Site icon Serbest Görüş

Kayyımlar derhal çekilmeli, belediyeler halka teslim edilmeli


Yerine kayyum atanan Elih Belediye Başkanı Gülistan Sönük ile yerel yönetimleri, yerel demokrasiyi, komünal yönetim anlayışını, çetelelerin artmasını konuştuk:

  • Kayyım döneminde on yıl boyunca tecrit mi diyeyim, ambargo mu diyeyim Kürt diline karşı uygulandı. Yani yapay bir kültür, tepeden bir şey dayatıldı. Kürt dili de resmi olarak yasaklanmasa da fiili olarak yasaklandı. Neredeyse on yıl boyunca Batman’in hiçbir yerinde Kürtçe müziğe izin verilmiyor. Kentin hiç tanımadığı, yurttaşın hiç bilmediği, aşina olmadığı isimlere dünya para harcanıp, kentte Kürt kültürünü yasaklayıp üstüne Kürt’ün yabancı olduğu bir şey inşa edildi. Yani yapay bir kültür, tepeden bir şey dayatıldı. Aslında Kürt dili de resmi olarak yasaklanmasa da fiili olarak yasaklandı ve hiçbir şekilde kullanılmadı
  • Kayyım atamaları hukuki değil siyasidir. Devletin hâlâ Kürt’ün iradesini tanımamada ısrar etmesi sürece de zarar veriyor. Kürt halkının güvenini zedeliyor. Kayyımlar derhal geri çekilmeli ve belediyeler halka teslim edilmelidir  Halkın sürece güvenini tahsis etmek için ilk önce halkın iradesine saygı duyma anlamında kayyumlar derhal geri çekilmeli ve belediyeler halka ve halkın temsilcilerine teslim edilmelidir.
  • Çeteleşme: Vali bulunduğu ilde kendine ayrı bir ‘devlet’ inşa etmiş durumda. Özellikle 2016 sonrasında Kürdistan’daki özel savaş politikaları nedeniyle yaşanan her bir suçun sorumlusu dolaylı/doğrudan sorumlusu bunlardır. Kürdistan’daki cezasızlık politikası çeteleşmenin önünü açan ve güçlendiren bir diğer faktör diyebiliriz. 
  • Kürdistan ve Türkiye’deki sorunların çözümü güçlü bir yerel demokrasi ve demokratik toplum inşasındadır. Demokratik bir toplumda çeteciliğe, fuhuşa ve özel savaşa yer yoktur. Özel savaşın panzehri demokratik toplumdur
  • Ilısu Barajı ile 12 bin yıllık tarihi Hasankeyf’i sular altında bıraktılar ve bununla birlikte onlarca köy sular altında kaldı. Ilısu Barajı’ndaki binlerce balık baraja akıtılan kimyasallar yüzünden öldü. Batman kirli hava noktasında ilk sıralarda yer alıyor. Kayyumların çarpık ve rantçı imar politikaları kentin nefes borularını da kapatmış durumda. Bunun en açık örneği Hasankeyf yolunun imara açılması diyebiliriz.

Mehmet Ali Çelebi

Son yerel seçimlerin yapıldığı 31 Mart 2024’te Êlih’de (Batman) Gülistan Sönük ve Yeşil Işık yüzde 64.52 ile kazanmıştı. AKP adayı sadece yüzde 12.42 oy alabilmişti. Ancak Kürt seçmenin iradesine ipotek koyma kararı alındı ve belediye başkanı görevden alınıp 4 Kasım 2024’te yerine kayyım atandı.

Kürt meselesinde gelişen çözüm sürecinin ilk kez Meclis zeminine taşınması ve Çerçeve Yasa çıkarılması sonrası gözler yeniden kayyımların olduğu kentlere çevrildi. Êlih de gözlerin çevrildiği kentlerden. Görevden alınıp yerine kayyım atanan Êlih Belediye Eşbaşkanı Gülistan Sönük ile kayyım politikasının sonuçlarını, yerel demokrasiyi, komünal demokrasi modelini, komün ekonomisini konuştuk. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) ile çalışmalarını sürdüren Gülistan Sönük, Kürtçe konusunda yerel yönetimlerin rolünü, kayyımlar döneminde artan çeteleşme ve çözüm perspektifini de açtı.

