Site icon Serbest Görüş

Kızıltepe JİTEM Davası: ‘Faili meçhul’ bir dava değil, JİTEM’in işlediği cinayetlerdir


Kızıltepe JİTEM Davası sanıklarından emekli Jandarma Kurmay Albay Hasan Atilla Uğur’un eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınmasını değerlendiren ÖHD Mêrdîn Şubesi Eşbaşkanı Av. Berivan Orhan, bu adımı gerçek bir yüzleşme değil, devlet içi dönemsel bir güç hesaplaşması olarak nitelendirdi

1990’lı yıllarda bölgede yaşanan zorla kaybetmeler ve yargısız infazlara ilişkin dosyalar cezasızlık tartışmalarının merkezinde yer alırken, bu tartışmalar son günlerde yeniden gündeme geldi. Emekli Jandarma Kurmay Albay Hasan Atilla Uğur’un eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesine ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınması, bu tartışmaları yeniden canlandırdı.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mêrdîn Şubesi Eşbaşkanı Avukat Berivan Orhan, Hasan Atilla Uğur’un gözaltına alınmasına, Kızıltepe JİTEM Davası’na, cezasızlık politikasını ve geçmişle yüzleşmenin hangi koşullarda mümkün olabileceğine ilişkin ANF’ye konuştu.

  • Kızıltepe JİTEM Davası gibi ağır insan hakları ihlallerini içeren dosyalar cezasızlıkla sonuçlanmışken, bu dosyalarda yargılanmış isimlerin ancak farklı soruşturmalar kapsamında gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Öncelikle Kızıltepe JİTEM Davası’nı “faili meçhul” bir dava olarak tanımlamamız mümkün değil. Kızıltepe’de JİTEM tarafından gerçekleştirilen cinayetlerin failleri bellidir. Bu davada yargılanan sanıkların beraat etmiş olması, bizim açımızdan, Kürdistan’da devlet adına gerçekleştirilen cinayetlerin yargı eliyle nasıl aklandığını gösteren açık bir örnektir.

Faillerin aslında bilinmesine rağmen davaların beraat ve cezasızlıkla sonuçlanması, bu tür olayların “faili meçhul” değil, aksine failleri açıkça bilinen ancak korunan kişiler tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir.

Bu nedenle bugün yapılan gözaltı ve soruşturmaları bir “hakikat ve adalet arayışı” olarak okumak, sahadaki gerçeklik açısından oldukça iyimser bir yaklaşım olur. Mevcut tabloyu, devlet içindeki güç dengelerinin, farklı odakların ve dönemsel siyasi-bürokratik hesaplaşmaların bir yansıması olarak değerlendiriyoruz.”

  • Adalet Bakanı’nın “faili meçhullerin aydınlatılacağı” yönündeki açıklamalarına karşın zamanaşımı kararları, yıllarca süren ve beraatle sonuçlanan JİTEM davaları ortada. Mevcut yargı pratiği bu açıklamalarla ne kadar uyuşuyor?

“Gerçek bir hakikat arayışından söz edebilmek için, evrensel insan hakları normlarını esas alan, geçmişle samimi ve kurumsal bir yüzleşmeyi amaçlayan bağımsız bir yargısal faaliyet gereklidir.

Oysa bugün karşılaştığımız tablo, böyle bir adalet iradesinden ziyade devlet içindeki farklı odakların, blokların veya dönemsel siyasi ve bürokratik dengelerin değişmesiyle tetiklenen bir tasfiye ya da hesaplaşma sürecine işaret etmektedir.

Dün bu kişilere ve mekanizmalara koruma kalkanı sağlayan yapılar, bugün güç dengelerinin değişmesiyle ortadan kalkmış veya başka bir biçime bürünmüş olabilir. Ancak bu durum, geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlallerine ilişkin sistemik cezasızlık sorununu ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla yalnızca belirli kişilerin bugün gözaltına alınması veya soruşturulması, geçmişteki ihlallerin aydınlatıldığı anlamına gelmez. Hakikat ve adalet arayışı, kişisel ya da dönemsel tasfiyelerden bağımsız, kurumsal ve bağımsız bir yargı sürecini gerektirir.”

  • Tüm bu gelişmeler Türkiye’de geçmişle yüzleşme ve toplumsal hafızanın kurulması açısından yeni bir fırsat penceresi sunabilir mi?

“Mevcut konjonktürde bu gelişmeleri, mağdur aileleri ve insan hakları savunucuları açısından kalıcı bir hakikat penceresinin açılması olarak değerlendirmiyoruz. Aksine, yeni bir hayal kırıklığının ve cezasızlık döngüsünün devam etmesi riskini taşıdığını düşünüyoruz.

Çünkü burada temel mesele yalnızca belirli kişilerin gözaltına alınması değildir. Asıl mesele, faili belli olan ağır insan hakları ihlallerinde adaleti yıllarca tıkayan sistemin kendisidir.

Bu sistem, bugün gerçekleştirilen operasyonlarla bir “temizlik” veya “hesaplaşma” görüntüsü verse dahi sistemik cezasızlık sorununu çözmez. Aksine, hukukun dönemsel iktidar ve güç mücadelelerinin bir enstrümanı haline geldiği yönündeki algıyı güçlendirir.

Gerçek bir yüzleşme için mağdur ve yakınlarının haklarının merkeze alındığı; faillerin kimliğine, konumuna veya hangi dönemde hangi güç odağıyla ilişkili olduğuna bakılmaksızın etkili soruşturma ve kovuşturmanın yürütüldüğü bağımsız bir hukuk mekanizmasına ihtiyaç vardır.

Ancak böyle bir yaklaşım, geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin aydınlatılması, toplumsal hafızanın kurulması ve cezasızlık döngüsünün kırılması açısından gerçek bir anlam taşıyabilir.”

Atilla Uğur ve karanlık geçmişi

HABER MERKEZİ

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version