Site icon Serbest Görüş

6-7 Eylül pogromu: 71 yıl önce yaşanmış kara bir geceden çıkartmamız lazım


6-7 Eylül pogromuna dair konuşan gazeteci-yazar Serdar Korucu, ‘6-7 Eylül ne İstanbul’da ne de Türkiye’de yaşanan ne ilk ne de son şiddet eylemiydi. Benzerlerini o kadar çok gördük ki; Bana göre asıl konuşmamız gereken bu şiddetin süreklilik halidir’ dedi

İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleşen saldırılar, aradan 71 yıl geçmesine rağmen hala hafızalardaki yerini koruyor. “6-7 Eylül olayları” olarak nitelendirilen saldırılarda yurttaşların evleri, iş yerleri, okulları, kiliseleri yağmalandı ve yakıldı. Bu saldırılar devlet diliyle “gayrimüslim” olarak tanımlanan Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik planlı bir şekilde yapıldı.

İlk olarak 11 Kasım 1942’de Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlar için “Varlık Vergisi” isimli bir vergilendirme sistemi getirildi. Verginin yüksek olmasından kaynaklı ise bu dönemde çok sayıda Ermeni, Rum ve Yahudi yurttaş göç etmek zorunda kaldı. “Varlık Vergisi”nin amacı “her ne kadar savaşın yarattığı ekonomik koşulları iyileştirmek olarak” ifade edilse de asıl amaç mülkiyet ve sermayenin Türkleştirilmesi oldu.

6-7 Eylül ihlalleri

“Varlık Vergisi”nin ardından 1955’te İstanbul Ekspres Gazetesi’nde yayımlanan “Atatürk’ün Selanik’teki evi Yunanlar tarafından bombalandı” haberi saldırılara gerekçe yapıldı. Bunun üzerine 6-7 Eylül 1955’te Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşlara yönelik saldırılar başladı. Ancak bir süre sonra bombayı yerleştirenin Türk olduğu ortaya çıktı. Döneme dair araştırma yapan Helsinki Watch Örgütü’nün raporuna göre, katledilen yurttaş sayısı 15 kişi olarak kayıtlara geçti. Yine resmi rakamlara göre 30 kişi, resmi olmayan rakamlara göre 300 kişi de yaralandı. Saldırılarda en az 60 kadının tecavüze uğradığı belirtildi. Resmi kaynaklara göre, 4 bin 214 ev, bin iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve 26 okul tahrip edildi. Saldırıya uğrayan ve yağmalanan iş yerlerinin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si ise Yahudilere ait olduğu belirtildi. Saldırılarda mezarlıkların tahrip edildiği ve çıkarılan bedenlere işkence yapıldığı kaydedildi.

 ‘Hiçbir şiddet eyleminin bu kadar görsel öne çıktığını görmeyiz’

6-7 Eylül 1955 pogromunun hayatta olan tanıklarını dinleyerek, “Akşam İstanbul’da Çok Fena Şeyler Oldu” kitabını kaleme alan gazeteci-yazar Serdar Korucu, o dönem yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 6-7 Eylül pogromuna ilişkin medyaya yansımayan ve üzeri örtülen yanların da olduğunu aktaran Serdar Korucu, “Türkiye tarihine baktığınızda hiçbir şiddet eyleminin bu kadar görsel olarak öne çıktığını görmeyiz. Bunun bir etkisi var çünkü İstanbul’un kalbi İstiklal Caddesi’nde yaşandı. 6-7 Eylül hem çok hatırlanan hem de hatırlanarak üstü örtülen bir şiddet eylemi oldu. Çünkü biz 6-7 Eylül’ü hep maddi bir hasarmış gibi konuşuyoruz, dizilerde ve filmlerde de böyle bir dekor olarak kullanılıyor. Sanki o gece Kıbrıs olayları vardı ve bir anlık feveranla halk ucu kaçan bir eylemle, zengin Rum, Ermeni ve Yahudilerin dükkânlarını yağmaladı ve ortaya böyle bir manzara çıktı gibi gösteriliyor. Ama gerçek bu değil. Bu çalışmaları yapmamızın nedeni de insanların hafızasında gerçeğin yer etmesiydi. Taksim Meydanı’na geldiklerinde meydanın siluetini oluşturan Aya Triada kilisenin o gece yakıldığını unutmamak ya da Mecidiyeköy’de bir alışveriş merkezinin tam karşısında yer alan Şişli Rum mezarlığının içinde daha yeni gömülmüş cenazenin çıkartılıp, karnına mızrak saplanıp, Türk bayrağı ile ağaca asıldığını unutmamak için çalışmalar yaptık. Mezarlara yönelik saldırı bambaşka bir şey. Bu bir toplumun geçmişini kazımak, kökünü buradan kopartmaya yönelik bir şeydir. Burada tutunmamalarını isteme hali olarak görmek gerekiyor” dedi.

