Nagasaki Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Gülbeyaz, kalıcı barışın ve güvenin tesis edilmesinin devletin toplumsal çoğulluğa uyum sağlamasıyla mümkün olabileceğini söyledi
Nagasaki Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Gülbeyaz, Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ni yalnızca çatışmaların sona ermesi ve silahların devre dışı kalması olarak değil, toplumun siyasal, sosyal ve kültürel ilişkilerinin yeniden inşası bağlamında değerlendirdi. ANF’ye açıklamalarda bulunan Abdurrahman Gülbeyaz; demokratik toplumun koşulları, devlet-toplum ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi ve Kürt meselesinin çözümüne ilişkin temel başlıklarda değerlendirmeler yaptı.
Devletin topluma uyum süreci
Abdurrahman Gülbeyaz, “demokratik toplum” kavramının sadece siyasal haklar kataloğuna indirgenmesinin toplumu devletin idari bir nesnesine dönüştürme tehlikesi taşıdığına dikkat çekti. Siyasal hakların demokrasinin asgari biçimsel şartı olduğunu belirten Abdurrahman Gülbeyaz, toplum ile devletin aynı kategoride görülmesinin yanıltıcı olduğunu ifade etti. Toplumun açık ve organik bir sistem, devletin ise mevcut durumu sabitlemek isteyen bir yapı olduğunu vurgulayan Abdurrahman Gülbeyaz, şu değerlendirmede bulundu:
“Demokrasi, bu bakımdan, devletin toplumu kendi kalıbına daha insaflı, daha müşfik yöntemlerle sokması değil; devletin, toplumun değişkenliğine, çoğulluğuna ve öngörülemezliğine tahammül etmeyi kurumsal olarak öğrenmesi ve kendini dönüştürmesidir. Başka bir deyişle demokrasi, devletin toplumu kendine benzetmesi değil, bilakis kendini topluma benzetmesi, toplumun somut gerçekliğine uydurmasıdır.”
Dil meselesinin belirleyici bir faktör olduğuna değinen Abdurrahman Gülbeyaz, bir dilin evde konuşulmasına izin verilip eğitimde, kamusal idarede ve yerel hizmetlerde sistem dışına itilmesi durumunda gerçek bir demokrasiden bahsedilemeyeceğini kaydetti.
Kürt meselesi ve yapısal dönüşüm
Kürt meselesinin çözümünün yalnızca birtakım hakların tanınmasına indirgenmesinin yanlış olduğunu savunan Abdurrahman Gülbeyaz, meselenin Kürtlerin mevcut yapıya eklemlenmesi değil, yapının çoğul bir gerçeklikle yaşayacak şekilde dönüşmesi olduğunu söyledi. Çok dilli eğitim, kamu yönetimi ve seçilmiş yerel idarelerin inisiyatif sahibi olmasının demokratik toplumun maddi altyapısını oluşturduğunu belirten Abdurrahman Gülbeyaz, “azınlık mührü” kavramına dikkat çekerek, demokratik toplumun turnusol kağıdının azınlık olanın kendi dili, adı ve hafızasıyla kendisi olarak kalabilmesi olduğunu ifade etti.
Kurumsal pratikler ve güven inşası
Çatışmalı geçmişin ardından güvenin psikolojik bir talimatla kurulamayacağını belirten Abdurrahman Gülbeyaz, güvenin bir başlangıç şartı değil, doğrulanabilir davranışların neticesi olduğunu dile getirdi. Güvenin toplumdan talep edilmesi yerine devletin kendi davranışlarını doğrulanabilir kılması gerektiğini ifade eden Abdurrahman Gülbeyaz, 2026’da çıkarılan yeni yasanın silahsızlanma ve hukuki geçiş bakımından somut bir mekanizma kurduğunu, ancak toplumsal güven ile hukuki mekanizmanın aynı şey olmadığını vurguladı.
Hafıza alanına dair değerlendirmelerde bulunan Abdurrahman Gülbeyaz, barış adına toplumdan unutmasını istemenin güvensizliği donduracağını belirterek, farklı hatırlama biçimlerinin kamusal alanda bir arada var olabilmesi gerektiğini aktardı.
Devlet ve toplum arasındaki asimetri
Devlet ile toplumun aynı araçlara sahip iki denk taraf olmadığını ifade eden Abdurrahman Gülbeyaz, barış sürecinde sorumluluğu yarı yarıya paylaştıran anlayışın doğru olmadığını söyledi. Devlet tarafında temel değişikliğin, toplumsal farklılığı güvenlik problemi olarak gören refleksin zayıflatılması olduğunu belirten Abdurrahman Gülbeyaz, çoğunluk toplumunun da kendi dil ve tarih anlatısını tek evrensel doğru sayma alışkanlığından vazgeçmesi gerektiğini ifade etti.
Şiddetsiz siyasal alanın önemine değinen Abdurrahman Gülbeyaz, şu ifadeleri kullandı:
“Şiddetsiz siyasal alanın kıymeti, farklılığın silah olmadan da var olabilmesi, müzakere edilebilmesi ve kurumlaşabilmesinde yatar. Kalıcı barış, bu yüzden iki tarafın birbirine benzediği bir son nokta değil; birbirine benzemeden birlikte yaşayabildiği bir işleyiş biçimidir.
Kurumsal çoğulculuk ve dil politikaları
Çoğulculuğun yalnızca farklı kimliklerin tanınması veya folklorik ögelerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Abdurrahman Gülbeyaz, kurumsal çoğulculuğun farkılığın kurumların merkezine girmesiyle mümkün olacağını kaydetti. Çatışmaların dilsel olarak kodlandığını ve gündelik dile sindiğini vurgulayan Abdurrahman Gülbeyaz, silahlar sustuktan sonra bu kodlar yerinde duruyorsa çatışmanın kavramsal altyapısının varlığını koruduğunu sözlerine ekledi.
Kaynak: ANF
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

