde düzen partilerinin neredeyse AKP dışında hepsi, çözüm sürecine karşı konumlanmışlardı. Bu karşıtlığın en sivri ucu Bahçeli’ydi. Oysa bugün Bahçeli belli bir ‘iş bölümü’nün sonucu olarak sürecin ‘taşıyıcı kolonu’ işlevi görüyor ve sürecin omurgasını oluşturuyor. Bahçeli’nin stratejik rolü, onların amaçları itibariyle ‘örgütün tasfiyesi’yle sınırlıdır. Söz konusu Kürtlerin kolektif siyasi haklarının tanınması olunca klasik ‘siyasi sınırları’na çekilecek, deyim yerindeyse ‘fabrika ayarlarına’ geri dönecektir. Diğer taraftan Özgür Özel CHP’sinin geçen dönemden farklı olarak bu sürece yönelik yapıcı tavrı, Meclis Komisyonu’nda yer alması gibi adımları sürecin bu noktaya taşınmasında muazzam kolaylıklar sağlamıştır. Dolayısıyla birkaç küçük faşist parti ve grubun dışında geniş bir siyasal destek ve toplumsal meşruiyet zemini oluşmuştur” dedi.
‘Barış inşa etmek isteyen iktidar değil Öcalan’dır’
Sürece siyasi ve toplumsal desteğin, 10 Ağustos’ta 467 oyla Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa ile somutlaştığının altını çizen Günay Kubilay, gelinen aşamada “savaşı bütünlü bir demokrasi perspektifine bağlı olarak ‘neden-sonuç ilişkisi’ itibariyle bitirmek ve kalıcı bir barışı inşa etmek isteyen iktidar değil, Öcalan’dır” dedi.
Abdullah Öcalan’ın statüsü
Süreç kapsamında kabul edilen çerçeve yasaya dikkat çeken Günay Kubilay, çok sayıda tutsağın düzenlemenin dışında bırakıldığını belirtti. Yasanın güvenlikçi bir anlayışla hazırlandığını ve uygulama yetkisinin büyük ölçüde yürütmenin elinde toplandığını ifade eden Günay Kubilay, “Bundan sonraki ilk aşamada umut hakkı dâhil, kapsam dışı kadrolara hapishane kapılarını açacak bir yasal düzenlemeye öncelik verilmelidir.” Öcalan’a belli bir statü tanınmasının stratejik bir değerde olduğunu kaydeden Günay Kubilay “çünkü Öcalan sürecin ‘siyasi sigortası’dır” değerlendirmesini yaptı.
Sosyalistlerin sürece dahli
Sosyalist hareketin sürece yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günay Kubilay, HDK ve HDP deneyimiyle birlikte Kürt siyasi hareketiyle ortak demokratik zeminde siyaset yürüttüğünü belirtti. Kürt halkının kendi geleceğini özgür iradesiyle belirleyebilmesinin önemine işaret eden Günay Kubilay, “Yaklaşık yarım asır boyunca kesintisiz süregelen sıcak mücadelenin sonucunda verili koşullarda Kürtlerin kendi geleceğini belirleme hakkının kendi özgür iradeleri doğrultusunda belirlenmiş olması beni daha fazla mutlu eder, aynı zamanda ezen ulus sosyalisti olarak özgür kılabilirdi. Bugün atılacak öncelikli adım şu ya da bu nedenle süreci ‘sert eleştiri yağmuru’na tutmak değil, sürecin Kürtlerin beklentilerine yanıt verecek düzeyde sonuçlanabilmesi için gerekli toplumsal-siyasal desteği sağlamaya çalışmak olmalıdır. Hiçbir mücadele uluslararası koşullardan, bölgesel gelişmelerden, mücadele sürecindeki güç dengelerinden bağışık değildir. Bu durum sosyalist hareket için, işçi sınıfı hareketi için ne kadar geçerliyse Kürt hareketi için de o kadar geçerlidir” ifadelerini kullandı.
Abdullah Öcalan’ın “Demokratik toplum” ve “Demokratik Cumhuriyet” perspektifinin sosyalist hareket ile Kürt demokratik hareketi arasında ortak bir mücadele zemini oluşturabileceğini belirten Günay Kubilay, “Bütün toplumsal eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını ve egemenlik ilişkilerinin sona erdirilmesini öngören bütünlüklü bir demokrasi perspektifiyle biçimlenecek bir Demokratik Cumhuriyet programı yalnızca Kürt sorununun demokratik çözümünü kapsamakla kalmayacak, bir demokratik devrimin çözmesi gereken sorunların çözümünü de kapsayacak ve birleşik mücadelenin kesintisiz biçimde geleceğe taşınmasının yolunu açacaktır” dedi.
Alp Altınörs: Yasanın MGK kararına bağlanması Meclis’i işlevsizleştirmektir
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

