Site icon Serbest Görüş

Atı alan Üsküdar’ın içinden de geçti!

Atı alan Üsküdar’ın içinden de geçti!


PROF. DR. M. EFE ÇAMAN | YORUM 

Bu ne bir ilktir, ne de son. Erdoğan’ın ülkesinde normalleşen otoriterleşmenin bir başka merhalesinden başka bir şey değil aslında. Üsküdar Belediyesi’nde olanlardan bahsediyorum. Kritik eşiği aşarak tam otoriter rejim haline gelmiş olan rejim, doğasına uygun davranıyor.

Birçokları hayret ediyor. Yaşanan sürecin ne kadar gayri hukuki, ne kadar anti demokratik olduğundan falan dem vuruyor. Oysa rejim gayet de gözle görünür biçimde oldukça uzun bir süredir otoriterleşiyor. Biz yazıp çiziyorduk, ama ülkede ekâbirler “Fetöcülerin” yine atıp tuttuğunu söylüyorlardı. Çünkü bizlerin verdiği örneklerdeki dejenereleşmiş yargı mekanizması yargı değildi. O zamanlar her şey normaldi. Çünkü hedeftekiler başkaydı. Türkiye’de “hedeftekilere bakılarak pozisyon tayin etmek” bir halk sporuydu…

Dolayısıyla CHP’deki operasyondan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Mr. Hyde’ haline getirilip sahaya sürülmesinden de, Ekrem İmamoğlu’nun derdest operasyonundan da çok ama çok daha önce, ‘evvel zaman içinde, kalbur saman içinde’ Erdoğan rejiminin kimleri yemiş olduğu onların radarlarının kapsama alanları dışındaydı.

Hayat ne güzel, günler ne kadar güneşliydi o zamanlar! Bugünün CHP’li mağdurları, o zaman rejimin mağrurları arasında gururla boy gösterirken, aslında belki de rejimin mümessillerinden bile daha dip bir yerlerde durmaktaydılar – dâhil olmadıkları bir güç konstellasyonunda dışarıdan destek vererek rejimin meşruiyet değirmenlerine su taşıyorlardı.

Heyhat, rejimin kendilerinin kapısını da bir gece vakti çalacağını hiç düşünmüyorlardı.

O zamanlar KHK’lar ve KHK’lılar onlar için birkaç cümlelik bir meseleydi. Öyle ya, haklarında beraat veya takipsizlik kararı verilenler görevlerine iade edilecek demişlerdi! Başka ne istiyordu bu densizler canım!

O zaman o mahkemelerin ne olduğunu, o kararların nasıl alındığını, küresel adalet endekslerinde ülkenin serbest düşüşünü, AİHM, BM gibi kurumlarda Türkiye’nin mahkûm edilmesini falan soranlara “ülkenin arınmasının gerekliliğini” anlatıyor, sonra sıcak yuvalarına çocuklarının ve eşlerinin yanına dönüp, güzel ülkelerinde muhalefetçiliğe devam etmemin haklı gururunu yaşıyorlardı.

Hayat ne güzeldi! Ve hak ettikleri biçimde, onlara güzeldi!

Bu arada hapishanelerdeki tutuklu kermes kadınları bebeklerini kelepçeli doğruyor, doğurdukları bebekleriyle ışıksız, küflü, izbe mahpushanelerde gökyüzünü görmeden bebeklerini büyütüyorlardı. Profesörler bağıra bağıra ölüyordu. Gençler Galata Kulesi’nden intihar ediyordu. Mahpuslar kodeste florasan lambası altında plastik iskemleler üzerinde son nefeslerini veriyordu.

Sinem Dedetaş, Ekrem İmamoğlu’na yakın isimlerden biri olarak biliniyor. O da Ekrem İmamoğlu gibi tutuklandı. 

Çocuklu aileler Meriç’te ve Ege’de rejimin zulmünden kaçarken canından oluyordu. Etkileri altındaki üçüncü dünya ülkelerinde mülteciler istihbarat operasyonlarıyla kaçırılıyor, kolları bacakları kırılana kadar dövülerek cehenneme götürülüyordu. İşkencehanelerde sıralı sistematik tecavüze uğratılan başörtülü bacılar, iğrenç fiilin sürekliliğinin altını çizercesine hamile kalıyor, bazıları bu devlet destekli tecavüzlerden olma bebeklerini dünyaya getiriyorlardı!

