PROF. DR. M. EFE ÇAMAN | YORUM
Biz 2008’de ayrıldık. Daha dün gibi!
Nasıl anlatsam seni bilmiyorum. Hayır. Anlatacak bir şeyimin olmamasından değil. O kadar çok neden arasından nasıl birkaçını yazarım diye düşündüğümden. Sana haksızlık olmasın, sonra incinme diye. Ama sen zaten incinmez, aklına bir şey gelse bile söylemezdin, karşındakini kırmamak için! Oğlun bile olsa karşındaki hatta. Acaba bu özelliğini mi yazsan en başa? Senin o başkalarını çoğu zaman kendinden bile çok gözeten yüreğini, baba?
Yoksa cebinde neyin var neyin yok, ihtiyacı olan başkalarıyla paylaşmaya, bunu kimseye gösteriş yapmadan, usulca ve sessizce yapmana neden olan asil cömertliğine mi ayırsam ilk sırayı?
Peki ya haksızlıklara olan tahammülsüzlüğün? Hakperestliğin? Öznelere bakmaksızın haktan ve adaletten yana olan, cesur duruşun? Herkes kendinden olanlara iyiyken senin sana göre öteki olana bile koca yüreğini açman? Ve bu övgüye mazhar şahsiyet özelliğin başkalarından hak ettiği övgüyü aldığında çocukluğuna dönmüş gibi yüzünün kızarması ve tevazuyla gülümsemen? Nasıl olur da bunu ilk sıraya yazamam ben!
Peki ya merhametin? Belediyenin zehirlediği köpek yavrularını kurtarmak için Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nin tiyatro kulisinden koşarak sokağa çıkıp, belediye çalışanlarının elinden o karabaş köpek yavrusunu kurtarman? Adını Hüdaverdi koyduğun sokak köpeğinin kuliste yıllarca yaşaması, Yeditepe’nin asli bir üyesi olarak? Ya da Oben (Güney) abinin oğlu Artur için kapı kapı dolaşıp burs araman? Güzel kalbinle dokunduğun yüzlerce insan (ve hayvan) senin şahidin olsa, onların önünde utanırdım, merhametini ilk sırada yazmasam!
Tiyatronun usta isimleri; Hadi Çaman, Nejat Uygur ve Gazanfer Özcan birlikte görülüyor…
Elbette bir diğer özelliğin geliyor aklıma yine, pişman ederek beni: Neden bunu daha üstte bir yere yazmadım! Çünkü senin sadakatin, seni belki de en iyi tanımlayacak özelliklerindendi. Ailene, dostlarına, mesleğine, meslektaşlarına, beslediğin hayvanlara, tiyatronun seyircilerine, maaşlarını vermek için kendin parasız kalmayı seçtiğin Yeditepe oyuncularına – ve bana. Benim tüm hayatımda sadece fiziken değil, ruhen, manevi olarak, hep yanımda olman, hep benim tarafımı seçmen, bana güvenmen! Bu özelliğini mutlaka ilk sıraya yazmalıydım ben!
Ve tabi korumacı, kahraman ruhun! Bu mutlaka ve mutlaka doğumla gelen bir özelliğindi. Çünkü senin sadakatinde ve merhametinde bir temel aranacaksa eğer, bu odur! Dış dünyayla aradaki set, o sağlam siper, o görünmez ama varlığından emin olunan kalkan, o yenilse de ayağa mutlaka kalkan ve savunuda yerini alan yılmaz adam – o babamdı diye övünmeme gerekçe olacak en başta gelen özelliğin! Kişisel kahramanım olmanı sağlayan ve daima güvendiğim, asla kar yağmayan kocaman dağ!
Kramer Kramer’e Karşı’daki ya da Pursuit of Happyness’teki baba figürlerini geride bırakacak iyi bir baba.
Yanımda olduğun anlarda keşke seni daha çok tanımaya çalışsaydım, yanımda olmadığın anlarda keşke yanında daha çok olmaya gayret etseydim. Keşke seninle daha çok konuşsaydım, senden daha çok şey öğrenseydim. Keşke senin duygusallaştığın anlarında içimden gelmesine karşın bir türlü başaramadığım şekilde, ben de duygularımı daha fazla gösterebilseydim. Keşke senin kadar okuyabilseydim, Türk sanat musikisinden anlayabilseydim. Keşke senin gibi fotoğrafik bir hafızam olsaydı, okuduğum yüzlerce sayfayı fotokopi makinesi gibi beynime kaydedebilseydim. Keşke senin gibi sosyal ilişkileri ayakta tutma yetim olsaydı, senin kadar çok insana arkadaşım diyebilseydim. Keşke senin kadar affedici olabilseydim.
