Kayıp yakınları ve hak savunucuları, Amed, Êlih ve Colemêrg’de yaptıkları açıklamalarda kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılmasını istedi
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemleri, Amed, Êlih (Batman) ve Colemêrg’te (Hakkari) bu hafta da devam etti. Kayıp yakınları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasından bu yana, devletin gözaltında kaybedilenlerin bulunmasına yönelik bir çalışmasının olmamasına da tepki gösterdi.
Amed
İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve Kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eylemlerinin 925’inci haftasında Rezan (Bağlar )ilçesi Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eyleme katılanlar, kayıpların fotoğraflarını taşıdı.
Bu haftaki eylemde 1996 yılının Kasım ayında gözaltında kaybedilen Mehmet Şirin Bayram’ın hikayesine dikkat çekildi. Eylemde söz alan Bayram’ın annesi Remziye Bayram, “Devletin aldığı akşamın ertesinde gözleri kapalı nezarette görüldü. O günden bugüne onu görmedik. Şu anda devam eden bir süreç var. Bu sürecin başlaması ardından gözaltında kaybedilen bir kayıp bulundu mu? Hayır. Birinin akıbeti ortaya çıkarıldı mı? Hayır. Peki adalet nerede, Adalet Bakanı nerede? Bu süreç, süreç değil kandırmadır” diyerek tepki gösterdi.
‘Sorumluluk devlette’
Bayram’ın kardeşi Halime Bayram ise 30 yıldır yaşadıkları acıyı tarif edemediklerini söyledi. Meydanlara inerek devletin sorumluluklarını hatırlattıklarını belirten Halime Bayram, “Faili meçhul cinayetlerinin akıbetinin ortaya çıkarılması için devlet tarafından gerekli mekanizmaların devreye konulmasını istiyoruz. Görev ve sorumluluk onlarda ve yerine getirmeleri gerekiyor. Şu anda yürüyen bir süreç var. İkinci yüzyıla da kara lekeler ile geçmemek için bu kara lekeler ikinci yüzyıla da taşınmaması için kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalı. Hakikatler ile yüzleşilmelidir. Bu coğrafyada binlerce kişi Kürt kimliğini taşıdığı için kutsal olan yaşam hakkı elinden alındı. Kayıpların bulunması devletin sorumluluğundadır. Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” diye konuştu.
İHD Kayıp Komisyonu üyesi Berfin Elçi, Mehmet Şirin Bayram’ın hikayesini paylaştı. Bayram’ın hikayesi şöyle:
“Mehmet Şirin Bayram, 15 Ağustos 1978 tarihinde Amed’in Pasûr ilçesi Temira Köyüne bağlı Bîra Zeyna Mezrasında doğar. 1994 yılında Bayram Ailesinin yaşadığı Temira Köyü Bîra Zeyna Mezrası’nda devlet köylüler üzerinde ciddi baskılar oluşturup, köylüleri korucu olmaya zorlar. Ancak tüm baskılara rağmen köylüler koruculuğu kabul etmeyince yaşadıkları köy yakılır ve çoğu köylü zorla yerlerinden göç ettirilir. Şirin Bayram’ın amcası olan İhsan Bayram, tüm baskılara rağmen köyde kalmaya devam eder. Aradan 2 yıl geçtikten sonra Mehmet Şirin Bayram, 1996 yılının Kasım ayında köyde yaşamakta olan amcası İhsan Bayram’ı ziyaret etmek için yola çıkar. Temira köyüne vardığında karanlık çöker. Mehmet Şirin Bayram, yoluna devam etmez, sık sık yaşanan operasyonlardan dolayı gece tehlike arz edebilir diye Bîra Zeyna’ya ertesi sabah gideceğini düşünerek akrabası olan Ramazan Tekin’in evinde misafir olarak kalmaya karar verir. O gece saat 11-12 civarında Kulp’un korucularının ve askerlerin yaptıkları ev baskınında ev sahibi olan Ramazan Tekin ve misafir olan Şirin Bayram gözaltına alınır.
