Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri anan Murat Karayılan, 10 yıldır devam eden savaş koşulları nedeniyle yaşanan ölümleri açıklayamadıklarını ifade etti
Halk Savunma Merkezi Komutanlık üyesi Murat Karayılan, Fırat Haber Ajansı’na sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri anan ve yaşamını yitirenlerin aileleriyle Kürt halkına başsağlığı dileyen Murat Karayılan, “Toplumların tarihinde kahramanların, yani yiğitlerin çok büyük bir yeri vardır. Tarihe bakıldığında, kendi içinden yiğitler veya kahramanlar çıkaramayan toplumların varlıklarını sürdüremediğini görülüyor. Kahramanlarını yaratamayan toplumlar dağılmış, erimiş ve yok olmuşlardır. Ancak kendi kahramanlarını yaratan toplumlar değer kazanmış, toplumsal ve ulusal değerler yaratmış ve böylece varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Halkımızın tarihinde de kuşkusuz yiğitler vardır. Fakat tarihin büyük bölümünde bunlar toplumla, halkla buluşamamışlardır. Biz sadece dengbêjlerin kilamları sayesinde bazı yiğitleri tanıyoruz. Çünkü toplumumuzda yiğitlerin yeri vardı, fakat bu çok sınırlıydı.
Önder Apo’nun ortaya çıkışı tarihsel bir çıkıştı. 1970’li yıllarda Kürdistan’da yürütülen siyaset, baskı, yani asimilasyon, Kürt halkını yok oluşun eşiğine getirmişti. Özellikle 1975 yılında Güney Kürdistan hareketinde yaşanan kırılma bütün Kürdistan’da büyük bir umutsuzluğun oluşmasına yol açtı. Bu koşullarda Önder Apo’nun Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü çalışmanın daha ilk dönemlerinde, yoldaşlık ruhunun temelleri güçlü bir biçimde atıldı. Bizim saflarımızda arkadaşlık ve yoldaşlık çok derinleşti. Gruba yönelik saldırı gerçekleştiğinde ilk şehit verildi ve bütün arkadaşlar bundan etkilendi. Anma için daha fazla insan katıldı. Böylece hem kendilerine hem de yoldaşlarına sahip çıktılar. Anmak, mücadeleyi büyütmenin ve yaşamı sürdürmenin temeli haline geldi. Bu tarz zamanla hareketimizin içinde daha da güçlendi. Öyle bir noktaya geldi ki her şehadet, yeni bir çıkışın temeli oldu. Böylece hareket giderek daha da güçlendi. Yani her şehit hareketimizi zayıflatmadı; tam tersine güçlenmenin temelini oluşturdu.
Bu nedenle şehitler, güç kaynağı oldu, mücadele ve katılım ruhu oldu. Bir süre sonra bu durum toplumumuz içinde de gelişti. Örneğin bir ailede bir erkek kardeş şehit düştüğünde, ardından kız kardeş onun yerine katılıyordu. ‘Kardeşimin silahını yerde bırakmayacağım’ diyordu. Yani bu durum toplumumuz içinde de böyle gelişti. Bu nedenle şehit sinerji yaratır, şehit güçlenmeyi sağlar, şehit güç haline gelir. İşte bu nedenle hareket yenilmez bir hareket haline geldi. Çok zor ve sıkıntılı dönemlerden geçti, ama yine de ayakta kaldı. Mücadelemizin tarihinde şehitler böyle bir rol oynadı. Yani şehitler bir çizgi yarattı, böyle bir bağlılık ve değer yarattı. Aynı zamanda şehitlerin direnişi ve bu destansı direniş temelinde yürütülen mücadele yükseldikçe, stratejik öncülük de kalıcı hale geldi.
Bir halkın varlığı ve başarısı açısından kahramanların rolü ve misyonu önemlidir, stratejinin oluşturulması, yani stratejik öncülük önemlidir. Kürdistan’da stratejik bir öncülüğün ortaya çıkışı vardı, fakat bunu kalıcılaştıran, bunu hakikate dönüştüren şehitler oldu. Şehitler ile stratejik öncülük arasında bir bağ vardır. Başka ülkelerde de böyle olmuştur, fakat bizim ülkemizde bu hakikat içerisinde böyle gerçekleşmiştir. Yani şehit, en temel değer, esas temel, toplumun varlığının kökü haline geldi. Böyledir; şehitlerimiz halkımızın varlığının, uluslaşmamızın temeli oldular. Bu nedenle şehit bizim için her şeydir. Toplumda gençler, Kürt kızları ulusları için kendilerini feda ediyorlar. Gerektiğinde bedenlerini ateşe veriyorlar. Böyle fedai, güçlü bir ruh gelişti.
