Tutuklanıp görevden alınarak yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer:
- Kayyımlık, bir hak gaspıdır, seçme ve seçilme hakkına saldırıdır, milli iradeyi tanımamaktır. İktidar, milli iradeyi ayaklar altına almış durumda. Birçok belediyeyi adeta gasp etmektedir
- Çözüm sürecinin ilerlemesi için atılacak birinci ve en öncelikli adım, kayyımların kaldırılması; AYM ve AİHM kararlarının bir an önce uygulanmasıdır. Bu, iktidarın sürece dair samimiyet testidir aynı zamanda
- Toplumun kahir ekseriyeti barış sürecini destekliyor ama iktidara inancı ve güveni çok az. Hiçbir adım atmış değil. Bir senedir tahliye olmuşum, neden görevimin başında değilim? Halk bunu soruyor
Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te evine düzenlenen baskınla gözaltına alındı ve ardından tutuklanarak görevinden uzaklaştırıldı. Tahliye edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine ve kayyım atanmasına gerekçe gösterilen davadan beraat etmesine rağmen görevine iade edilmedi. Esenyurt’ta kayyım olarak görev yapan Can Aksoy, 19 Ekim’de belediyeye yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında görevden alınırken yerine Van Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ulaş Akhan atandı. Ahmet Özer’in göreve iadesi yönünde ise herhangi bir adım atılmadı. Yaklaşık iki yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kayyım uygulamalarına son verilmesi, iktidarın atması beklenen temel adımlardan biri olarak öne çıkıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Ahmetler göreve” çağrısına rağmen kayyım uygulamasının sona erdirilmesi yönünde atılmış somut bir adım yok. Prof. Ahmet Özer ile kayyım sürecini, Esenyurt’taki uygulamaları, Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını, iktidarın tutumunu, muhalefetin sürece yaklaşımını ve çözüm sürecinin geleceğine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
‘Bir Kürt’ün başarısını hazmedemediler
Esenyurt’ta kayyım sürecinin başlama nedenlerini değerlendiren Ahmet Özer, evine adeta bir bombacı yakalar gibi baskın düzenlendiğini belirterek, şunları söyledi:
“Düzmece, içi boş bir dosya ve mesnetsiz iddialarla evime baskın yapılarak adeta bir bombacı yakalar gibi gözaltına alındım, sonra da tutuklandım. Birçok nedeni var. Bazılarını şöyle sıralamak mümkün: Bir Kürt’ün gelip İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük ilçesini başarılı bir biçimde yönetmesini hazmedemediler. Bizim Kürt seçmenle kurduğumuz, demokrasinin olmazsa olmazı olan diyaloğu ve uzlaşıyı kriminalize ederek sabote etmek istediler. Daha önce yıllarca Esenyurt’u rantçı bir anlayışla yönetmişlerdi, tekrar bu anlayışla Esenyurt’u ele geçirmek istediler.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmeye ve Bahçeli’nin süreçteki rolüne değinen Ahmet Özer, Einstein’ın “Bir sorun, o sorunun yaratıldığı düzlemde kalınarak çözüme kavuşturulamaz; bunun için yeni bir düzleme geçmek gerekir” sözünü hatırlattı.
‘Bahçeli yeni bir düzleme geçti, iktidar ise işi yavaştan alıyor’
Bahçeli’nin barış sürecini başlatmanın siyasi riskini üstlendiğini belirten Ahmet Özer, şunları söyledi:
“Bahçeli, sorunun çözümü için devlet adına sorumluluk ve sözcülük üstlenerek adeta yeni bir düzleme geçti. Sürecin boşa gitmemesi için de zaman zaman çıkışlar yapıyor ve açıklamalarda bulunuyor. Bunlardan en çarpıcısı, birçok şeyi bir cümlede özetleyen şu çıkışıydı: ‘Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvaya dönünceye kadar kararımız nettir’ demesiydi.
İktidar istekli değil
Bunları söylemiş olması bile kıymetli. Tabii asıl mesele, bu söylemin gereğinin yerine getirilip getirilmemesi. Hayata geçmesi için iktidarın adım atması gerekir, ancak iktidar bu konularda çok istekli davranmıyor. Ne Bahçeli kadar samimi ne de Bahçeli kadar istekli davranıyor. Biraz işi yavaştan alıyor, erteliyor, öteliyor.”
