Site icon Serbest Görüş

Kabbala’nın aynasında Gazze (II): Sefirot’un 10 basamağı

Yüksel Durgut


YÜKSEL DURGUT | YORUM 

Bu dizinin ilk yazısında şunu anlatmıştım: Yahudi bir gazeteciyle yaptığım bir röportaj aşamasında, kendi dininin bir parçası olan Kabbala’dan bahsetmişti. Ben de merak ettim, onların kutsal metinlerindeki bazı kavramlar, bizim dinimizdeki adalet anlayışımızla yan yana konduğunda, Gazze’deki tabloyu anlamamıza yardımcı olur mu diye. Bu yazı, o merakın devamı.

Kabbala, Yahudilerin kendi dinlerini yorumlarken kullandığı, tasavvufa benzer bir düşünce geleneğidir. Bizde nasıl tasavvuf ehli “Allah’a nasıl yaklaşılır, insan bu dünyada ne yapmalı” diye kafa yoruyorsa, Kabbala da Yahudi geleneğinde benzer bir anlam taşıyor.

Bu gelenekte “Sefirot” diye bir şey var. Göklerden dünyaya inen on basamaklı bir merdiven gibi düşünün. Her basamağın bir adı var, her biri bir soru soruyor insana. Keter, Hokhmah, Binah, Hesed, Gevurah, Tiferet, Netzah, Hod, Yesod, Malkhut. Bu on basamak, aslında bir yolculuğun haritası gibi okunabilir. Ben de bu on basamağı tek tek alıp, “Gazze’de olanlara bu soruları sorsak ne çıkar” diye baktım.

Kabbalistik gelenekte Sefirot, ilahi olanla yaratılmış dünya arasındaki ilişkiyi düşünmek için kullanılan temel yapılardan biri. Bu yolculukta önce gücün kendisini, sonra gücün sınırını, ardından o gücün insanlar üzerindeki izini, en sonunda da yeryüzüne indiğinde bıraktığı enkaza bakacağız.

KETER: GÜCÜN TEPESİ

İlk basamağın adı Keter. Yani taç, yani en tepedeki güç. Sorduğu soru basit: Elinde güç olan biri, bu gücün hesabını kimseye vermek zorunda mı, yoksa “Güç bende, demek ki haklıyım” mı diyebilmeli?

Bizim dinimizde bu sorunun cevabı açık. Kuran Kerim’de şöyle bir ayet var: “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 58)

Yani gücün varsa, o gücü kullanırken adaletli olmak zorundasın. Güç, sana bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk yükler.

GEVURAH: GÜCÜN SINIRI

Keter’de sorulan gücün sorumluluğu sorusu doğrudan Gevurah’a götürür. Çünkü belki de Gazze açısından en kritik basamak burasıdır: Güç ve sınır.

Gücün var olması bir şeydir; gücün kendi sınırını tanıması başka bir şey. Kabbalistik yorumlarda Gevurah, güç kadar sınırlama ve disiplin boyutuyla da ele alınır. Sınırsız güç, Kabbalistik gelenekte bile bir erdem değil, bir tehlike olarak görülür.

Kuran’ın savaş bağlamındaki ilkelerinden biri tam olarak bu noktaya işaret eder: “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; fakat aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara 190)

Bir tehdide karşı koymak ile her yöntemi meşru görmek aynı şey değil. Meşru müdafaa iddiası, sınırsız güç kullanımı bir ruhsat oluşturmaz. Peki bu sınır aşıldığında karşımıza çıkan nedir? Yani kendini savunmak başka, önüne geleni ezmek başka. Biri seni vurdu diye, sen de karşındakinin bütün mahallesini yakma hakkını sahip değilsin.

BİNAH: RAKAMLARIN ARKASINDAKİ İNSAN

Gevurah sınırın ahlaki gerekliliğini gösterdiyse, Binah o sınır aşıldığında neyin kaybolduğunu gösterir. Binah, anlamak ve kavramakla ilgilidir. Ama burada kastedilen soyut bir anlama değil, sayıların arkasını görebilme yetisidir. Savaşın rakamlardan ibaret olmadığını burada hatırlamak gerekir.