  •  Sizin yerinize atanan kayyum ne yaptı? Kente, halka zararı ne oldu?

Kentimiz ilk defa kayyum gaspıyla karşılaşan bir kent değil. Êlih’e 2016’da da kayyım atanan ilk il oldu. Sonrasında halkta ciddi bir tepkiye de yol açtı. Diğer illere atanmasıyla artık bir politika haline getirildi. Yani artık bir kentin politikasından ziyade bir bütün devletin Kürtlere dönük, Kürdistan’a dönük bir politikası haline getirildi. Ve bir zor aygıtı haline getirildi. Elbette ki bu Kürt sorununun çözümsüzlüğünde bir politika haline getirildiği için kayyım atamasıyla birlikte biraz devlet ve özelinde de iktidar siyaseten alamadığını ya da uzun yıllardır çok sıcak savaşla elde edemediği bazı sonuçları kayyım yoluyla, maddi ve manevi anlamda olmak istedi. Ve bu noktada kayyımlara ciddi ve sınırsız bir yetki de verildi. Bugün 2026 yılındayız. Yaklaşık on yıla tekabül ediyor, kentimiz açısından. Sınırsız yetkiler verildi. Denetimsizlikle, hesap sormamayla ciddi bir talanın da önünü açtı. Batman Büyükşehir değil, il bazında belediye. Biz belediyeyi aldığımızda, Amed Büyükşehir’le karşılaştırdığımızda aynı borca sahipti. Yani aylık geliri 200 milyona tekabül eden bir belediye. Ama borca geldiğimizde 3 milyarı aşkındı. 3 milyar 54 milyon bir borç bataklığıyla karşılaştık. Ve bu da hemen hemen belediyenin bir yıllık gelirine tekabül ediyordu. Bunlar maddi zararlar, maddi tahribatlar diyebiliriz. Ama bizi en çok üzen, belki de toplumu en çok yaralayan ciddi bir kültürel tahribat kente yapıldı. Kayyım döneminde on yıl boyunca tecrit mi diyeyim, ambargo mu diyeyim Kürt diline karşı uygulandı. Neredeyse on yıl boyunca Êlih’in hiçbir yerinde Kürtçe müziğe izin verilmiyor. Zaten belediye bünyesinde yapılmadı. Kentin hiç tanımadığı, yurttaşın hiç bilmediği, aşina olmadığı isimlere dünya para harcanıp, kentte Kürt kültürünü yasaklayıp üstüne Kürt’ün yabancı olduğu bir şey inşa edildi. Yani yapay bir kültür, tepeden bir şey dayatıldı. Aslında Kürt dili de resmi olarak yasaklanmasa da fiili olarak yasaklandı ve hiçbir şekilde kullanılmadı.

  •  Son kayyumun ilk icraatı ne oldu?

Son kayyımın ilk icraatları şöyle oldu: Bir kere kadın kelimesini tabelalardan indirdi. Kürtçe tabelaları da indirdi. Açtığımız Kürtçe kreşi kapattı. O Kürtçe kreşi şimdi İl Müftülüğü’ne tahsis etmiş durumda. Ve orada ne yaptığını kesinlikle bilmiyoruz.

  •  Çerçeve Kanunu’da 10 Ağustos’ta Meclis’ten rekor bir oyla geçti, cumhurbaşkanı da imzaladı. Neden hala kayyum hala kentlerin ve halkların üzerinde Demokles’in Kilıcı gibi tutuluyor.

Kürt sorunu ve kadın özgürlük sorunu Ortadoğu’nun en önemli ve çözülmesi elzem olan sorunlarıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık Kürt inkarı ve bu inkarla birlikte geliştirdiği imha politikalarından sonra Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın çabası ve öncülüğünde bir süreç başlatıldı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci.

