“İnsanın Fabrika Ayarları’nın Kapısı: Hareket” videosunu izlerken zihnim başka bir yere gitti. “Hareket” kelimesinin kendisine takıldım. Hareket sadece bir yerden bir yere gitmek değil; düşüncenin eyleme, niyetin fiile dönüşmesidir. Eyleme geçmeyen bilgi ‘bilgi’ değildir. Düşmek eylem değil, kalkmak eylemdir. Adında ‘hareket’ olan bir topluluk, geçmişinin hatıraları içinde yaşayamaz; yeniden kalkar, yeniden düşünür, yeniden inşa eder, yeniden insanlara gider. Hizmet edeceksen, hareket edeceksin vesselam…
AHMET KURUCAN | YORUM
İnsanın Fabrika Ayarları’nın Kapısı: Hareket isimli videoyu izledim geçenlerde. Size de izlemenizi tavsiye ederim. Orada konuşulan şey esas itibarıyla insanın fiziki hareketiydi. Sağlık, spor, hareketsizliğin insan bedenine verdiği zararlar, niyet etmek, başlamak, başladığını devam ettirmek… Fakat konuşmayı dinledikçe zihnim başka bir yere gitti. “Hareket” kelimesinin kendisine takıldım.
Hareket hemen herkesin bildiği gibi bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Bir hâlden başka bir hâle geçmek ya da düşüncenin eyleme dönüşmesi, niyetin fiile çıkması, bir hedefe doğru yol almak da hareket tanımı içine girer.
O sohbette dikkatimi çeken ve altını çizdiğim çok güzel tespitler vardı. Bunlardan birincisi, “Eyleme geçmeyen bilgi bilgi değildir.” Manası şu; insan bilgili ama o bilgi insanı eyleme geçirmiyorsa ne anlamı var?
Bilirsiniz, yapmazsınız. İnanırsınız, fakat inandığınız şey hayatınıza dokunmaz. İstersiniz fakat başlamazsınız. Planlarsınız fakat hep orada sağlıklı yeme adına söylendiği şekliyle “Pazartesi başlarım!” dersiniz ama bir türlü o pazartesi gelmez.
Bu şunu gösteriyor, bilgi de niyet de arzu da insanı bir yere kadar götürüyor. Bir noktadan sonra hareket gerekiyor. Niyet edeceksiniz ve harekete geçeceksiniz.
İşte bunları dinlerken yıllar önce yaşadığımız bir isimlendirme tartışmasını hatırladım. 90’lı yıllar. Hizmet Hareketi’ne “cemaat” denildiği günlerdeyiz. Aynı zamanda bütün dini cemaatlerin, tarikatlerin “irtica” adı altında bir torbaya konulduğu yıllar… İsimlendirme konusunda ciddi müzakereler yapılıyor. Cemaat, camia, dini topluluk ve hareket teklifleri masada.
Malum “cemaat” kelimesinin bizim dinî geleneğimiz içinde elbette çok derin ve güzel bir manası vardı. Fakat Türkiye’deki sosyoloji ve siyasilerin bu kelimeye yüklediği başka anlamlar o kelimeyi de kavramı da çok yordu.
Hizmet Hareketi ve aksiyon insanı…
“Camia” ya gelince. Hadi Uluengin Hürriyet gazetesinde söylemişti ilk defa bu kavramı. Hocaefendi de camiye gelen cemaatin farklı duygu ve düşüncede olsa da Allah’a kulluk ekseninde camide buluşmasını örnek vererek bu kelimeye sıcak baktı. Aynı hedef etrafında buluşmuş insanları tarif ediyordu bu kelime çünkü.
Müzakereler uzadı ve en sonunda “Hareket” tabiri ön plana çıktı. Bu defa “Hizmet Hareketi” mi “Gülen Hareketi” mi müzakereleri başladı. Uzun sözün kısası “Hizmet Hareketi”nde karar kılındı.
Ben bugünden geriye doğru bakıp o müzakereleri değerlendirdiğimde bu isimlendirmenin sadece sosyoloji ve sosyal bilimlerin kavramlarını temele alan bir tercih olmadığını düşünüyorum. Farkında olarak veya olmayarak yapılan çok isabetli bir tercih bana göre bu. Çünkü “hareket” kelimesi, Hizmet’in mahiyetini “cemaat” ve “camia” kelimelerinden daha güzel bir şekilde ifade ediyor. Altını daha iyi dolduruyor.
