NECİP F. BAHADIR | YORUM
Süleymancılara ikinci dalga operasyon… 13 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İlk anlarda ‘Alihan Kuriş suç örgütü’ deniyordu. Artık medya haberlerde ‘Süleymancılar’ ifadesini kullanmakta beis görmüyor. Çünkü böyle tuhaf bir ayrım yapılamazdı. Siz bir yapının başındakilere ‘operasyon’ düzenlerseniz, o grubu dışarıda tutamazsınız. Başı alıp da “Ama gövdeye zarar vermedik!” diyemezsiniz. Derseniz komik duruma düşürseniz.
AKP hem komik hem de ‘acınacak hale’ düştü. Devr-i iktidarın sonunda kendisine biat etmeyen dini gruplara yöneldi. Sol, laik ve Kemalist kesimi sevindirdi. Taban ise şaşkın… Doğu Perinçek, “Türkiye 28 Şubat çizgisine geldi. 28 Şubat’ın asıl hedefi F.tö’ydü!” demişti. Hayır, o çizgiye fersah fersah aştı. 28 Şubat’çılar gemi bu kadar azıya almamıştı. Hem sistemde denge söz konusuydu, hem de yargı yasa, mevzuatı gözetirdi.
Onun için “28 Şubat’çılar daha şerefiydi!” diyenler çıktı. Bırakın 28 Şubat sürecini 12 Eylül askeri yönetimi bile dini grupların üzerine bu denli pervasız ve haksızca gitmemişti. Soruşturma ve operasyonlar sınırlıydı. CHP yapamazdı. AKP gibi bir parti, Erdoğan gibi bir siyasetçi bunu göze alabilirdi. İç ve dış odaklar onu sahaya sürdü. Şimdi her operasyon sonrası ‘zafer kütüğüne’ bir yeni çivi çakmaktalar…
Furkan Vakfı operasyonunda ‘son dakika’ haberleri geldi. Alparslan Kuytul ve eşi tutuklandı. Kadın, çocuk ve yaşlılara ilişmek tartışmasız Firavun politikası. Kuytul’un tabiriyle bu ‘suç değil, sus operasyonuydu’. Gözaltının ardından ‘tutuklama’ sürpriz olmadı. Susturmanın en kestirme yoluydu tutuklamak… Dört duvar arasına koymak… Hapishaneler tarih boyunca onurlu duruşların mekanı oldu. AKP Türkiye’sinde de durum farklı değil. Bir ülkenin halini görmek isteyen hapishanelere baksın…
İktidarın niteliğini, yönetimin şeklini hapishanelere bakarak tanımlayabilirsiniz. Öcalan “Demokrasinin yolu İmralı’dan geçer!” demiş. İmralı artık bir hapishane değil ki… AKP ve MHP ikilisi Ada’yı Öcalan’ın ‘özel mekanı’ haline getirdi. Onun için özel konut inşa edildi. Klasik bir mahpus değil. Aile ve yakınları hatta gazeteci ve siyasilerin görüşmesi için ortam hazırlandı. AKP’li Güler bunu açıkça dile getirdi.
AKP’nin devri iktidarında Öcalan en şanslı mahpuslardan biri… Meclis’ten bir heyet ziyaretine gitti. Çerçeve yasa DEM’le değil Öcalan ile müzakere edildi. Öcalan ‘onayladıktan’ sonra kanun metni Meclis’e gönderildi.
Demokrasinin yolu İmralı’dan değil, Edirne, Silivri ve Sincan gibi AKP zindanlarından geçer. Doğrusu bu… İmralı hapishane değil, zindan hiç değil. Öcalan’ın özel mekanı… AKP’nin gözünde ‘kurşun atan’ eli kanlı gerçek terörist, ‘mesaj atan siyasi muhaliften’ daha kıymetli.