Elbet bu ilk başlatılan süreç değil. Abdullah Öcalan’ın 90’lı yıllardan bugüne defalarca barış girişimleri olmuştur. Fakat ne yazık ki bu girişimler çoğu zaman karşılık bulmadı, en karşılık bulduğu süreçlerden bir tanesi de 2013-15 süreciydi, ancak o süreç de defacto yürütüldüğü için, yasal adımlar atılmadığı için süreç enfekte edildi ve nihayetinde de iktidar tarafından bozuldu ve tekrardan bir savaş süreci başladı. Bugün gelinen aşamada Meclis’te bir komisyon kurulması ve Meclis’teki partilerin neredeyse hepsinin (İP dışında) komisyona üye vermesi, Kürt sorununun çözümüne dair umutları yeşerttiğini söyleyebiliriz. Ancak Meclis komisyonu kurulduktan bir yıl sonra yasanın çıkmış olması bu süre zarfında beraberinde birçok kaygıyı da doğurduğunu ifade edebiliriz, çünkü son bir yıl ciddi provokasyonların da olduğu bir yıldı. Yine Sayın Abdullah Öcalan’ın çabaları bu provokasyonları önledi ve süreçte kritik eşikler atlatıldı ve süreç geri dönülemez bir noktaya geldi. Tarihte ilk defa Kürt sorununun diyalog ve müzakere yoluyla çözümü için bir yasal adım atıldı. Bu yasal adımın Meclis’ten ezici çoğunlukla geçmiş olması da Türkiye toplumu açısından umut verici diyebiliriz.

100 yıl önce hukuk/yasa dışına itilen Kürtler yüz yıl sonra ilk defa hukuk içine dahil edilmenin arefesinde. Neden hâlâ ‘içinde değil de arefesinde’ diyorum çünkü hâlâ bu yasada Kürt kelimesi dahi geçmiyor, hâlâ meseleye güvenlikçi akılla yaklaşma söz konusu, bu aklın ürünü olarak bu yasada Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri tanımlanmış değil. Ve daha birçok eksik yön mevcut, çokça eleştirildi tartışıldı. Öcalan bu yasaya “Kök Hücre” yasası dedi, toplumda da bu yasa “Çerçeve Yasa” olarak tanımlanıyor. Aslında ismine baktığımızda bu yasanın bir başlangıç olduğunu anlarız. Bu “Kök Yasa”ysa eğer gövde ve dallarını bizler demokratik siyaset yoluyla oluşturacağız, eğer “Çerçeve Yasa”ysa o zaman bu çerçevenin içini nasıl dolduracağımıza yürüteceğimiz demokratik siyaset mücadelesi ile belirleyeceğiz. O yüzden de sorunuza, yani kayyımlar meselesine gelecek olursak, ben bu meseleyi, kayyım atama meselesini hukuki bir mesele olarak ele almıyorum. Çünkü şu an mevcut anti-demokratik Anayasa’ya göre bile kayyım atamaları gayri hukukidir. Çünkü bizler “suç” işlediğimiz için kayyım atanmadı, bu devletin Kürt politikasının bir yansımasıydı. Dolayısıyla kayyım atamaları hukuki değil siyasidir. Kayyımların geri çekilmesi için yasal adımlara ihtiyaç bile yoktu, çünkü bu kararlar mahkemeler tarafından verilmiyor, İçişleri Bakanlığı’nın idari kararıyla oluyor. Ama yine de iki yılda kat edilen bunca yola ve  atılan bu kadar ciddi adımlara rağmen devletin hala Kürt’ün iradesini tanımamada ısrar etmesi bu sürece de zarar veriyor. Kürt halkının sürece güvenini zedeliyor. Halkın sürece güvenini tahsis etmek için ilk önce halkın iradesine saygı duyma anlamında kayyımlar derhal geri çekilmeli ve belediyeler halka ve halkın temsilcilerine teslim edilmelidir.

Kayyum atanmamış gibi çalışma programı

  •  Sizin yerinize kayyum atandıktan sonra günlük çalışmalarınızı, planlamalarınızı bir belediye eşbaşkanı gibi sürdürmeye devam mi ediyorsunuz? Ediyorsa neler yapıyorsunuz?