Kayyımdan vazgeçilmeli
Süreç devam ederken kayyım uygulamasından vazgeçilmemesini büyük bir tezat olarak tanımlayan Ahmet Özer, iktidarın bir tercih yapması gerektiğini söyledi. Ahmet Özer, “Tamamen tezat bir durum. Bir taraftan etraf ateş çemberi, öte yandan barış süreci yürütülüyor ve başta Cumhurbaşkanı olmak üzere yetkililer ‘İç cepheyi güçlendirelim’ diyor. Âmennâ, iç cepheyi güçlendirelim. Peki, bir yandan bunları deyip öte taraftan barışı sabote eden, iç cephede ayrışmaya yol açan uygulamalar neden yapılıyor? Anlamak mümkün değil” dedi.
Hem barış deyip hem operasyon yapılamaz
“AKP bir karar vermeli” diyen Ahmet Özer şunları söyledi:
“Toplumsal barış mı, kutuplaşma mı istiyor? İç cepheyi güçlendirmek mi, yoksa siyasi operasyonlarla iç cephede yarılma yaratmak mı istiyor? İkisi bir arada olmaz. Bir yandan barış diyor, öte yandan ana muhalefete her gün operasyon yapılıyor. Seçilmiş belediye başkanları günlerce nezarethanelerde tutularak aşağılanıyor, sonra da henüz kanıt yokken, henüz bir karar verilmemişken aylarca, hatta yıllarca hapiste tutuluyor. Hukuk, iktidar partisinin kendi rakiplerini susturmasının, sindirmesinin aracı hâline getiriliyor. Bu gidişat ne iyidir ne de sürdürülebilir.”
Anayasal adımların atılması gerekir
Yerel demokrasinin güçlendirilmesinin çözüm sürecinin kalıcılığı için şart olduğunu belirten Ahmet Özer, sürecin başarılı olması için iki temel boyuta dikkat çekti:
- Silahların bırakılması: Silahların bırakılmasıdır ki bu adım son derece önemli ve tarihidir. Bu noktada Sayın Öcalan, üstüne düşeni fazlasıyla yapıyor ve gerekli adımların atılmasını sağlıyor.
- Yasal ve anayasal adımlar: Silahların bırakılması, Kürt sorununun çözümü demek değildir. Bunun için eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi yasal ve anayasal adımların atılması gerekir.”
Yasa gerektirmeyen adımlar
Meclis Komisyonu raporundaki 6. ve 7. bölümlere işaret eden Ahmet Özer, bazı adımların yasa çıkarmaya dahi gerek kalmadan hemen uygulanabileceğini ifade etti:
“Tutuksuz yargılama, kayyımların kaldırılması, hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması ve seçilmişlere, gazetecilere, aydınlara yapılan operasyonların son bulması gibi… Bunları yapmak için yasa çıkarmaya gerek yok. İktidar, süreci salimen yürütmek ve başarıya ulaştırmak istiyorsa bunları hemen yapabilir.”
Kayyımlık bir hak gaspıdır
Belediyelerin sürecin merkezinde durduğunu ifade eden Özer, Anayasa’nın 127. maddesini ve yargının araçsallaştırılmasını şu cümlelerle eleştirdi:
“Anayasada yönetimin iki ayağı öngörülmüş: Biri merkezi yönetimdir, diğeri yerel yönetimdir. Siz bu ilkeyi rafa kaldırıp tutuklamalarla, transferlerle, zorla, baskıyla yerel yönetimleri el değiştirirseniz hem demokrasiyi ortadan kaldırırsınız hem de toplumsal barışı zedelersiniz.
Demokrasilerde seçimle gelenin seçimle gitmesi esastır. Anayasa’nın 127. maddesi, ‘Hiç kimse halktan almadığı bir yetkiyi halk adına kullanamaz’ diyor. Bizi bir arada tutan temel çimento hukuktur. Hukuk bozulursa toplum çözülür. Kayyımlık, bir hak gaspıdır, seçme ve seçilme hakkına saldırıdır, milli iradeyi tanımamaktır. AKP, baskı politikasıyla iktidarını daim etmek ve yapılacak seçimi kazanabilmek için bugünden siyaseti dizayn etmek istiyor.”
