Site icon Serbest Görüş

Senai Çelik: 12 Eylül’ü 5 No’lu Cezaevi’nde yenilgiye uğrattık


Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde ağır işkencelere maruz kalan Senai Çelik, bu sürecin hafızasında silinmeyecek izler bıraktığını ancak direnişle 12 Eylül cuntasını yenilgiye uğrattıklarını belirtti

Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in başını çektiği TSK, 12 Eylül 1980 tarihinde yaptığı askeri darbeyle yönetime el koydu. Darbeyle birlikte siyasi partilerin yanı sıra yüzlerce sendika ve sivil toplum örgütü kapatıldı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.  Kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) 210 bin dava açıldı ve 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi idamla yargılandı, 517 kişiye idam cezası verildi, bunlardan 50’si idam edildi.

Darbe dönemi ve sonrasında insanlık dışı uygulamaların yaşandığı merkezlerin başında cezaevleri geldi. İşkence ve kötü muameleden kaynaklı 300 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Sonraki süreçte 171 kişinin işkenceden kaynaklı hayatını kaybettiği belgelendi. Bu sürecin işkenceyle anılan merkezlerinden biri de Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi oldu.

Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi, Esat Oktay Yıldıran ve ekibinin uyguladığı insanlık dışı uygulamalara karşı direniş geliştiren merkezlerden biri oldu. PKK’nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de bedenini ateşe vermesi, direnişin ateşini harladı. 17 Mayıs 1982 tarihinde Dörtler ile devam eden direniş, PKK’nin öncü kadrolarından M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek öncülüğünde gelişen 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu ile zirveye ulaştı.

5 No’ludaki direniş, darbe uygulamalarını geriletse de sorumlular yargılanmadı. O dönemde “Yardım ve yataklık” ile “örgüt üyeliği” iddialarıyla yargılanan Senai Çelik, 124 gün boyunca işkence altında soruşturma ve gözaltı süreci yaşadı. 1982 yılında tahliye edilen Senai Çelik, yaşadıklarını ve tanıklığını anlattı.

‘Politik kimliğimizi cezaevinde verdiğimiz mücadeleyle ortaya koyduk’ 

12 Eylül Askeri Darbe’nin sadece devrimcilere ve muhaliflere yönelik olmadığını belirten Senai Çelik, darbenin aynı zamanda Kürt halkının kimliğine yönelik bir saldırı olduğunu söyledi. Senai Çelik, cezaevinde yaşananların toplumdan bağımsız ele alınamayacağını ifade ederek, 12 Eylül’ün yarattığı tahribatla yüzleşilmesi gerektiğini vurguladı. 12 Eylül döneminde cezaevlerinde uygulanan politikaların temel amacının insanları kimliksizleştirmek olduğunu belirten Senai Çelik, “Politik kimliğimizi, biz Kürtler olarak, örgütlü bir toplum olarak 12 Eylül askeri cuntasına karşı cezaevinde verdiğimiz mücadeleyle ortaya koyduk. Kürt halkının baskılara, zulümlere, işkencelere ve ölümlere karşı verdiği mücadele günümüze kadar devam ediyor” dedi. 12 Eylül’ün “büyük bir vahşet” olduğunu söyleyen Senai Çelik, “İnsanlığa karşı işlenen bir suçtu. Topluma, insanlara, toplumlara karşı işlenen bir suçtu. Fikirlere karşı işlenen bir suçtu. Bu suçu işleyen askeri cunta Türkiye’nin, Kürtlerin, herkesin kaderini bugüne kadar çizmiştir” ifadelerini kullandı.

‘İşkencelere karşı mücadele ettik’ 

Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde uygulanan işkencelerin toplumun tamamına yansıdığını belirten Senai Çelik, cezaevinde kimliksizleştirme ve insanlıktan çıkarma politikalarıyla karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Senai Çelik, “Bizi kimliksizleştirme, insansızlaştırma, yani insanlıktan çıkarma işkenceleriyle karşı karşıya geldik. Bu işkencelere karşı mücadele ettik. Oradaki gençler mücadele etti. Siyaset farkı gözetmeksizin mücadeleler oldu. Çünkü saldırı sadece devrimcilere değil Kürt halkının kimliğine de saldırıydı” dedi.