Televizyonda, “Bugün şu kadar kişi öldü” diye bir haber geçiyor, değil mi? İşte tam orada durup düşünmek gerekir. O rakamların içinde kim var? Bir çocuk var mesela. O çocuğun annesi var. O evin bir mutfağı vardı, belki dün akşam orada yemek pişiyordu. Bir hastane yıkıldıysa, orada yatan hastalar vardı.

İnsanı sadece ‘düşman’ ya da ‘hedef’ diye görürsen, o insanın da senin gibi bir can taşıdığını unutursun. İşte asıl tehlike bu. Bu kayıp, sadece anlık bir körlük değil. Kalıcı bir iz bırakır. O izin nereye işlediğini görmek için sonraki basamağa, Yesod’a bakmak gerekir.

YESOD: SADECE BETONLAR YIKILMAZ

Binah’ta rakamların arkasındaki insanlar ilgili sorulan soru, doğal olarak o insanların arasındaki bağa götürür. Yesod, tam olarak bu bağı, ilişkiyi ifade ediyor. Savaşın en büyük tahribatlarından biri, yalnızca binaları değil, insani bağları da yıkmasıdır.

Güven yok olur, komşuluk yok olur, çocukların gelecek tasavvuru yok olur. İnsanlar birbirini yalnızca düşman kategorisi içinde görmeye başlar. Binah’ta kaybedilen ‘insanı görme’, burada toplumsal bir yaraya dönüşür.

Bu yüzden bir yeri yeniden inşa etmek demek, sadece beton dökmek demek değildir. İnsanların birbirine yeniden güvenmesini sağlamak demektir. Bu, örülen betonlardan çok daha zor bir iş anlamına gelir.

BEŞİNCİ BASAMAK: HATAYI GÖRMEK

Yesod’daki bağları yeniden kurmak, önce bir şeyi kabul etmeyi gerektirir. Kendisini de hata yapabileceğini. İşte bu da Hod’un alanıdır. Alçakgönüllülük ve teslimiyetle ilişkilendirilen bu aşama, savaşan tarafların belki de en büyük kör noktasına işaret ediyor.

Savaşanlarda en çok görülen hastalık: “Ben haklıyım!” Bunu demek kolay ama sonunda, “Demek ki yaptığım her şey doğruymuş” sonucuna varmak, büyük tehlikeler doğuruyor. Haklı olmak, sonuna haklı olunması gerektiği anlamına gelmiyor.

İnsan, hatayı kabullenerek, “Belki ben de bir yerde yanlış yaptım” diyebilmeli.

MALKHUT : YERYÜZÜNE İNİŞ

En son basamağın adı “Malkhut”. Yani yeryüzü, gerçek hayat. Bütün bu konuştuğumuz şeyler, güç, sınır, insanı görmek, bağları korumak, kendi hatanı kabul etmek. Herbiri sonunda tek bir yere iniyor: Sokakta, gerçek hayatta yaşayan insanlara.

Keter’de sorduğumuz; “Güç kime hesap verir” sorusu, Gevurah’ta “Bu gücün sınırı nerede” sorusuna, Binah’ta, “Bu sınır aşıldığında kim acı çeker” sorusuna, Yesod’da, “Bu acı hangi bağları yıkar” sorusuna, Hod’da ise, “Bunu kabul edebilir miyiz” sorusuna dönüştü. Malkhut’ta ise bütün bu soru zinciri tek bir noktada birleşir: Yeryüzünde, somut bir hayatta.

Bir çocuk açsa, bütün bu güzel sözler bir anlam ifade etmiyor demektir. Bir anne, çocuğunun cansız bedenini taşıyorsa, kitaplardaki hiçbir teori onu teselli etmiyordur. Bir şehir yıkılmışsa, “yeniden inşa edeceğiz” demek yetmez. O insanların yeniden yaşayabilecekleri bir hayatı geri vermek gerekir.

Serinin son bölümünde şu soruyu soracağız: Bir avuç insanın yaptığı bir şey yüzünden, o insanların ait olduğu bütün bir halk cezalandırılabilir mi?

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version