AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM
Bir haber düşünün: İnsanların evlenmesine aracılık ettikleri ileri sürülen kişiler, sabaha karşı evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alınıyor. Haberin başlığı ise şüphe uyandırıcı: “İzdivaç sorumlularına operasyon.”
Cumhuriyet gazetesinde 22 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan habere göre, İstanbul merkezli sekiz ilde on üç adrese operasyon düzenlenmiş ve dokuz kişi gözaltına alınmış. Haberde aktarılan suçlama şu: Evlenmek isteyen kişilere ilişkin yaş, eğitim, meslek, memleket, aile yapısı ve fiziki özellik bilgilerini toplamak, uygun görülen kişileri tanıştırmak ve bu faaliyeti dijital iletişim grupları üzerinden yürütmek. İddiaya göre bütün bunlar “örgütsel bağlılığı ve devamlılığı sağlamak” amacıyla yapılmış.
Öncelikle şunu söylemek gerekir: İnsanların yuva kurmasına yardımcı olmayı suç gibi sunmak, böylesine insani bir davranışa “örgütsel” anlamlar yüklemek en masum tabiriyle ayıptır, günahtır, insafsızlıktır, vicdansızlıktır.
İnsanların evlenmesine aracılık etmek ne zamandan beri terör faaliyetidir?
İnsanlar nasıl evleniyor?
İnsanların aileleri, arkadaşları, meslektaşları veya güvendikleri kişiler aracılığıyla tanışması olağan bir durumdur. Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde evliliklerin önemli bir bölümü ortak tanıdıklar vasıtasıyla gerçekleşir.
Bir kişi evlenmek istediğini ailesine veya arkadaşlarına söyler. Yakın çevresi de tanıdığı ve uygun olduğunu düşündüğü birinden söz eder. Tarafların yaşı, eğitimi, mesleği, memleketi, aile yapısı, dünya görüşü ve hayattan beklentileri konuşulur. Bazen fotoğraflar gösterilir, bazen aileler önceden birbirleri hakkında bilgi edinir. Ardından iki yetişkin, kendi iradeleriyle görüşüp görüşmemeye ve evlenip evlenmemeye karar verir.
Bu davranışın farklı biçimleri toplumun hemen her kesiminde görülür. Muhafazakâr ailelerde, seküler çevrelerde, hemşeri gruplarında, dinî topluluklarda, meslek çevrelerinde ve arkadaş gruplarında insanlar birbirine evlilik için aday önerebilir. Günümüzde evlilik siteleri ve dijital uygulamalar da özünde aynı işlevi çok daha geniş ölçekte yerine getirmektedir.
Dünyanın her yerinde böyle bir aracılık, iyi niyetli bir sosyal yardımlaşma sayılır. Yuvasını kurmak isteyen iki insanın tanışmasına vesile olan kişiye normal bir toplumda teşekkür edilir. Üstelik evlenme, Anayasa’nın 41. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi ile güvence altına alınmış bir haktır. Bir hakkın kullanılmasına yardımcı olmak, hiçbir hukuk düzeninde suçun konusu olamaz.
Aynı fiil, faili değişince suç olamaz
Ceza hukukunda bir fiilin suç olup olmadığı, onu gerçekleştiren kişinin hangi çevreye mensup sayıldığına göre belirlenemez. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi (Anayasa m.38/1, TCK m.2) fiilin kanunda tanımlanmış olmasını arar; failin kimliğini değil. Aynı davranış bir kişi yaptığında sosyal dayanışma, başka biri yaptığında terör faaliyeti olarak nitelendiriliyorsa, burada fiile dayalı değil kimliğe dayalı bir suçlama anlayışı vardır. Oysa ceza sorumluluğu şahsidir (Anayasa m.38/7) ve suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (Anayasa m.38/4, AİHS m.6/2).
Bir dernekte, siyasi partide, dinî toplulukta, hemşeri çevresinde veya meslek grubunda insanların birbirini tanıştırması suç değildir. Her evlilik, doğal olarak iki kişiyle birlikte iki aile ve iki sosyal çevre arasında yeni bağlar oluşturur. Bundan hareketle evliliğe aracılık eden kişiyi “örgütsel devamlılığı sağlamakla” suçlamak, hayatın olağan akışındaki her insani ilişkiye güvenlik merceğinden bakmak demektir.
Bu bakış açısı kabul edilirse, bir topluluk içinde gerçekleşen hemen her davranış suçlama konusu hâline getirilebilir: İnsanların birbirine iş bulması “örgütsel ekonomik dayanışma”, hasta ziyaretinde bulunması “mensubiyet bağını güçlendirme”, ihtiyaç sahibine yardım etmesi “örgütsel finansman”, evlilik için tanıştırması ise “örgütsel devamlılığı sağlama” olarak sunulabilir.
