Site icon Serbest Görüş

Cizîr’de panel: Barış ve demokratikleşme eş zamanlı yürümeli


Cizîr’de düzenlenen ‘Adalet ve Haklar Temelinde Barışın İnşası’ panelinde konuşan gazeteci Tuğçe Tatari, Kürt kentlerinde yaşananların Türkiye’nin batısında yeterince gündem olmadığını belirtti. Tuğçe Tatari, ‘Hikâyelerimizi, insanlarımızı ve acılarımızı birbirimizle buluşturmamız gerekiyor. İnsanların birbirlerine dokunarak birbirlerini tanımaları çok önemli’ dedi

Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde Şirnex’in Cizîr (Cizre) ilçesinde “Adalet ve Haklar Temelinde Barışın İnşası” paneli düzenlendi. Cizîr Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panele siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Panelist olarak Gazeteci Tuğçe Tatari ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak değerlendirmelerde bulundu.

Tuğçe Tatari, barışın toplumsallaşmasında medya dilinin değiştirilmesinin önemine dikkat çekerek, devletin kullandığı dil değişmeden yaygın medyanın dilinin değişmesinin oldukça zor olduğunu söyledi. Özgür medyanın bu noktada önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirten Tuğçe Tatari, Kürt kentlerinde yaşananların ve insanların hikâyelerinin Türkiye’nin batısındaki toplumla buluşturulması gerektiğini ifade etti.

Kendi yaşamından örnek veren Tuğçe Tatari şöyle konuştu: “Burada her birinizin neredeyse birer roman olabilecek, üzücü, acıklı, içinde kanın ve vahşetin de olduğu hikâyeleri var. Bu hikâyeleri insanlarla buluşturmamız çok önemli. Hikâyelerimizi, insanlarımızı ve acılarımızı birbirimizle buluşturmamız gerekiyor. İnsanların birbirlerine dokunarak birbirlerini tanımaları çok önemli. Ben de böyle bir süreçte Kürt meselesiyle tanışmış bir insanım. Son derece Türk kodlarıyla yetiştirilmiş ve büyütülmüş bir insandım. Bir takım duruşmalar ve karşılaşmalar doğrultusunda Kürt meselesiyle tanıştım. Belki şimdi eleştirdiğimiz dile yakın bir dilden olaylara bakıyordum. Bu nedenle medyanın dilinin, barış dilinin ve insanların birbirlerine dokunarak birbirlerini tanımalarının ne kadar önemli olduğunu kendi hayatımda da yaşamış gibiyim.”

‘Ciddi bir gündem farkı var’

Türkiye’nin batısı ile Kürt kentleri arasında yaşananlara ilişkin ciddi bir gündem farkı bulunduğunu belirten Tuğçe Tatari, “Sonuçta burası Türkiye’nin bir parçası ve burada günlerdir acılar, vedalar ve taziyeler yaşanıyor. Ama Türkiye’nin çoğunluğunun bundan haberi yok. Sadece iktidara yakın birkaç kişi sanki böyle bir tehdit varmış gibi olayı dillendiriyor ama baktığınızda Batı’da bu konuların hiç yeri yok, bir gündem olamıyorlar. Bunu gündem etmek gerekiyor. Ne yaşanıyorsa onun gerçeğini insanların önüne koymak ve insanların birbirlerini bir şekilde tanımalarına fırsat vermek gerekiyor. Taziyeevlerinin hissini ve duygusunu iyi taşımak gerekiyor. Sadece bir kişinin, iki kişinin meselesi değil, bunun bir ülke gündemi haline gelmesi gerekiyor” diye konuştu.

‘Bunu görmek beni üzdü’

Tuğçe Tatari, İstanbul’dan bakıldığında sürece ilişkin daha umutlu olduğunu ancak bölgeye geldiğinde barışın henüz toplumun tamamında aynı biçimde hissedilmediğini gördüğünü söyledi. Bölgede karşılaştığı güvenlik önlemleri ve taziyeevlerine yönelik baskıların kendisini etkilediğini belirten Tuğçe Tatari, “İstanbul’dan bakınca biraz daha umutluydum ben. Buraya gelip burada güvenlik önlemlerini, taziye evlerine yapılan baskıları görünce burada henüz barışın Batı’daki kadar hissedilmediğini gördüm. Belki Batı’da sizlerin gerçekliğinden uzak olduğumuz için barışı bu kadar yüksek hissedebiliyoruz. Biz daha ileride olduğumuzu düşünüyorduk. Buraya gelince gördüm ki barış henüz o kadar da gelmemiş. Bunu görmek beni üzdü” ifadelerini kullandı.