Toplum bunu gördüğünde, böylesine yiğit, cesur ve fedakar kahramanların ortaya çıkışı, toplumda bir heyecan yarattı; bu toplumu ayağa kaldırdı. Diriliş devrimi böyle ortaya çıktı ve bu devrim, beraberinde uluslaşmayı geliştirdi, birçok değeri yarattı. Bunların hepsi şehitlerin kanıyla gerçekleşti. Yine kadın kahramanların ortaya çıkması, hem dünyadaki tüm kadınlar hem de Kürt toplumu açısından büyük bir kazanımdır. Çok önemli ve tarihsel bir gelişmedir. Kürdistan’da kadın kahramanların, kadın yiğitlerin ortaya çıkmasıyla Kürt halkı toplumsal olarak irade kazanmıştır. İradeli olma bu temelde gerçekleşmiştir” dedi.
Kürdistan’ın en cesur gençleriydiler
Amed, Wan, Gever gibi birçok yerde düzenlenen anmalara da değinen Murat Karayılan, “Değerli ailelerimizin dile getirdiği gibi şehitlerimiz varlığımızdır; varlığımızı onlar yaratmıştır. Şehitlerimizin emeği ve direnişi, bugünkü barış ve demokratik siyaset sürecinin temeli olmuştur. Bu süreç, Önder Apo’nun emeği ve kahraman şehitlerin direnişiyle gerçekleşmiştir. Şehitler aynı zamanda Kürt toplumu için bir temel oluşturmuştur; artık Kürt toplumu bu temel üzerinde başarıya doğru ilerleyebilir. İsimleri açıklanan bu değerli arkadaşların, kahraman şehitlerin çoğunu tanıyoruz. Kürdistan’ın en dürüst, en samimi, en fedakar ve en cesur gençleriydiler. Devrimci ahlak temelinde büyüdüler. Halklarının çıkarları uğruna büyük fedakarlıklar yaptılar; böylesine yiğit insanlardı. Gerçekten de bu dönemde bu değerli arkadaşların yürüttüğü direniş birkaç kelimeyle ifade edilemez.
Bu nedenle, bu yiğitleri, bu yiğit genç kadınları ve bu yiğit genç erkekleri yetiştiren aileler, bu çocukları yetiştiren anne ve babalar onlarla her zaman gurur duymalıdır. Ailenin bütün fertleri her şeyden önde bu kahramanlarla gurur duymalıdır. Çünkü bu devrimci militanlar, bu Kürdistan gençleri, kendileri için hiçbir şey istemeden canlarını feda ettiler. Bütün yaşamlarını toplumun geleceğinin hizmetine adadılar. Kendi geleceklerini toplumun geleceğiyle birleştirdiler. Toplumun geleceği için yaşadılar. Bu nedenle yaşamları belki kısa oldu, fakat çok anlamlıydı. Belki uzun bir hayat yaşayamadılar, ama dopdolu yaşadılar ve çok büyük emek verdiler, direniş gösterdiler. Bugün onların bu direnişi, bu emeği Kürt toplumu ve Kürt halkı için varlığın ve gelecekteki başarının temeli haline gelmiştir” diye ifade etti.
Toplumun yaşamını yitirenlerin anmalarına katılımına işaret eden Murat Karayılan, “Kahraman şehitlerimizin, taziyelerine ve anmalarına katılan, bu yurtseverlik ve ulusal bilinç düzeyine ulaşan herkesi selamlıyorum. Bu şekilde anmalara katılım göstermek çok değerlidir. Bütün yurtseverlerin, demokrasi ve özgürlük isteyenlerin Kürdistan’ın kahramanlarına sahip çıkması gerekir. Bu kahramanlar, yani bu kahraman şehitler bir ailenin evladı olabilir. Fakat bu şehitler bütün Kürdistan’ın şehitleridir.
Bir ailenin şehitleri değil, bir ülkenin şehitleridir. Bu nedenle herkes kendi kızı, kendi oğlu şehit düşmüş gibi hareket etmelidir. Zaten kendi içimizde bu böyledir. Bizde yalnızca bir ailenin ya da bir şehrin değil, bir halkın, bir ulusun evladıdır. Bütün yurtseverlerimizin de böyle yaklaşması gerekir. Zaten sizin de söylediğiniz gibi böyle yaklaşıyorlar. Fakat bundan sonra da her alanda kendi değerlerine daha güçlü sahip çıkmaları, daha güçlü bir tutum sahibi olmaları ve bu konuda aktif olmaları gerekir. Bu önemli ve değerlidir. Yani bu, artık bir toplum olduğumuzu, artık bir ulus olduğumuzu gösteriyor. Bu gerçeği herkese göstermemiz gerekir” diye konuştu.