Toplumsal güven ve iktidarın güvenilirlik testi
Halkın barışa destek verdiğini ancak iktidara olan güveninin zayıf olduğunu kaydeden Özer, sahada karşılaştığı soruları aktardı:
“Toplumun kahir ekseriyeti barış sürecini destekliyor ama iktidarın bunu yapacağına dair inancı ve güveni çok az. Anayasa yapmaktan bahseden iktidar, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararlarına neden uymuyor? Demokrasiden bahseden iktidar, Van ve Mardin gibi büyükşehirleri, Esenyurt gibi Türkiye’nin en büyük ilçesini kayyımla yönetiyor. Bir senedir tahliye olmuşum, hâlâ görevime dönmedim. Neden görevimin başında değilim? Sokakta halk bunu soruyor. Bir referandum yapılsa halkın kahir ekseriyeti kayyımın derhal belediyeleri terk etmesini ve seçilmiş belediye başkanlarının görevinin başına dönmesini söyleyecektir.”
YENİ Parti’nin rolü
YENİ Parti’nin önündeki Büyük Kurultay için iki kritik noktaya dikkat çeken Ahmet Özer, şunları söyledi:
- “Topluma yönetme konusunda güven verecek güçlü ve nitelikli bir kadro oluşturup halkın önüne çıkmaktır.
- Kürt sorunu konusunda cesur bir biçimde bu argümanlarının altını doldurarak ve demokratikleşme konusunda iktidarı zorlamaktır.
- AKP, 24 yıldır Kürt sorununu çözüyormuş gibi yapıp sorunu çözmedi. Zamanın ruhu, gelinen noktada bu sorunu tamamen çözecek bir partiyi bekliyor. O parti, ana muhalefet partisi olarak YENİ Parti olabilir.”
Göreve iade talebi
Beraat etmesine rağmen hâlâ görevine başlatılmamasını sert bir dille eleştiren Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, halkla yapılan toplumsal sözleşmeye vurgu yaptı:
“Esenyurt’ta her iki seçmenden birinin oyunu alarak seçilmiş bir belediye başkanı olarak mazbatam bir kağıt parçası değildir; halkın mühürlenmiş iradesidir. O mazbatanın çiğnenmesi, yalnızca benim değil, bana oy veren 227 bin 608 yurttaşın anayasal hakkının yok sayılması, bir milyonu aşkın nüfusu olan Esenyurt halkının mağdur edilmesidir.
Seçimle elde edilen yalnızca bir makam değil, halkla yapılan bir toplumsal sözleşmedir. Bu sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesi kabul edilemez. Buradan bir kez daha vicdani ve demokratik itirazımızı dile getiriyor, bir an önce göreve iademizi bekliyoruz.”
Kayyımlara son vermenin 3 yolu
Ahmet Özer, kayyım uygulamalarının derhal son bulması ve seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine dönmesi için 3 somut hukuki ve idari yol sundu:
Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı: İstanbul 9. İdare Mahkemesi’ne açtığımız ve kazandığımız bir dava var. ‘Kayyım anayasaya aykırıdır’ dedik ve mahkeme konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. AYM, 14 Mayıs 2025’ten beri henüz bir değerlendirme yapmış değil. Eğer AYM bu haklı talebimizi onaylarsa sadece Esenyurt için değil, bütün Türkiye için emsal olur ve kayyımlara son verilir.
İçişleri Bakanlığı’nın göreve iade yazısı: İçişleri Bakanı’nın görevimize dönmemiz konusunda bir yazı yazması yeterli. Bizler ikinci gün görevlerimizin başına dönmüş oluruz.
Yasal / KHK değişikliği: Meclis’ten çıkan son ‘çerçeve yasa’ uygulamaya başladığında bunun bir sonucu olarak kayyımların da kalkmasıdır. Burada OHAL koşullarında KHK olarak çıkarılan ve sonra Yerel Yönetimler Yasası’na eklenen ilgili maddede küçük bir değişiklikle bu iş halledilebilir.
Kaynak: YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