Cezaevinde insanlara dayatılan uygulamaların kimlik ve kişiliklerini hedef aldığını ifade eden Senai Çelik, okuma yazma bilmeyen tutuklulara dahi marş ezberletilmeye çalışıldığını anlattı. Senai Çelik, “İsmini yazmayı bilmiyor. Nereden 40-50 tane marş ezberleyecek” diye sordu. 12 Eylül askeri cuntasının etkilerinin bugün de sürdüğünü söyleyen Senai Çelik, “Başımıza gelen askeri cuntanın halen cefasını çekiyoruz. 12 Eylül hafızamızda silinmeyecek şeyler bizde yaratmıştır. Bizi ayakta tutan güç inancımızdı. Kendimize inancımızdı, örgütlenme inancımızdı. Bir de kendi inancımızın baskıları yenebileceğine, haksızlıkları yenebileceğine inanıyorduk” ifadelerini kullandı.

‘12 Eylül’ü yenilgiye uğrattık’

Cezaevinde yaşanan direnişlerin cuntanın politikalarına karşı önemli bir mücadele olduğunu belirten Senai Çelik, açlık grevleri, ölüm oruçları ve bedenini ateşe verme eylemlerinin dayatmaları kabul etmemenin bir sonucu olduğunu söyledi. Senai Çelik, “Biz 12 Eylül’ü 5 No’lu Cezaevi’nde yenilgiye uğrattık. Tabii bunun içinde çok kayıp verdik. Bir sürü cezaevinde kayıplar oldu. Açlık grevleri oldu, ölüm oruçları oldu, bedenini ateşe vermeler oldu. Bunların hepsi cezaevinin bize dayattığını kabul etmeyerek, o işkencelere boyun eğmeyerek, açlığa boyun eğmeyerek devrimci mücadeleyi yürütmemizin sonucuydu” diye belirtti.

Cezaevinde maruz kaldıkları işkencelerin bir bölümünü bugün dahi anlatmakta zorlandığını belirten Senai Çelik, “Daha önce akla gelmeyecek şeyleri; şimdi bize yapılan işkencenin bir türünü utanarak burada izah edemiyorum” diye konuştu. Cunta sisteminin sonsuza kadar sürmeyeceğine inandıklarını belirten Senai Çelik, “Biz böyle bir sistemin sonuna kadar yürümeyeceğine inandık. 12 Eylül askeri cuntasının, Kenan Evren cuntasının 1984’ten başlayarak 1985-86’da yenilgiye uğradığını gördük” diye belirtti.

‘5 No’lu toplum hafızası olmalıydı’

12 Eylül döneminde yaşananların toplumun hafızasında yeterince yer edinmediğini ifade eden Senai Çelik, en büyük eksikliklerden birinin cezaevinde yaşananların toplumsal hafızaya aktarılmaması olduğunu söyledi. Senai Çelik, “Halen Kenan Evren’le verdiğimiz bir mücadele var. İşkence mücadelesi var, halen devam ediyor. Binlerce insan mahkemeye verdik Kenan Evren’i. Öldükten sonra bize bir şey de gelmedi, hatta bir ret de gelmedi. O işkenceler altında insanlar öldü. 60’a, 70’e yakın insan işkenceyle öldürüldü” ifadelerini kullandı.

Senai Çelik, yaşananların unutulmaması gerektiğini ancak bu süreci yaşayanlar olarak topluma yeterli düzeyde bunu anlatamadıklarını söyledi ve devam etti: “Biz o işkenceleri bu toplumun hafızasına yerleştiremedik. 5 No’lu Cezaevi bir toplum hafızası olmalıydı, şimdi de olmalıdır. Bir askeri faşist cuntanın böyle bir şeye niyet etmemesi için bu hafızanın toplum tarafından, halk tarafından kabul edilmesi lazım. Bu hafızanın geliştirilmesi, insanlara anlatılması lazım.”

Yapılanlarla yüzleşilmeden demokratik bir yaşam olamaz’

“12 Eylül’ü yaşayan insanlar, onların çocukları bunları asla unutamaz. Bugün bunları yaşamayı hiç kimse istemez. 12 Eylül’ü halkın hafızasında mahkum etmeliyiz” diyen Senai Çelik, geçmişle yüzleşmenin demokratik bir toplumun kurulması açısından zorunlu olduğunu söyledi. Tüm işkencelere rağmen demokratik toplumun yaratılmasına Kürtlerin hazır olduğunu belirten Senai Çelik, şöyle devam etti:

“Demokratik süreci sonuna kadar destekliyoruz. Ama onurlu bir süreç olmasını istiyoruz. Kürtlere yapılanların hiçbir zaman unutulmamasını, kabullenilmesini istiyoruz. En azından yüzleşmeliyiz. Herkes yüzleşmelidir. Bu yapılanlarla yüzleşilmeden demokratik bir yaşam olamaz.” 

Haber: Jiyan Kaya\MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version