Böyle bir anlayışta suç için somut bir fiil aranmaz. Olağan ve hukuka uygun davranışlar, kişiler hakkında önceden benimsenmiş kanaate göre yeniden adlandırılır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında eleştirdiği kusur da tam olarak buydu: Bir aidiyet göstergesinin kendiliğinden suç delili sayılması.
Bir unvan üretmek suç üretmeye yetmez
“İzdivaç sorumlusu” veya “izdivaççı” gibi ifadeler, gizli ve örgütsel görev izlenimi oluşturmak için üretilmiş adlandırmalardır.
Bir sosyal faaliyetin soruşturma metninde ya da haber dilinde özel bir unvanla adlandırılması, o faaliyeti suç hâline getirmez. “Sorumlu”, “imam”, “abi”, “abla”, “mahrem” veya benzeri kelimeler cezai sorumluluk doğurmaz. Açıklanması gereken şey şudur: Kişi gerçekte ne yapmıştır, bu davranış kanunda tanımlanan hangi suç tipine karşılık gelmektedir ve suçun maddi ve manevi unsurları nasıl gerçekleşmiştir?
Eğer yapılan şey, evlenmek isteyen yetişkinlerin rızasıyla bilgilerini alıp onlara uygun adaylar önermekse, bu faaliyete suç demek — birde terör ithamında bulunmak — akılla izah edilemez. “Örgütsel kriter”, “aday havuzu” ve “dijital grup” gibi ifadelerin art arda sıralanması, ortada bir suç bulunduğunu göstermez. Kelimelerin ürkütücü biçimde seçilmesi, fiilin hukuki niteliğini değiştirmez.
Asıl tehlike, olağan hayatın suç alanına dönüştürülmesi
Buradaki sorun yalnızca gözaltına alınan dokuz kişiyle sınırlı değil. Asıl mesele, toplumun olağan davranışlarının ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesidir.
Bir ülkede banka hesabı açmak, çocuğunu okula göndermek, derneğe üye olmak, gazete aboneliği yapmak, arkadaş toplantısına katılmak, ihtiyaç sahibine yardım etmek ve nihayet insanların evlenmesine aracılık etmek terör soruşturmalarında delil olarak kullanılabiliyorsa, orada hukuktan söz etmek mümkün değildir.
Böyle bir ortamda kimse, hangi davranışının ileride nasıl yorumlanacağını öngöremez. Bugün tamamen hukuka uygun olan bir fiil, yıllar sonra siyasi ve idari bakışın değişmesiyle “örgütsel faaliyet” olarak adlandırılabilir. Kanun geçmişe yürümese bile suçlama iradesi geçmişe yürütülür; insanlar, gerçekleştirdikleri tarihte olağan ve meşru olan davranışları nedeniyle soruşturulur. Hukuki güvenliği ortadan kaldıran da tam olarak bu anlayıştır.
‘Teşekkür’ edilmesi gerekirken…
İnsanların hayat kurmasına ve bir aile oluşturmasına yardımcı olmak, toplumsal bakımdan faydalı ve teşvik edilmesi gereken bir davranıştır. Evliliğe vesile olan kişi çoğu kültürde hayırla anılır; insanlar aradan yıllar geçse dahi kendilerini tanıştıran kişiye minnet duyar.
Böyle bir davranışı, sırf Gülen Hareketiyle ilişkilendirilen kişiler arasında gerçekleştiği iddiasıyla terör faaliyeti olarak göstermek yalnızca hukuki bir ölçüsüzlük değildir. Bu, olağan hayatla suç arasındaki ayrımın kaybedildiğini gösteren ciddi bir akıl tutulmasıdır.
Terör kavramı her sosyal ilişkiyi içine alacak kadar genişletildiğinde terörle mücadele güçlenmez; hukuk zayıflar. Gerçek suçla meşru sosyal davranış arasındaki sınır silinir. Sonunda “terör” kelimesi hukuki bir kavram olmaktan çıkar, istenmeyen herkese ve her davranışa yapıştırılabilen siyasi bir etikete dönüşür.
Bir toplum, teşekkür edilmesi gereken davranışları suç, evliliğe vesile olan insanları ise terör şüphelisi olarak görmeye başlamışsa, artık yalnızca hukukunu değil, hayatın olağan akışına ilişkin muhakemesini de kaybetmiş demektir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