Savaş nedeniyle isimler açıklanamadı
Yaşamını yitirenlerin isimlerinin savaş koşulları nedeniyle açıklanamadığına işaret eden Murat Karayılan, “Bu konuda daha önce de halkımız ve kamuoyu için bazı şeyleri dile getirmiştik. Özellikle son 10 yılda hareketimiz çok büyük imha saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Çok ağır bir savaştaydık. Savaş devam ederken arkadaşların güvenliği için iletişim sistemimizi durdurmak zorunda kaldık. Bu nedenle şehadetler konusunda birçok arkadaşımızın bilgisi zamanında karargaha ulaşamadı. Bilgi geç geldi; fakat bu sırada savaş devam etti ve her gün şehadetler yaşanıyordu. Dolayısıyla geçmişte yaşanan şehadetleri duyurabilecek bir fırsat oluşmadı. Fakat bu şehadetler bizim içimizde biliniyordu. Örneğin anmaları yapılan bu şehitler için kendi içimizde birçok toplantı yaptık, tartışmalar yürüttük. Ancak kamuoyu ve aileler açısından ancak bu dönem açıklama imkanımız oldu. Yani halkımızın, özellikle de değerli şehit ailelerimizin bu durumu anlamasını umuyorum. Onların bu durumu anlayacağına da inanıyorum. Çünkü hareketimizin içerisinde bulunduğu koşullar normal değildi” diye belirtti.
Yaşamını yitirenlerin isimlerini açıklamaya devam edeceklerini ifade eden Murat Karayılan, “Kuzey Kürdistan’dan 520 şehidimiz kaldı. Kürdistan’ın diğer parçalarından da şehitlerimiz var, fakat şu anda onların sayısı daha az. Önümüzdeki hafta ve ayda bütün şehitleri açıklamaya çalışacağız. Bu konuda çalışmalarımız ve ilgili kurumların çalışmaları yürütülüyor. Dolayısıyla çok uzak olmayan bir zamanda tüm devrimin şehitlerini kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız” dedi.
50 yıllık mücadele
50 yıllık mücadelede yaşamını yitirenlere de işaret eden Murat Karayılan şunları ifade etti: “Gerçekten de geçen 50 yıl, halkımızın tarihinde bir destan olarak yaşandı. Bu destan, kuşkusuz kahraman şehitlerin direnişi ve kanıyla yaratıldı. Çok sayıda değerli şehit verdik.
Bu arkadaşlardan 99’u PKK Merkez Komite üyesidir. Bazıları Yürütme Komitesi’nde yer alıyordu, diğerleri ise partimizin Merkez Komite üyeleriydi. Aynı zamanda saha ve eyalet komutanlarıydılar. Öncü şehitlerimizin başında heval Haki Karer geliyor. Önder Apo, Haki Karer yoldaş için, “O benim gizli ruhumdu” der. Önder Apo’nun yardımcısıydı. Öncü şehitlerimizden biri olan heval Fuat yani Ali Haydar Kaytan, Önder Apo’nun ilk yoldaşıydı. Önder Apo’nun aklı, düşüncesi ve fikriydi. Yani biz sadece elimiz taşın altına koymadık her şeyimizi koyduk. Hareketimiz bu mücadelede böyle hareket etti. Şimdi bu iki büyük şehidimizin arasında çok sayıda değerli arkadaşımız var. İşte Rıza Altun ve Sakine Cansız yoldaşlar, bu partinin kurucularıydı. Yine partinin kurucuları arasında başta Kemal Pir, Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay vardı. Hem kuruculardan hem de genel komutanlardan Egîd heval (Mahsum Korkmaz), Nurettin Sofi, Delal Amed gibi arkadaşlarımız vardı. Bunlar merkezi komutanlık görevini üstlendiler. Yani biz böyle bir hareketiz.