Ayfer Koçak: Kürt halkı otuz yıldır barış mücadelesi veriyor

KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, savaş ve çatışmalı süreçlerin yalnızca yaşamını yitirenlerle sınırlı olmayan ağır sonuçlar yarattığını belirterek, cezaevlerinde yaşamını yitirenler, işkenceler, zorunlu göçler ve yoksullaşmanın da bu sürecin bir parçası olduğunu söyledi. Kürt halkının uzun yıllardır barış talebiyle mücadele yürüttüğünü ifade eden Ayfer Koçak, “Kürt meselesi denildiğinde benim aklıma ilk gelen şey barış mücadelesidir. Kürt halkı 1993’ten beri fiilen her dönem, zaman zaman karşılıklı görüşmelere kadar ilerlemiş ama en nihayetinde barış mücadelesi veriyor. Batıdan bakıldığında biraz anlaşılması güç; bu kadar insanını, bu kadar çocuğunu kaybetmiş anneler hâlâ bugün barış deyince ilk başta onlar yola çıkıyorlar ve barış istiyorlar deniyor. Ama biz bu 30 yıllık sürecin birebir tanığıyız. Bu dönem boyunca istenilen şey barıştı ve bunun mücadelesi yürütülüyordu” dedi.

‘Ağır bir yoksullaşma’

Savaşın toplumsal ve ekonomik sonuçlarına da dikkat çeken Ayfer Koçak, özellikle Kürt kentlerinde yaşayan emekçilerin, kadınların ve gençlerin ağır bir yoksullaşma sürecinden geçtiğini söyledi. Ayfer Koçak, “Savaşın bir ekonomisi vardı; gizli ve resmi ekonomisi. Savaşın bir çatışma rejimi, çalışma rejimi vardı. Yine bir hukuku vardı; bize istisnai olarak yansıyan bir hukuk. Savaşın bir de toplumsal psikolojisi vardı ve bütün bunları hep birlikte yaşadık. En çok da emekçiler, gençler ve kadınlar yaşadı. Kürt illerinde yalnızca kayıplar gerçekleşmedi. Bölgesel eşitsizlikler büyüdü, yoksulluk ve işsizlik derinleşti, zorunlu göçlere maruz kalan insanlar gittikleri yerlerde ucuz iş gücü haline geldi. Tarım ve hayvancılık zayıflatıldı, kadın emeği daha görünmez hale geldi. Tam da bu yüzden savaş aynı zamanda bir sınıf meselesiydi. Kürt halkı yoksullaştırıldı ve bundan dolayı biz emekçiler açısından savaşın karşısında durmak ve barışın savunuculuğunu yapmak olmazsa olmaz bir görevdir” ifadelerini kullandı.

‘Barış ve demokratikleşme eş zamanlı yürümeli’

Kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın yalnızca çatışmasızlıkla sağlanamayacağını belirten Ayfer Koçak, “Barış demokratikleşmenin önüne konulabilecek bir alternatif değil. Barış ve demokratikleşme eş zamanlı yürüyebilecek, birlikte güçlenebilecek iki kavram. Biz barışı aynı zamanda kutuplaşma zemininden çıkma şansı olarak değerlendirmek zorundayız. İş yerlerimizde, okullarda, hastanelerde, fabrikalarda yan yana geldiğimiz her kesimle bu süreci tartışmalı ve onları bunun ortağı haline getirmeliyiz. Onlara şunu söyleyebilmeliyiz: Barış senin maaş meselendir, barış senin vergi meselendir, barış çocuğunun geleceği meselesidir, barış sendikal örgütlenme ve demokratikleşme meselesidir” dedi.

Panelin ikinci oturumu ise Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen’in katılımıyla devam edecek.

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version