‘Failler zaten suçlarını asla konuşmazlar’

6-7 Eylül olaylarının yalnızca İstiklal Caddesi’nde yaşanmadığını söyleyen Serdar Korucu, saldırının sadece bir yağma olmadığını ve Rumlar, Ermeniler ile Yahudi yurttaşlara yönelik olduğunu belirtti. Serdar Korucu, “Bu şiddet içerisinde aslında din adamlarına saldırılar var, sünnet edilmeye çalışanlar, onların sakallarını kesmeye çalışanlar var. Bir papaz avı başlatılıyor. Bunu Türk tanıklar anlatıyor. Cinsel şiddet, bugün kadın hareketi sayesinde çok daha fazla konuşuluyor, dönem değişti. Ama 71’inci yıl dönümündeyiz. O kuşak için bunları konuşmak çok zordu. Failler zaten suçlarını asla konuşmazlar ama tecavüze uğrayanların konuşması o gecenin unutulmaması gereken yanlarından biridir” diye belirtti.

‘Yanmayan Rum kilisesi kalmadı’

1955 öncesi siyasi atmosfere de değinen Serdar Korucu, o dönemde Türkler ve Rumlar arasında bir gerilimin yaratıldığına dikkati çekerek, “İngiliz politikasını konuşmak lazım çünkü İngiltere, adada Türk ve Rum toplumlarını karşı karşıya getiriyor. Kıbrıs’ta bir olay çıktığında Kıbrıslı Rumlar Türklere saldırdı, ‘Rumlar Türk kardeşimizi katletti’ deniliyor. 1950’lerin atmosferinde bir gazeteyi açıyorsunuz karşınızda bu başlık var ve doğal olarak toplumun içerisinde tansiyon ve gerilim artıyor. Devletin içerisindeki bir yapının, planlı ve programlı bir hazırlığının olduğu biliniyor, reddedilmiyor, yetkililer tarafından açıkça konuşuluyor. Bugün Balıklı Mezarlığı Ermeni topluluklarının en eski mezarlıklarından birisidir. Arşivinin yanma nedeninin 6-7 Eylül gecesi olduğunu biliyoruz. İstanbul’da neredeyse yanmayan Rum kilisesi kalmıyor. Bu nedenle bu güruhun, çok sistemli hareket ettiklerini söylemek lazım” dedi.

‘Tamir edilemeyecek şeyler var; cana kast, tecavüz gibi’

Saldırılardan dolayı tamir edilemeyecek yaralar oluştuğunu kaydeden Serdar Korucu, “Bu pogromun üzeri çok hızlı kapatıldı. Önce komünistler işaret edilerek ilk operasyon onlara yapılıyor. Daha sonra saldırıya katılanlar alınıyor ama çok hızlı bırakılıyorlar. Herkesin çaldığı çırptığı yanına kalıyor, faillerin ise cezalandırılmadığını biliyoruz. O geceden ne bir cinayet ne bir tecavüz davası da açılmıyor. Tamir edilemeyecek şeyler var; cana kast, tecavüz gibi” diye konuştu.

Serdar Korucu, şunları ekledi:

“O gece gitmiyorlar, sonra da gitmiyorlar ama bir yerden sonra bu topraklarda gelecek olmayacağı fikri herkesin aklına yerleşiyor. 6-7 Eylül’ü, 71 yıl önce yaşanmış kara bir geceden çıkartmamız lazım. Çünkü 6-7 Eylül ne İstanbul’da ne de Türkiye’de yaşanan ne ilk ne de son şiddet eylemiydi. Benzerlerini o kadar çok gördük ki; Bana göre asıl konuşmamız gereken bu şiddetin süreklilik halidir. Sadece Rum, Ermeni ve Yahudiler değil, zaman zaman buradaki hedef değişiyor. Bazen Kürtler, Aleviler, Suriyeli mülteciler, kadınlar, LGBT+’lar oluyor. Asıl sorun toplumun bir kesiminin diğer kesime düşmanlaştırma halidir. Bunu çözmemiz gerek. Neden devlet özür dileyemesin ki dilemesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı, ‘1960 darbesine giden sürecin başlangıcı 6-7 Eylül’de verilmiştir’ diyor. Bu çok önemli bir açıklamadır. Bu karanlık gece ile ilgili neden özür dilenmesin. Bu şiddet eylemi ile ilgili bunlara dair yapabileceğimiz şeyleri zorlamamız gerekir.”

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version