Şehitlerimizi belki de ilk kez toplu olarak açıklıyoruz. İlk şehitlerimiz 1976 yılında verildi. 1976’dan 1983’e kadar 173 şehidimiz var. 1984’ten 2000 yılına kadar 13 bin 778 şehidimiz var. 2001’den 2026’ya kadar 7 bin 949 şehidimiz var. 2015’ten 2026’ya kadar YPS örgütünün 760 şehidi var. Bunların tamamı Kuzey Kürdistan’da verilen şehitlerdir. Yine bilindiği gibi DAİŞ’e karşı müdahalemiz gerçekleşti. Başta Şengal ve Kobanê olmak üzere Rojava’da. Bilindiği gibi Kerkük ve Maxmur’da da bu tür müdahaleler gerçekleşti. Fakat bu şehitleri Kuzey’den saydık. Ancak DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê’de, Rojava’da ve Şengal’de 3 bin 262 şehidimiz var. 50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25 bin 922 şehidimiz bulunmaktadır.
Kayıt altına alınmamış bazı şehitlerimiz de var. Özellikle 1984 ile 2000 yılları arasında kayda geçmemiş bazı arkadaşlarımız bulunuyor. Yaklaşık bin arkadaşımız olduğuna inanıyoruz. Belki binden fazla da olabilir. Onları da hesaba kattığımızda toplam şehitlerimizin sayısı yaklaşık 27 bindir. Kuşkusuz sivil şehitlerimiz de var. Ne yazık ki sivil şehitlerimizin tam sayısını henüz netleştiremedik. Fakat sayı 5 bin ile 10 bin arasındadır. Önümüzdeki süreçte kurumların yardımıyla Kuzey Kürdistan’daki sivil şehitlerin sayısını da netleştirebiliriz.”
Şehitlerimizi bir araya getirdik
Kürdistan özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren ve mezar yerleri dahi belli olmayan isimleri hatırlatan Murat Karayılan, “Şêx Seîd’in, Seyit Rıza’nın, Geliyê Zilan’ın, Ağrı Direnişi şehitlerinin mezarlarının nerede olduğu belli değildir. Bizim şehitlerimiz de 1990’lı yıllara kadar büyük ölçüde yasaklıydı. Örneğin heval Egîd’in (Mahsum Korkmaz) cenazesinin yeri hala belli değildir. O dönemdeki bütün arkadaşların mezarları belli değildir. 2000 yılına kadar da durum büyük ölçüde böyledir. Bilindiği gibi 2013 ile 2015 yılları arasında ateşkes vardı. O dönemde Kuzey’de, yine Güney’de birçok şehitlik oluşturduk. Şehitlerimizi bir araya getirdik.
Şehitlerin yerini biliyoruz
Savaş başladığında şehitliklerimiz de hedef alındı. Yani bu konu biliniyor, kamuoyu biliyor, herkes biliyor. Hatta Garzan’da şehitlerimizin kemiklerini çıkarıp Kilyos’a İstanbul’a götürdüler. Yani tarihin kaybolmasını, bizi geçmişsiz bırakmak istiyorlar. Fakat şimdi bir barış süreci var, yeni bir dönemdir. Kürt halkı ile devlet, Türkler ve Araplar arasında barış sağlanacaksa, barış olacaksa, o zaman hiç kimsenin geçmişi bu şekilde yasaklanmamalı. Bu nedenle bütün şehitlerimizi bir araya getirmek istiyoruz. Yani en eskilerden Şêx Seîd’e, Seyit Rıza’ya, Geliyê Zilan’a kadar uzanan şehitleri de, bu barış ve çözüm süreci çerçevesinde bu meselenin çözülmesi gerekiyor. Şehitlerimizin, özellikle 2000 yılından bugüne kadar olanların çoğunu biliyoruz. Onların hepsini bir araya getirmemiz gerekiyor. Adı açıklanan bu son şehitlerimiz konusunda aileler emin olsunlar, çoğunun, belki birkaç arkadaş hariç, cenazeleri bizim kontrolümüz altındadır.
Biz bu konuya önem veriyoruz. Şuan onları bir araya getiriyoruz, şehitliklerde hepsini bir araya getirmek istiyoruz. Bu mesele üzerinde duruyoruz. Yani hiçbir şehidimizin kaybolmasına müsaade etmeyeceğiz. Elimizden geldiğince, bilen kişilerden de kuşkusuz yardım istiyoruz. Bütün şehitlerimizi bir araya getirmek istiyoruz. Bu şehitler bu halkın değerleridir, tarihidir. Toplumuna mal olmalıdır, kaybolmamaları gerekir. Hiçbir zaman unutulmamalıdırlar. Bu şekilde şehitlerimize sahip çıkmalıyız. Halk olarak sahip çıkmamız gerekiyor. Fakat biz bu arkadaşların yoldaşlarıyız; onlar için yaşıyoruz. Bizim yaşamımızın anlamı, onların amaçlarını gerçekleştirmektir. Bu nedenle önceliğimiz, kuşkusuz arkadaşlarımızın cenazelerini koruma altına almamız ve onları mal etmemizdir. Bu konu üzerinde duruyoruz; gündemimizdedir, kısaca durum budur” ifadelerinde bulundu.