Yazarımız Efe Çaman’ın çocukluğu… Annesi Bengi Şen’in kucağında… Babası Hadi Çaman ise onu eğlendiriyor…
Aklıma bazı enstantaneler geliyor – Kilyos’ta buz gibi denizden çıktığımda beni havluyla sarman, beş yaşındayken mesela. Bana yedek subayken tanıdığın imam arkadaşının öldüğünü anlattığın o masada, ağlarken. Aylin’i ilk kucağına aldığında, Almanya’da! Ya da annemle yıllar sonra benim doktora törenimde bir araya geldiğinizde!
En son seni hatırladığım anı keşke hafızamdan tümüyle silebilseydim. Seni tükenmiş ve erimiş, “Artık daha fazla çekmek istemiyorum oğlum” der gibi gözlerime baktığın andaki gibi hatırlamak yerine, keşke mesela dekorcularla beraber aslanlar gibi dekor taşırken hatırlayabilseydim. Veya bir fıkra anlattığındaki muzipliğinle ve güler yüzünle, ya da ne bileyim, herhangi bir oyunundaki herhangi bir rolünün repliğiyle falan aklımda kalsaydın!
Keşke seni bir telefonla arayıp halini hatırını sorabilseydim.
42 yıl Türkiye tiyatrosuna hizmet ettin, sayısız oyunlarda oynadın, sayısız genç oyuncu yetiştirdin, onların profesyonel hayata girmelerine önayak oldun! Asla ben değil, hep biz dedin! İyi bir oyuncu, yönetmen, tiyatro yapımcısı ve patronu oldun! Kamp 17’de, Kelebekler Özgürdür’de, Yalnızlar Parkı’nda, Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü’nde, Küheylan’da – Altın Kelebek veya Avni Dilligil kazandığında hep aynı mütevazı ve utangaç dahi! Rüzgâr adam lakabını hak eden, altın çocuk! Ak Saçlı Delikanlılar’daki gibi bembeyaz olduğunda da saçların, sen hep o Haldun abinin (Dormen’in) Altın Yumruk’unda Yüksel abi (Gözen) ile profesyonel olan tiyatro sevdalısı genç oyuncu olarak kaldın. Tüm tiyatro kariyerinde hep iyi işler çıkardın. Kendi özgün dünyanı başkalarına sanatınla taşırken asla üstenci olmadın. Kalp kırmadın, başka insanların hayatlarını önemsedin ve sağlam bir duruşun oldu. Buna seni tanıyan herkes saygı duydu.
Ama en önemlisi sen, seni tanımayanların hoyratça saldırılarına ve edepsizliklerine karşın yüzünden düşmeyen tebessümünle karşılık verdin, hayatından geçen herkesin saygısını kazanarak, iyi bir insan ve dahası ayakları yere basan bir aydın olmanın gereğini fazlasıyla yerine getirdin. Yitirdiğimiz o ülkenin güzide bir oğlu olarak tiyatro tarihinde yerini aldın. Seninle elbette bu yönünle her bakımdan gurur duyuyorum. Daima duyacağım da!
2008 yılında hayatını kaybeden Hadi Çaman, çok sayıda tiyatro ve filmde rol aldı.
Ama benim için sen geceleri korktuğumda elimi tutan ve beni sakinleştiren, hata yapsam da müşfik ve sabırlı olan, bana okuma ve yazma sevgisini kazandıran, hakkında kavga edilecek değerler vardır mesajını bizzat yaşamıyla öğreten, sevginin hasını hissettiği kadar gösterebilen bir baba, bir rol model oldun. Benim için sen sadece benim babamdın! Sensizliğin on sekizinci yılında seni kaybetmenin acısını o haberi öğrendiğimden beri yüreğimde hissediyorum baba ve seni çok özlüyorum.
Bana “Sen kimsin?” dendiğinde senin oğlun olmak benim için hala en önemli yanıt. Kimliğimin temellerinde bir yerlerde, beni ben yapan, harcı bir arada tutan bir öz varsa, o sensin. Hayatımda bana dair olan, kişiliğim başta, her şeyde sen varsın, senin izlerin var. Benim için de senin bu dünyada kalan son izin olmak en büyük onur! İyi ki sen benim babamdın. İyi ki senin oğlunum.
Seni seviyorum. Huzur içinde uyu. Ruhun şad olsun.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

