Site icon Serbest Görüş

Kuyruğunu yiyen yılan ve fon skandalı

Kuyruğunu yiyen yılan ve fon skandalı


BÜLENT KORUCU | YORUM

Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu 10 gün önce sosyal medyada, “Allah’ım, sesimizi bizi ve devletimizi yönetenler de duysun.” diye dua etmişti. O sesin duyulması için ne yazık ki Anayasa Mahkemesi önünde kafasına bir kurşun sıkarak intihar etmesi gerekti. Bülent Ecevit döneminde yazarkasa atılarak devletin dikkati çekilebilmişti; bugün cansız bedenini meydana bırakman gerekiyor. O günün şikayeti, fakirlik ve kötü yönetimdi; şimdi bunlara ilaveten devleti ve halkı soyanlar öfkeyi büyütüyor.

Tera Yatırım çevresinde patlayan ‘Fon Skandalı’, zenginleşme iştihasının nasıl bir canavara dönüştüğünü gösteriyor. En alttakilerin hayatı gittikçe zorlaşırken, yukarı katlardaki lüks, şatafat ve kapalı devre refah, aynı ölçüde büyüyor. Fon üzerinden soygun bunu biraz daha somutlaştırdı ama yine de teknik ayrıntılar kafa karıştırıyordu. Ta ki Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin vurgunu ortaya çıkana kadar.

Şimdi, hırsızlık ete kemiğe büründü ve AKP’li siyasetçi olarak göründü. Elbette sonuç kadar başlangıç noktasına da odaklanmak gerekiyor. Bilinmeyen bir hisseye yatıracak 163 milyon lirayı ve cesareti nereden bulduğu sorgulanmalı. O hissenin patlayacağını rüyasına girerek söyleyen ak sakallı dedenin kim olduğu ortaya çıkmalı. Altın yumurtlayan bilgiyi veren kadar, başka kimlerin sahip olduğu da soruşturulmalı.

Becerikli çift, 163 milyon TL yatırarak yaklaşık 2,17 milyar TL kazandı hem de 5 ay gibi kısa sürede. Hakkındaki iddialara ‘müsait değilim’ gibi alaycı bir tavırla cevap vermeyen eski Bakan Sayan, baskılara dayanamayarak, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti. En büyük baskıyı da hiç kuşkusuz Türk Bayrağına sarılı cesedi meydanda boylu boyuna uzanan Ali Şekeroğlu yaptı.

Fon skandalı patladığından beri ite kaka yürüyen bir adliye var karşımızda. Mümkün olan en az kayıp ve hasarla süreci yönetmeye çalıştıkları öylesi sırıtıyor ki… Adalet Bakanı Akın Gürlek, hastaya sakinleştirici veren bir hemşire gibi. Öfkenin dinmediğini gördükçe doz artırıyor. Alt kademe şirket çalışanlarının tutuklanmasıyla başladılar. Üst düzey yöneticilere sadece yurtdışı yasağı getirdiler. Tepkiler arttıkça, önce tutuklama ve ardından mallara el koymalar yaşandı.

Hem Sermaye Piyasaları Kurulu hem Borsa İstanbul Yönetimi tarafından denetlenen, yargının da suç gördüğü anda müdahil olacağı bir alanda, üç beş haylaz gencin 20 milyar dolar çaldığına ikna olmak zor. Siyasi koruma bile ortadaki tabloyu açıklamaya yetmiyor. Böyle bir çarka komisyon karşılığı göz yummak aptalca olurdu. Siyasiler de öyle düşünmüş ve diğerlerine pay vermiş gibi duruyor.

Fatma Betül Sayan Kaya, surdaki ilk gedik, çeşme akarken testisini değil havuzunu hatta gölünü doldurmuş. 2.17 milyar elbette büyük para, fakat çalınan yaklaşık 1 trilyonla kıyasladığınızda devede kulak kalıyor. Asıl büyük hırsızlar hala perdenin arkasında. Kaya Ailesi, padişahın saltanatını korumak için yeniçerinin önüne attığı sadrazam kellesi olamayacak kadar küçük. Kurban listesi önem sırasına göre yukarıya doğru gidecek. Öfke dinmezse liste Adalet Bakanı Gürlek’e kadar uzayabilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iktidarını ve ailesini koruyabilmek için vermeyeceği taviz yok.

İstifa, siyasi ölüm değil; rejim içinde bekleme odası. Arenada halkın önüne atılanların teselli bulacağı örnekler de var. ‘Rejimi kurtarırsak siz de kurtulursunuz’ vaadi kulaklarında çınlıyordur. Bakın eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’a üç yıl sonra protokolde kurdela kesmeye geri döndü. Kovid pandemisinde bakanlığına fahiş fiyata dezenfektan satmak ve şirketine farklı yollardan kaynak aktarmakla suçlandı; görevden alındı. O kadar…

Şaban Dişli de AKP Genel Başkan Yardımcısıyken istifa etmişti. Dönemin CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’li Dişli’nin, “imar değişikliği ve banka kredisi” karşılığında 1 milyon dolar alarak iş takipçiliği yaptığını öne sürmüştü. Dişli, nadasa çekildi, biraz dinlendirildi ve Hollanda’ya büyükelçi olarak atandı.

Şimdi dişini sıkma sırası Fatma Hanım’da. Bu zaten ikinci sıçrayışı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı ballı bursla yurtdışında yüksek lisansa gittiği ortaya çıkmıştı. Onu savuşturdu. Bu defa bir kurbana ihtiyaç var.

Bu toplum 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarına sahip çıkmadı, hırsızı suçlamadı. Tam tersine hırsızı yakalayan polis ve savcılar bedel ödedi. Akın Gürlek’in tapuları da hak ettiği ölçüde yankı bulmadı. Halkımız, devletten çalanı hırsızdan saymıyor, kamu malının kendi parası olduğunu fark edemiyor. Bir de karnı tok oldu mu idrak yolları açılmıyor.

Ortalığa saçılan fon soygununda AKP’nin işi biraz daha zor olacak. Hem halk aç, hem de çalınan paranın muhatabı yaklaşık 500 bin insan. Ve bunların çoğu ‘yerli ve milli köşe dönme fonu’ reklamına kanan AKP tabanı olabilir. Toplumun geçmişte bu tür iddialara sessiz kalması, ekonomik şartların nispeten sürdürülebilir olmasından kaynaklanan bir algı perdelenmesiydi. Mutfaktaki yangın ile Saray’daki şatafat yan yana geldiğinde bu tolerans eşiği tamamen çöktü.

Mitolojide Ouroboros, kendi kuyruğunu yiyerek kendini yeniden üretir, ölümsüzlüğe ulaşmaya çalışır. Gerçek hayatta ise sıcaklamış, aç kalmış ya da yönünü kaybetmiş bir yılan bazen kendi kuyruğunu av sanır. Yeniden doğmaz; kendini tüketir.

Bugün yargının önüne atılan her yeni kurban, o yılanın biraz daha kuyruğunu yemesine benziyor. Bakalım karşımızdaki mitolojik bir Ouroboros mu, yoksa paniğe kapılmış gerçek bir yılan mı?

Cevabı, atılan kurbanların boyutu ve halkın boşalan tabağı belirleyecek.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version