Evet, cemaat, bir arada bulunmayı ifade edebilir. Camia, aynı hedef etrafında buluşmayı ifade edebilir. Ama hareket, bir şey yapmayı ifade eder. Daha doğrusu, sürekli bir şey yapma hâlini…
Benim tanıdığım Hizmet de budur zaten. Bir yerde ihtiyaç mı var? Oraya gidilecek. Bir öğrenci okuyamıyor mu? Burs bulunacak. Bir beldede okul mu lazım? Okul açılacak. Bir insanın kapısı mı çalınmalı? Gidilecek, kapısı çalınacak. İnsanlar birbirini tanımıyor mu? Aynı masanın etrafında buluşturulacak. Bir ülkede diyalog mu lazım? Diyalog merkezi kurulacak.
Afrika’da su mu yok? Kuyu açılacak. Deprem mi oldu? Yardıma koşulacak. Bir gencin elinden tutulması mı gerekiyor? Birisi onunla ilgilenecek. Bütün bunlar yapıldı mı, evet… İşte hareket dediğim şey bu. Bir başka ifadeyle sadece konuşan, düşünen, tartışan, teori üreten bir topluluk değil; düşündüğünü imkânları ölçüsünde fiile döken bir insan topluluğu.
Tam da burada Hocaefendi’nin hayatı boyunca üzerinde durduğu “aksiyon insanı” düşüncesini de burada hatırlamak lazım. İman, amel ister. Düşünce aksiyon ister. Izdırap insanı harekete geçirir. Bir insanın derdi varsa o dert onu bir yere sevk eder. Hiçbir yere sevk etmiyorsa, insan ister istemez o derdin ne kadar derin olduğunu sorguluyor.
Yukarıda linkini verdiğim programda kullanılan bir başka ifade daha var ve bence çok önemli. Daha önceden hiç böyle düşünmemiştim. Denildi ki orada: “Düşmek bir eylem değil. Kalkmak bir eylem.” Ne kadar doğru. İnsan düşebilir. Fertler düşebilir. Kurumlar düşebilir. Toplumlar düşebilir. Hareketler de düşebilir. Tarihin ağır hadiseleri altında ezilebilir, savrulabilir, yanlış yapabilir, kaybedebilir.
Dün geçmişte kaldı, bugün ne yapıyorsun?
Ama düşmek hareket değildir. Kalkmak harekettir. Yeniden düşünmek harekettir. Yanlışını görmek harekettir. Özeleştiri yapmak harekettir. Yeni şartları okumak harekettir. Dünün doğrularını bugünün şartlarında yeniden gözden geçirmek harekettir. İkinci ve üçüncü neslin dünyasını anlamaya çalışmak harekettir. Yeni insanların önünü açmak harekettir. Dünyanın değiştiğini görüp yeni bir dil geliştirmek harekettir.
Hele yaşadığımız son on-on beş yıldan sonra bu cümlenin üzerinde ayrıca durmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü insan bazen geçmişte yaptığı hareketleri anlatarak da hareketsizleşebilir. “Biz şunları yaptık, şu okulları açtık, şu ülkelere gittik, şu insanlarla görüştük…”
Bunların hepsi doğru olabilir. Hepsi tarihimizin kıymetli sayfalarıdır. Fakat geçmişte hareket etmiş olmak, bugün hareket hâlinde olduğumuz anlamına gelmez. Şunu desem yanlış olmaz sanırım: Hareket geçmiş zaman kipiyle anlatılmaya başladığı anda üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü hareketin tabiatında süreklilik vardır.
Dinlediğim konuşmada bunun üzerinde ısrarla duruluyordu: Sürdürülebilir olmayan şey başarıya ulaşmıyor. Büyük başlayıp kısa zamanda bırakmak yerine, küçük de olsa devam eden eylem esas. Bu ölçü Hizmet için de geçerli.
Bir zamanlar dünyanın dört bir tarafına koşmuş olmak yetmez. Bugün ne yapıyoruz? Bir zamanlar gençlere ulaşmış olmak yetmez. Bugünün gencine ulaşabiliyor muyuz? Bir zamanlar insanların dertlerini dinlemiş olmak yetmez. Bugün bize derdini anlatmak isteyen insan kendisine bir sandalye bulabiliyor mu? Bir zamanlar diyalog yapmış olmak yetmez. Bugünün kutuplaşmış dünyasında yeni diyalog zeminleri oluşturabiliyor muyuz? Bir zamanlar fedakârlık yapmış olmak yetmez. Bugünün şartlarının bizden istediği fedakârlığın ne olduğunu görebiliyor muyuz? Bunlar bence “hareket” olmanın soruları.
Yerelden yönetim: Talimat beklemeyin!