Kayyum atanalı yaklaşık iki yıl oluyor. Elbette bu iki yıl içinde gerekse yerel yönetimler alanında gerekse içinde bulunduğumuz sürecin gerektirdiği birçok çalışmayı yürüttük. Kayyım atanmamış gibi çalışma gayretinde olduk, ama bu istediğimiz düzeyde olmadı. Bu konuda halkımızın karşısında özeleştiri pozisyonunda olduğumu belirtmek isterim. Elbette ki yerel yönetimler çalışmasının dört duvardan ibaret olmadığını unutmamak gerek, ancak belediyelerin de bu konudaki rolü ciddi bir yerde duruyor. Çünkü bizler yerel yönetimleri tanımlarken demokratik ulusun / toplumun inşa zemini olarak tanımlıyoruz. Kayyım atanmasıyla birlikte kentin altyapı-üstyapı çalışmalarını elbette yapacak noktada değiliz, ama bunun yanında halkın diğer toplumsal sorunlarının çözümüne dair kendimizi birinci dereceden sorumlu görüyoruz. Yine kadın özgürlük sorununun çözümünde ve bağımlılıkla mücadelede rol ve misyonumuzun farkındayız ve bu sorunların çözümü için de görevdeymişiz gibi yapma çabası içerisindeyiz diyebilirim. Bu çalışmaları yaparken de kentin bütün dinamikleriyle yapmaya çalışıyoruz.

  •  Yerelden demokrasi, komün demokrasisi, komünal ekonomi, verimli alanların tarımsal üretime ve mevsimlik işçiliği önleyecek isdihdama dönüştürülmesi Amed’deki Ekonomi Çalıştayı’nda da gündeme gelmişti. Göreve dönerseniz bu anlamda neler planlıyorsunuz?

Yerel demokrasi ve yerel ekonomi meseleleri üstünde günlerce tartışma yürütebileceğimiz önemli meseleler. Elbette bu iki kavram ilk defa hayatımıza girmiş değil ancak bu süreçle birlikte önemini bir kez daha anlıyoruz. Kürdistan coğrafyası, verimli yaylaları uzun yıllar süren savaşta, aynı zamanda özel savaş politikasıyla, özel güvenlik bölgesi ilan edilip tarım ve hayvancılığa kapatıldı. Yine binlerce köy, koruculuğu reddettiği için yakıldı ve boşaltıldı. Bütün bu sebeplerden ötürü tarım ve hayvancılık Kürdistan’da durma noktasına geldi. Yine bir özel savaş politikası olarak Kürdistan yoksulluk ve yoksunlukla yüz yüze bırakıldı. Şimdi bu savaş tahribatlarını onarmak önümüzde bir görev olarak duruyor. Barış ve Demokratik Toplum süreci başladığı günden beri her alanda toplantılar ve Çalıştaylar yapıldı, bu temelde  Amed’de iki günlük Ekonomi Çalıştayı da yapıldı. Çalıştayda çok ciddi tartışmalar yürütüldü, geleceğe dair bir perspektif sunuldu. Bu anlamda bizler de göreve döndüğümüzde başta kentimiz Batman olmak üzere bütün bölgenin ihtiyaçları temelinde yerel ve bölgesel kooperatifleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Zaten bizler göreve gelmeden önce il il seçim beyannameleri paylaştık, başladığımız ve daha başlayamadığımız bütün projelerimizi hayata geçireceğiz.

  •  Anadil, Kürtçe ve anadilde eğitim konusunda yerel yönetimler olarak nasıl bir inisiyatifiniz olacak?

Aslında kısa bir süre görevde kalmış olsak da bu bahsettiğiniz alanlarda çalışmalarımız başlamıştı belediyenin bütün birimlerinde. Web sitesinde sosyal medya hesaplarında çok dilliliği esas alan bir hizmet politikamız vardı. Beybûn Çok Dilli Kreş açmıştık. Kayyım tarafından Müftülüğe devredilmiş ve Kur’an kursuna dönüştürülmüş ama biz içinde tam olarak neler yapıldığını bilmiyoruz. Yine kültür çalışmaları kapsamında konser, tiyatro ve birçok çalışmayı yaptık. Bir geri dönüş söz konusu olduğunda bunları daha da arttıracağız. Kürtçe’yi günlük hayatta daha fazla kullanmaya sevk edecek çalışmalara devam edeceğiz.

  •  Sêrt’de (Siirt) binaların 10 katlı olduğu ancak itfaiyenin 8 kata yetişebildiğini, kayyumun umursamadığını söylüyordu belediye eşbaşkanı Sofya Alagaş görüşmemizde. Batman’da durum nasıl bu gibi risk barındıran konularda?

Aslında kayyım atanan her yerde bu tür şeylerle karşılaşmak mümkün. Çünkü kayyımlar araç gereç alımında kentin ihtiyaçlarına göre değil belli çevrelerin rantına göre hareket etmişler/ediyorlar. Dolayısıyla bu Êlih açısından da böyle özellikle de itfaiye gibi yüksek hassasiyet gerektiren durumlarda bile kentin ihtiyacı gözetilmemiş.