Ramazan Tekin ve Şirin Bayram’ın gözaltına alındığı esnada ev sahibi Hazal Tekin (Ramazan Tekin’in eşi) Fettah ve Cumali isimli iki korucuyu tanıdığını söyler. Aynı günün sabahında Hazal Tekin, Şirin Bayram’ın amcası olan İhsan Bayram’ı haberdar etmek üzere saat 07:00 gibi Bîra Zeyna mezrasına giderek Şirin’in amcasına Kulp korucularının ve askerlerin Şirin ve Ramazan’ı gözaltına aldıklarını haber verir. İhsan Bayram Kulp Karakolu’na giderek gözaltındaki Şirin Bayram için tanıdığı koruculardan korucubaşı Hüseyin ve Mustafa Bulut’tan Şirin Bayram hakkında bilgi vermelerini ister. Mustafa Bulut, İhsan Bayram’a burada kalıp kendisinden haber beklemesi gerektiğini söyler, ertesi gün öğlen saatlerinde Mustafa Bulut (korucubaşı) İhsan Bayram’a ulaşarak Şirin’in Kulp Karakolu’nda olduğunu, onu gördüğünü, onunla konuştuğunu ve Şirin’in gözlerinin bağlı olduğunu söyler
Haber alınamadı
Bu olaydan sonra Korucubaşı olan Mustafa Bulut; Kulp Karakolu’na çağrılarak Şirin Bayram’ı gördüğünü söylememesi için tehdit edilir ve şiddet görür. Ertesi gün sabah 08.00 gibi Mustafa Bulut, Şirin Bayram’ın amcası İhsan Bayram’ın yanına giderek Şirin Bayram’ı hiç görmediğini ve Kulp Karakolu’na hiç gitmediğini söyler. Ailenin tüm resmi kurumlara yapmış olduğu başvuru ve arama çabalarına rağmen 17 yaşında gözaltında kaybettirilen Şirin Bayram’dan bir daha haber alınamaz. Yıllardır bu meydanda ‘evladımın kemiklerini istiyorum, onun da bir mezarı olsun; gidip başında dua okumak istiyorum’ diyen Remziye ananın bu hasreti son bulsun istiyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Şirin Bayram için adalet istemekten, Remziye anne ve diğer tüm annelerimizin özlemini haykırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
Açıklamanın ardından oturma eylemi yapıldı.
Êlih
İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 761’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı sıra siyasi parti temsilcileri de katıldı. Bu haftaki eylemde 15 Ekim 1994 tarihinde Dersîm’e bağlı Xozat (Hozat) ilçesine bağlı Torut köyünde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Nazım Gülmez’in akıbeti soruldu.
Gülmez’in kaybedilme hikayesini İHD üyesi Bilal Bilgin şöyle dile getirdi:
“61 yaşındaki Nazım Gülmez, Hozat ilçesi Taşıtlı Köyü’nde yaşıyordu. Evli olup 9 çocuk babasıydı. Gülmez, tarım ve hayvancılıkla uğraşıp, geçimini sağlıyordu. 13 Ekim 1994 tarihinde Ali Boğazı bölgesinde Bolu Komando Tugayına bağlı askerler tarafından icra edilen askeri operasyon sırasında, Dersim ili Hozat ilçesine bağlı Torut köyüne baskın gerçekleşir. Köy muhtarı ve bir köylü askerler tarafından gözaltına alınır. Köylüler akşam saatlerinde serbest bırakılır. Bu baskından 2 (iki) gün sonra 15 Ekim 1994 tarihinde, öğlen saatlerinde aynı askerler tekrar köye gelir, köyde arama yaparlar, ardından evler ateşe verilerek yakılır.
Operasyona katılan askerler Nazım Gülmez’i kendilerine arazide kılavuzluk yapması gerekçesiyle evinden aldılar. Nazım Gülmez, çaresiz bir şekilde askerler tarafından köy muhtarı ile tüm köylülerin gözleri önünde zorla götürülür. Ailesi kendisinden o günden beri hiçbir haber alamaz.