Biz şehitlerimizi kayıp olarak ele almayız
Ulusal yas ilan etme talebine dair de konuşan Murat Karayılan şunları dile getirdi: “Gerçekten de halkımız, ailelerimiz yas ve taziye gerçekleştiriyor. Fakat bizim bakışımız ve yaklaşımımız açısından bu, klasik ve karanlık bir yas değildir. Yani biz yas tutuyoruz, fakat bizim yasımız farklı bir yastır. Biz şehitlerimizi hiçbir zaman bir kayıp olarak ele almayız. Önder Apo da şehitleri hiçbir zaman bir kayıp olarak değerlendirmemiştir. Bir gelişme, bir yenilenme olarak ele almak gerekir. Nasıl? Yani eğer bir halk kendi özgürlük yolu için her türlü fedakarlığa hazırsa, bu büyük bir iddiadır, büyük bir iradedir. Evet, bu, başarabileceği anlamına gelir. Eğer Kürt halkı kendi evladını şehit verebiliyorsa, bu bir gelişme aşamasıdır. Ulusal düzeyde önemli bir tutumdur. Bu nedenle bu, bir kişinin ölmesi üzerine tutulan, onun ardından ağlanan klasik yas değildir. Böyle değildir. Bunlar, halkların geleceğini inşa etmek için, kendi halklarının özgürlüğü için kendilerini feda eden yiğitlerdir. Bunlar böyledir.
Bu şehitler halkımızın başarısı için kendilerini feda ettiler
Bu çerçevede yaklaşmamız gerekir. İnsan bu çerçevede yaklaştığında, bunu yalnızca bir ulusal yas olarak görmek çok yanlış olur. Hayır! Onun yerine sahip çıkmak, anmak, mücadeleyi yükseltmek ve bunu mücadelenin bir atılımı olarak ele almak gerekir. Daha önce de söylediğim gibi, tarihimizde her şehadet halkası büyüdüğünde, büyük çıkışlarımızın ve güçlü atılımların temeli olmuştur. Şehitleri böyle ele almalıyız. Yani şehitlerimizi kitlesel, hep birlikte anmalıyız. Biz bu dönemde şehitlerimizi bir hamlenin temeli haline getirelim, yeni bir hamlenin. Kendine sahip çıkma, kendi değerlerine sahip çıkma hamlesi, Önder Apo’nun ilan ettiği sürecin mücadelesini yükseltme, barış ve demokratik siyaset sürecine sahip çıkma hamlesi yapmalıyız. Yani bu şehitler halkımızın başarısı için kendilerini feda ettiler; şimdi onların izinden giderek bu davayı daha da büyütmemiz gerekiyor.
Örneğin komünlerin örgütlenme hamlesi olarak ele almalıyız. Demokratik komünleri oluşturalım, bunun temelini yapalım. Yani zaten bu kahraman şehitlerin kitlesel bir şekilde anılması, her yerde demokratik komünlerin örgütlenmesi, örgütlenme hamlesinin temeli haline gelmelidir. Meseleyi böyle ele alırsa doğru olur. Şehitlerimiz bizden, onların ardından ağlamamızı istemezdi, moralsiz olmamızı istemezdi, hayır. Bizden, onların izinden daha güçlü bir şekilde yürümemizi isterlerdi. Şehitlerin özlemlerini ve hayallerini gerçekten gerçekleştirmek, onların bizden istedikleri şeyi elimizden geldiğince yapmak için böyle bir yoğunlaşma, yani örgütlenme hamlesinin ve sürece sahip çıkma hamlesinin temelini oluşturmak gerekir.”