Çeteleşmeye karşı yerel demokrasi

  •  Rojwelat Kızmaz Batman-Hasankeyf barajında, Rojin Kabaiş Wan Gölü kıyısında ölü bulundu. Gülistan Doku Dersim’de kaybedildi ve valiye uzanan bir çete ağı ortaya çıktı. Batman’da çeteleşme, fuhuş çeteleri gündeme geliyor. Neden ve nasıl böyle bir tablo ortaya çıktı, nasıl durdurulabilir?

Biz yıllarca Kürdistan’da yaşanan kadın katliamlarının arkasında devlet gücünün olduğunu söyledik ve bundan dolayı da sayısız dosyayla yargılandık. Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasıyla birlikte tarih bizi doğrulamış oldu. Bir kişinin devletin bütün gücünü arkasına alarak bir genç kadını nasıl katledip cesedini organize bir şekilde ortadan kaldırdığına şahit olduk. Türkiye’de merkezi hükümette “tek adam” rejiminin izdüşümü olarak illerde bütün gücün tek bir kişide toplanmasının sonuçlarından biridir. Bu her il için biraz böyledir, ama özelinde kayyım atanan yerlerdeki valilere mutlak yetki verilmiş durumda. Yerel ve merkezi bütün erk tek bir kişide toplanmış ve her bir vali bulunduğu ilde kendine ayrı bir “devlet” inşa etmiş durumda. Özellikle 2016 sonrasında Kürdistan’daki özel savaş politikaları nedeniyle yaşanan her bir suçun sorumlusu dolaylı/doğrudan bunlardır. Bir diğer neden de Kürdistan’daki cezasızlık politikası da bu çeteleşmenin önünü açan ve güçlendiren bir diğer faktör diyebiliriz. Kürdistan ve Türkiye’deki hemen hemen bütün sorunların çözümü güçlü bir yerel demokrasi ve demokratik toplum inşasıdır. Yerel demokrasisini tesis eden bir toplum kendi içindeki sorunları da demokratik yollarla çözebilen toplumdur. Dolayısıyla demokratik bir toplumda çeteciliğe, fuhuşa ve özel savaşa alet edilebilecek herhangi bir şeyden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Özel savaşın panzehri demokratik toplumdur.

Köyler sular altında, Hasankeyf yolu imara açıldı

  •   Êlih-Batman’a yönelik ekolojik saldırılar ne düzeye ulaştı. Somut örnekler ile açabilir misiniz?

Aslında Türkiye’de iktidarın ekoloji politikası lokal bir mesele değil, neredeyse her yerde aynı. Türkiye’nin birçok yerinde ormanlar özel maden şirketlerine peşkeş çekilmiş, bütün akarsuların önüne bentler kurulmuş, her yaz orman yangınları ülke gündemine düşüyor ve ne büyük hikmetse bir sonraki süreçte o yanan alanda otel yapılıyor.

Diğer yandan Kürdistan coğrafyasına baktığımızda da benzer ama daha “politik” bir saldırı görebiliyoruz. Yıllarca Botan’da ormanlar yakıldı ve yangınlara bilinçli bir şekilde müdahale edilmedi ve halkın da müdahalesine izin verilmedi. Güvenlikçi politikaları sonucu Kürdistan’ın bütün akarsularının önüne bentler kurup özgür akışını engellediler. Dağlar kimyasallarla bombalandı ve daha sayamadığımız birçok saldırı yapıldı. Elbette kentimiz Êlih de bu saldırılardan nasibini fazlasıyla aldı. Ilısu Barajı ile 12 bin yıllık tarihi Heskîf’i sular altında bıraktılar ve bununla birlikte onlarca köy sular altında kaldı. Ilısu Barajı’ndaki binlerce balık baraja akıtılan kimyasallar yüzünden öldü. Bu barajlar yüzünden kentin ekosistemi değişme noktasına geldi ve şu an Êlih kirli hava noktasında ilk sıralarda yer alıyor. Bütün bunların yanında kayyımların çarpık ve rantçı imar politikaları kentin nefes borularını da kapatmış durumda. Bunun en açık örneği Heskîf yolunun imara açılması diyebiliriz.

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version