Kayıp Nazım Gülmez’in eşi Garip Gülmez, olaydan bir ay sonra Hozat’taki binbaşıya eşinin akıbetini sorar. Binbaşı tarafından kendisine şu yanıt verilir: ‘Biz onları elimizde bir süre tuttuktan sonra serbest bıraktık, şimdi biz de onu arıyoruz.’ şeklinde beyanda bulunmuştur. Bunun üzerine Garip Gülmez bu kez Hozat Savcılığına başvurur. Yapılan bu başvuru neticesinde Hozat Savcılığı görevsizlik kararı verdi. Verilen görevsizlik kararı üzerine Gülmez ailesi, Elazığ Askeri Savcılığa başvuruda bulunur. Dosyayı bir türlü sonuçlandıramayan Elazığ Askeri Savcılığı da aileye, dosyanın Malatya DGM Savcılığına gönderildiği bilgisini paylaşır. Malatya Savcılığı dosya hakkında kendisinin yargı yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle tekrar Hozat Cumhuriyet Savcılığına gönderir.
İç hukuk yollarından herhangi bir sonuç alamayan Gülmez Ailesi, davayı avukatları aracılığı ile 26 Mart 2016 tarihinde AİHM’e taşıdı. AİHM başvurunun 6 aylık süre sınırına uyulmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddeder.”
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
Colemêrg
Kayıp yakınları ve İHD Colemêrg Şubesi, eylemlerinin 251’inci haftasında Gever (Yüksekova) ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. Eylemde, kaybettirilenlerin fotoğrafları taşınırken, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartı açıldı. Bu haftaki eylemde 27 Ekim 1995 yılında Gever’in Alyawa köyüne yapılan baskında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ın failleri soruldu.
Basın metnini İHD Colemêrg Şube Eşbaşkanı Sibel Çapraz okudu. Failler bulunana dek mücadele edeceklerini belirten Sibel Çapraz, “31 yıldır adalet mücadelesinden vazgeçmedik. Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken, Münür Sarıtaş ve tüm kayıplarımızı aramaktan, faillerinin yargılanarak cezalandırılmalarını talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Üç kişinin hikayesi
Gözaltında kaybettirilen 3 kişinin hikayesi okundu. 3 kişinin hikayesi şu şekilde: “27 Ekim 1995 günü Yüksekova Çetesi yöneticisi Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler, Gever’e bağlı Aywana Köyü’ne geldi. Askerler köylüleri dipçiklerle şiddet uygulayarak, yaşlı insanları ise yerlerde sürükleyerek köy meydanında topladı. Rastgele seçilen 73 yaşındaki yürüme zorluğu çeken Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş gözaltına alınarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Tabur’una götürüldü.
Onları sormak için tabura giden ailelere Binbaşı Yurdakul, ‘24 saat gözaltında tutulacaklar’ dedi. Aileler tekrar tabura gittiğinde ise “kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin’ dedi. Yapılan tüm başvurular reddedildi. 3 insanımızın gözaltına alındığı gerçeği sümen altı edildi. Ailelerin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı, üç köylüden bir daha haber alınamadı.”
‘Tek suçu Kürt olmak’
Ardından Abdülkerim Yurtseven’in torunu Zelal Yurtseven konuştu. Hala dedesini aradıklarını söyleyen Zelal Yurtseven, “Dedemiz 73 yaşındaydı; yürümekte güçlük çeken bir köylüydü. Tek suçu Kürt olmaktı. O gün evinden alındı ve bir daha geri dönmedi. 31 yıldır sesini duyamadık, kokusunu içimize çekip öpemedik; o yokluğun sessizliğiyle birlikte adalet de sessiz kaldı. Dedemiz devletin gözleri önünde kaybedildi. Dosyalar raflara kaldırıldı ve adalet dosyaların arasında kayboldu. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’nin sorumlu olduğunu oy birliğiyle tescilledi. Yine de iç hukukta tek bir fail bile ceza almadı. Bu ülkede sevdiklerimizi kaybedenler, cezasızlığın rahatlığıyla yaşamaya devam ediyor” dedi.
Açıklama yapılan oturma eylemi ile son buldu.
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