Sığ ve katı ideolojiye sahip Kemalizm AKP’li ele geçirmeyi başardı. 15 Temmuz sonrası yaşananları başka türlü izah etmek mümkün mü? Alihan Kuriş ve Alparslan Kuytul operasyonlarının bize söylediği bu…
AKP, medyayı iktidarın propaganda merkezi haline getirdi. O yüzden gerçeklerin dile gelmesi kolay değil. Yargının sopası her vatandaşın üzerinde ‘Demokles’in kılıcı’ gibi sallanmakta… AKP’nin gerçek yüzü er geç yazılacak. Yeni Asya’dan Kazım Güleçyüz 3 yıl önce AKP politikalarını ‘Yeşil Kemalizm’ diye tanımlayan kitap yazdı. Son iki operasyon bana bu kavramı hatırlattı. Birkaç gündür zihnimin içinde dönüp durmakta. Kitabı okurken biraz abartılı bulmuştum ama bugün hakkını teslim ediyorum. AKP yargısının kadrine uğrayan Güleçyüz yerinde ve isabetli bir tespitte bulunmuş.
Eskiden MHP tayfası, Erdoğan ve arkadaşlarına ‘Yeşil komünistler’ derdi. Şimdi omuz omuza verdiler Kemalizm’i dirilttiler. AKP çeyrek asrın sonunda ‘Yeşil Kemalist’ bir niteliğe büründü. Erdoğan’ın yaptıklarını başka türlü tanımlamak zor. Kemalizm bazılarının dediği gibi ölmedi, renk değiştirdi. AKP ile ete kemiğe büründü ve Erdoğan diye göründü. Perinçek gibi ulusalcı Kemalistlerin özellikle son iki operasyonun ardından ‘bayram yapması’ boşuna değil. Erdoğan onların hayallerini gerçekleştirdi. Dini gruplara operasyon Kemalistlerin rüyasıydı. Ve ‘AKP’nin politikası’ oldu.
2017’de Hatem Ete de benzer tespiti yapmış; “Kemalist modernleşme projesine alternatif oluşturma iddiası ve beklentisiyle iktidara gelen Erdoğan Kemalist siyaset ve toplum tasarımını popülist ve muhafazakar bir tonla güncelleyerek daha da güçlendirdi”
Teorik olarak öyleydi. Sokaktaki insanın bunu fark etmesi zaman aldı. Pratik olarak da ispatlandı. Ete’nin tespiti 2026 yılında anlamını buldu. Erdoğan herkesin anlayacağı şekilde Kemalizmi güçlendirecek bir yola saptı. Değişen sadece renkti.
Meseleye Mücahid Bilici gibi derin felsefi veya sosyolojik açıdan şikayet de mümkün. Biraz fazla teorik olsa da Bilici’nin görüşlerini öteden beri önemserim. Serbestiyet’te “Sosyolojik dönüşüm itibarıyla devlet, milleti dini anlamda fethetmek için dine el koydu” diye yazdı. Bazı rezervlerim var elbette fakat ilginç bir yaklaşım olarak kayda geçirmek istedim.
Kemalizm günün sonunda AKP ve onun temsil ettiği Siyasal İslam’ı fethetti. Bu Kemalizm’in gücünden değil. AKP’nin zayıflığından ve de ilkesizliğinden… Ayaklarının yere basmamasından… Slogandan öte bir düşünce ve siyasi derinliğe sahip olmamasından… Erdoğan’ın trajedisi bu; ‘Fetih’ diye yola çıktı. Tabanını da buna inandırdı. Fethedilen kendisi ve partisi oldu. Ne kadar ağır ve acı… Sığ ve katı ideolojiye sahip Kemalizm AKP’li ele geçirmeyi başardı. 15 Temmuz sonrası yaşananları başka türlü izah etmek mümkün mü? Alihan Kuriş ve Alparslan Kuytul operasyonlarının bize söylediği bu…
AKP’nin ‘hafız’ İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sosyal medyadan paylaştığı mesajda “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” diye sormuş. İnsanın ‘Allah’ diye bağırası geliyor. İktidar ve güç sarhoşluğu bu olsa gerek… Kemalistler bile ‘devleti’ bu denli puta dönüştürmemişti. Yeşil Kemalistler, gerçek Kemalistleri aştı.
Dini gruplara operasyonlarda da devleti kutsamakta da üzerilerine yok. Haksız mıyım?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