Bu süreci bozmak istiyorlar
Sürece dair de değerlendirmelerde bulunan Murat Karayılan, “Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum sürecine karşı çıkan bazı kesimler var. Bunlar hem toplumda etki yaratmak istiyorlar hem de devlet içerisinde bunların uzantıları var. Bu süreci bozmak istiyorlar. Neden? Çünkü Kürt toplumu ile barış yapılmasını gerekli görmüyorlar. Kürt toplumunu yok etmek, iradesiz hale getirmek istiyorlar. İstedikleri budur. Yani savaş yanlısıdırlar. Bunların birçoğu savaştan rant elde ediyor. Yani bugün ‘biz savaşıyoruz’ adı altında devletin birçok alanında yer edinmişler ve bundan besleniyorlar. Rant elde ediyorlar. Şimdi ellerinden bu rantın gitmemesi için kıyamet koparıyorlar. Türkiye’de hala böyle kesimler var. Ve onların karşıt yönde çabaları var. Bu biliniyor.
Kürt ve Türk toplumu arasındaki ilişkileri bozmak istiyorlar. Kardeşlik yerine düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bunlar böyle insanlardır. Kürt tarafında da sürecin başarıya ulaşmasını ve ilerlemesini istemeyen, onu bozmak isteyen bazı kesimler var. Bu da tabii ki Kürtlerin varlığına ve iradeli olmasına karşı bir tutumdur. Kürt tarafındaki bunlardan bazıları, örneğin aramızdan kaçıp giderek kendilerini bazı güçlerin kollarına atanlardır. Ya da bazıları geçmişten beri, devrime, PKK’ye, Önder Apo’ya karşı kendilerini konumlandırmışlardır. Toplum içerisinde gizleniyorlar, sanki muhaliflermiş gibi davranıyorlar. Oysa zor ve sıkıntılı zamanlarda ne cezaevlerinde ne de dağlarda direnmişlerdir; kaçmışlardır. Avrupa’ya kaçmışlar, kendi çıkarlarına bakıyorlar, oradan düşmanlık yapıyorlar. Sen bu halk için 24 saatini vermemişsin. İnsanlar açıkça canlarını veriyor. Her gün bedenlerini ortaya koyuyorlar. Sen neden bunların karşısındasın? Sen ne istiyorsun?”
Provokatif şeyler yapanların amacı nedir?
Açıkça görülüyor ki bunlardan bazılarının Türkiye tarafındaki bu karşıt kanallarla da bağlantısı var. Bazıları da kimlerin yanındaysa onlara göre hareket ediyorlar, yani bağımsız değiller. Halkımızın bu tür söylentilere kulak asmaması gerekir. Şimdi bazıları İmralı’daki görüşme notları adı altında yazılar üzerinden parazitlik yaratmak, yani tahribat yaratmak ve bunları yaymak istiyor. Neden? Provokasyon yapmak için, bozmak için, amaçları budur. Bu normal bir amaç değil; bu düşmanlıktır. Hareketimize, bizzat Önder Apo’ya karşı böyle girişimlerde bulunuyorlar. Önder Apo da bu konuda açıklama yaptı. Bu kişilere karşı halkımızın ve kamuoyunun dikkatli olması gerekir. Bunlar öyle rastgele ortaya çıkmış değiller, sizin de dediğiniz gibi marjinal kişilerdir. Marjinal ama kötülük yapmak isteyenlerdir. Bu nedenle onlara karşı dikkatli olunması gerekir. Önder Apo yıllardır bir mücadele yürütüyor. Biz hareket olarak ağır bir yükün altındayız. Destansı bir mücadele yürüttük. Şimdi artık bir düzey oluşturmak istiyoruz. Önder Apo, ‘Ben Kürtlere bir yer edinmek istiyorum’ diyor. Peki Avrupa’ya kaçıp kendisini yabancı istihbaratların kucağına atan, sürekli harekete karşı çıkan, provokatif şeyler yapanların amacı nedir? Amaçlarının yalnızca kötülük olduğu açıktır. Bu halka karşı saygısızlıktır. Onca değere karşı onursuzluktur, başka bir şey değildir. Bir düzey oluşmuştur. Bütün Kürt ayaklanmaları idamla sonuçlanmıştır. Önder Apo’nun deyimiyle, “İdam sehpasından diyalog masasına geldik.” Ve böyle bir sonuç ortaya çıkmışken bunu karalıyorlar, bundan rahatsız oluyorlar. Bu yüzden bunları dikkate bile almamak gerekir. Biz zaten bunlara cevap vermek istemiyoruz. İnsani açıdan boşlar. Fakat siz sordunuz ve açıkça görülüyor ki bunlar parazit yaratmak istiyorlar. Bu nedenle halkımızın, bütün yurtsever ve demokrat insanların böyle parazitleri dikkate almamalarını istiyoruz” diye konuştu.
Kaynak: ANF
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