Bir başka husus daha var. Hareket, benim nazarımda merkezden verilen talimatların uygulanması anlamına da gelmiyor. Tam tersine, hareket insanın bulunduğu yerde sorumluluk duymasıdır. Görmesi, düşünmesi, teklif etmesi, inisiyatif almasıdır. Her şeyi bir yerlerden gelecek talimata bağlayan yapı zaman içinde hareket kabiliyetini kaybeder. İnsanların kabiliyetlerini açığa çıkaran, düşünmeye ve üretmeye imkân veren yapı ise canlı kalır.
Hareketin tabiatında hayat vardır çünkü. Su hareket ettiği müddetçe canlıdır. Durgunlaşınca başka problemler başlar. İnsan bedeni hareket ettiği müddetçe kendisini yeniler. Kullanılmayan kas zayıflar. Dinlediğim o programda kullanılmayan bir bisikletin aküsünün zamanla öldüğünden söz ediliyordu. Bisiklet hareket ettikçe kendi enerjisini üretiyor, aküsünü dolduruyordu. Uzun süre kullanılmayınca akü işlevini kaybetmişti.
Toplumsal hareketlerin de böyle bir tarafı var. Hareket ettikçe enerji üretirsiniz. İnsanlarla buluştukça yenilenirsiniz. Yeni nesillerle temas ettikçe diliniz yenilenir. Sorularla karşılaştıkça düşünceniz gelişir. Eleştiriyle karşılaştıkça kendinizi gözden geçirirsiniz. Başka kültürlerle tanıştıkça ufkunuz genişler. Ama kendi içinize kapanırsanız, sürekli birbirinizle konuşursanız, aynı hatıraları tekrar tekrar anlatırsanız, aynı insanların aynı insanlara aynı şeyleri söylediği bir dünyaya dönüşürseniz adınız “hareket” olarak kalabilir ama hareket vasfınız giderek zayıflar.
Bugün asıl üzerinde durmamız gereken yer burası. Hizmet Hareketi denildiğinde “Hizmet” kadar “hareket” kelimesinin de hakkını vermek zorundayız. Hizmet, niçin hareket ettiğimizi söyler. Hareket ise hizmeti nasıl yaşayacağımızı. Birincisi bize istikamet verir, ikincisi dinamizm. Birincisi mana, ikincisi aksiyon. Birincisi niyet, ikincisi o niyetin hayata taşınması.
Dertlenen insan…
Bu açıdan bakınca yukarıda yazdığım gibi yıllar önce “cemaat mi, camia mı, hareket mi?” tartışmalarında “hareket” kelimesinin tercih edilmiş olmasını bugün daha anlamlı buluyorum.
Hocaefendi’nin de bu tabiri tasvip etmiş olması ayrıca önemli. Çünkü onun bize anlattığı insan tipi zaten yerinde duran insan değildi. Dertlenen, düşünen, koşan, kapı çalan, hicret eden, teşebbüste bulunan, yapan, yanılan, yeniden deneyen bir insandı.
Yalnız şunu da unutmayalım; elbette hareket etmek her yapılanın doğru olduğu manasına gelmez. Hareketin istikameti de önemlidir. Yanlış istikamette hızla koşmak insanı hedefinden daha da uzaklaştırabilir. “Hız mantığa feda edilmemelidir.” derdi Hocaefendi. Onun için hareketin yanında muhasebe, istişare, murakabe, hukuk, ahlak ve hikmet de bulunmalı. Ama bütün bunların sonunda yine eylem var.
Bugün Hizmet’in önündeki meselelerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Yaşadıklarımız bizi yordu. Çok ağır bedeller ödendi. İnsanlar dünyanın dört bir tarafına dağıldı. Kurumlar kapandı. Hayatlar altüst oldu. Bir neslin zihninde ve gönlünde derin yaralar açıldı. Bütün bunlardan sonra bir müddet durmak, soluklanmak anlaşılabilir.
Fakat durmak kalıcı hâle gelirse artık başka bir problem başlar. Çünkü adı hareket olan bir topluluk, geçmişinin hatıraları içinde yaşayamaz. Yeniden kalkacak. Yeniden düşünecek.
Yeniden insanlara gidecek. Yeniden gençleri dinleyecek. Yeniden dünyanın meselelerini kendi meselesi bilecek. Eski bazı alışkanlıklarını bırakacak. Yeni yollar deneyecek. Yeni metodlar bulacak. Yanılacak, öğrenecek, belki düşecek ama unutmayın düşmek eylem değil, kalkmak eylem ve yeniden kalkacak.
Bitireyim: Hizmet edeceksen, hareket edeceksin vesselam…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