O arada Dilek hanım belki bilmez, biz yazalım, Kuleli öğrencisiyle tutuklanan müebbetlik çocuk askerler darbecilikten ömür boyu ağırlaştırılmış almış yatarken, 180 bin kamu personeli ve 9 bin akademisyen savunmalarını dâhi veremeden apar topar mesleklerinden ihraç edilmiş, üzerine ‘terörist ve vatan haini’ damgası yemişken, SSK sistemlerine düşülen notlarla fişlenmiş eşleri, çocukları, anne-babaları ve kardeşleriyle beraber, cümbür cemaat açlığa mahkum ediliyor, öz memleketlerinde parya yapılıyorlardı.

İşte bu “ehval ve şerait içerisinde” CHP ve efradı rejimin diskurunu canhıraş kullanıyor, Batılı başkentlerde hayretler ve dehşet içerisinde kendilerine Türkiye’de neler olduğunu soran muhataplarına “her şey kontrol altında”, “bir varoluş savaşı veriyoruz” türünden fasulye yanıtlar veriyor, Erdoğan ve suç ortaklarının sağlayamadığı meşruiyeti onlara kucak dolusu hediye ediyorlardı!

Bana dokunmayan yılan bin yaşasındı!

Ateş olmadan duman çıkmazdı!

Dinciler birbirini yesindi!

Ne zaman ki Ekrem Bey içeri alındı ve CHP’ye de çöküldü, süreç içerisinde hafiften de olsa gerçekler tam anlaşılıyor diyecekken, hop, bunlar yine “FETÖ artığı mahkemelerden” falan dem vurarak, kutsal lidere karşı gelmeden tatlı su muhalefeti yapmak rotasını değiştirmediler.

İmamoğlu bitirilirken Saraçhane’de doğaçlama doğan halk tepkisini Saray’ın beklentilerini karşılamak üzere sönümlendiren Özgür Özel, Erdoğan’ın en büyük korkusu olan İkinci Gezi’yi ne de güzel engelledi! Ondan önce Saray’lara gidip uzlaşmacı cici muhalefet rolüne bürünen Özel’in İmamoğlu’nun derdesti sonrasında kitleselleşecek bir sivil itaatsizliği sönümlendirmesi tesadüf müydü?

Kim bilir!

Fakat işte birbiri ardına CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarla rejim sandıkta kaybettiği her şeyi masada telafi ediyor, tepkisizlikten gelen cesaretle her geçen gün biraz daha, biraz daha otoriterleşiyordu.

Öyle ki Üsküdar’da gemi artık azıya alıyorlar, açıktan şantaj, tehdit, rüşvet, Allah ne verdiyse yükleniyorlardı! Üsküdar’ın onlara bırakmazdı o!

Sinem Dedetaş ve diğer seçilmiş CHP’liler toparlanıp hapse tıkıldı. Meclis üyesi seçilmiş CHP’lileri ‘Don Corleone’ vari reddedemeyecekleri tekliflerle (abrakadabra yöntemlerle) AKP’li yaptılar. Baş oligark ve çetesi, Üsküdar Belediyesini de ele geçirdi.

Üsküdar’ın diğer merhalelerden farkı ne peki? Pek bir farkı yok. Bir tek şey hariç: Artık rejimin otoriterleşme seviyesi öyle bir noktaya çıktı ki, gündüz gözü, insanların yüzüne pişkince bakarak, gayet rahat, pervasızca, korkusuzca, utanmadan-sıkılmadan, ayan beyan bu işleri yapıyorlar.

Putin Rusya’sını andırır şekilde kendilerine güveniyorlar. 100 yılı aşkın cumhuriyet Türkiye’sinde darbe sonrası ara rejimlerde dahi cüret edilemeyen şekilde bu açık anayasa suçlarını işliyorlar.

Erdoğan’ı anlıyorum.

O, “Ölene kadar iktidar olurum, benden sonrası tufan diyor!” olabilir de; ya onun ihanetlerinin gereğini yerine getiren avaneleri! İşte onların kısmen bir bölümü belki o gün geldiğinde bir yolunu bulup sıvışır da, ezici çoğunluk ne olacağım demiyor mu? Yoksa firavunun ölümsüzlüğüne mi ikna oldular?

Yahu değme firavunlar bile kendilerine piramit mezarlar inşa etmiş, onlar bile kendilerini tanrı addeden avanak halklarına ölümsüz olduklarını söyleyememiş! Bizim ülkenin biati avaneleri bunu bile görmüyor mu?

Şaka bir yana, filmin sonu epey heyecanlı olacak gibi.

Atı alanın pervasızca Üsküdar’ın içinden geçmesi birilerini uyandırır mı? Bunu filmin ileriki sahnelerinde göreceğiz!

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version