Sürece dair değerlendirmelerde bulunan kadın siyasetçilerden Sibel Yiğitalp, ‘Çerçeve yasanın toplumsallaşması ancak somut adımlarla ve onarıcı bir barışla mümkün olabilir’ derken; Elif Bulut ise bundan sonraki süreç için, ‘İlk etaptaki eksikliklere odaklanıp onları tamamlamak, ikinci aşamalarda da Türkiye’nin, yasanın, hukukun ve tüm bu yürütülen çalışmaların demokratikleşmesini sağlamalıyız’ dedi
Kamuoyunda ‘çerçeve yasa’ olarak bilinen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi 3 Ağustos 2026’da Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından Adalet Komisyonu ve Meclis Genel Kurulu’nda geçti. Sürgündeki siyasetçi Sibel Yiğitalp, ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Elif Bulut, sürece dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı’
Avrupa’dan siyasetçilerin geri dönüşlerine dair geliştirilen gündeme dair konuşan Sibel Yiğitalp, yasanın eksiklerine rağmen kritik bir eşik olduğunu ifade etti. Sibel Yiğitalp, “Kürt halkının statü talebi için yürüttüğü yüz yıllık direniş ve örgütlü mücadelenin ilk kez hukuki bir çerçevede, bir mekanizmada tartışılabilir hale gelmesi nedeniyle çok değerli ve tarihi bir gelişme olarak nitelendiriyorum” dedi.
Yasanın gerçek bir anlam kazanabilmesi için öncelikle siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğine dikkat çeken Sibel Yiğitalp, somut adımların gecikmemesi gerektiğini vurguladı. Sibel Yiğitalp “Yasanın Kürt halkının statü talebine yönelik ilk adım sayılabilmesi için öncelikle eli silah tutmamış, legal ve siyasi alanda mücadele eden isimler serbest bırakılmalıdır” diye belirtti.
‘Güvence olmadan atılan adımlar formaliteden öteye geçmez’
Avrupa’dan ve bölgeden Türkiye’ye dönmeyi değerlendiren siyasetçi ve aktivistler için asıl belirleyici unsurun sunulacak hukuki teminatlar olduğunu söyleyen Sibel Yiğitalp, “İnsanların hangi güvenceyle geleceği sorusu kritiktir. Bir kişinin dönüşü ancak demokratik ve barışçıl bir eyleme katılabileceği, sözünü söyleyebileceği bir zeminle anlam kazanır. Bu güvence olmadan atılan adımlar sözden ve formaliteden öteye gitmez. Süreçle eşzamanlı ve istikrarlı bir politika yürütülmezse verilen sözlerin bir karşılığı kalmaz” diye belirtti.
‘En büyük sorunlardan biri güvenlikçi dil’
Sibel Yiğitalp, “Yasanın en büyük sorunlarından biri güvenlik kaygısıyla, güvenlikçi bir dille yazılmış olmasıdır. Türk halkını ikna etmek için böyle bir hassasiyet göz önüne alınmışsa, Kürt halkının hassasiyetini de gözeten bir yerden cümle kurulması gerekir. Süreç yalnızca bir tarafın hassasiyeti üzerinden kurgulanamaz” diye belirtti.
Sibel Yiğitalp, “Pratik adım atılmayan hiçbir yerde sözün bir süre sonra değeri kalmaz. Çerçeve yasanın toplumsallaşması ancak somut adımlarla ve onarıcı bir barışla mümkün olabilir” diye ekledi.
‘Uzlaşmak, ortaklaşmak yerine körükleyen bir siyasi anlayış var’
“Yasanın hayata geçmesinde mutlaka tüm toplumun kendi kesimlerini ikna etme ihtiyacı var” diyen Elif Bulut, yasanın değerlendirilmesine ilk olarak bu eksikliklerle başlandığını ancak bunun yerine olumlu tarafından başlamak gerektiğini belirtti.
Sürece ve yasa teklifine yönelik kimi tepkilerin olduğunu ve karşı tarafın örgütlendiğini dile getiren Elif Bulut, “Uzlaşmak, ortaklaşmak yerine körükleyen bir siyasi anlayış var. Buna karşılık insanların duygularıyla, kimi karşıt duygularıyla oynayanlar var. Bunların hepsi var ama bir süre sonra eminim ki onlar da görecek bu rahatlamanın kendilerine kazandıracağı şeyleri. O açıdan herkes için kıymetli bir şey. Bizler buna hazırız. Herkesin hazır olması için de uğraşıyoruz diye ifade etti.
‘Sayın Öcalan’ın statüsü halkların yararına olacaktır’
Bu sürecin baş mimarının, müzakerecisinin ve yürütücüsünün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu belirten Elif Bulut, “Hem demokrasi güçleri hem Kürt halkı için Sayın Öcalan’ın statüsü çok önemli ve dolayısıyla bir orada bir kazanım olması, orada bir açıklık ve netlik olması, sürecin bundan sonraki ilerleme şeklini de belirleyeceği için Türkiye halklarının da yararına olacak, yine vurgulayalım. Aksini düşünen bir kesim olsa da kesinlikle Sayın Öcalan’ın yürüttüğü çalışmaların, gerçekten barış ve demokrasi için de faydası olacağını görecekler. O yüzden bu statünün netliğe kavuşamamış olmasını eksiklik olarak görüyoruz. Fakat göreceli bir değişiklik, bir rahatlama mutlaka olacaktır” dedi.
Kürt kimliğinin tanınması gerektiğini sözlerine ekleyen Elif Bulut, “Kürt dilinin her alanda özgürce, rahat konuşulması, öteki bir dil olmayan bir şekilde hayatımıza dahil edilmesi ve bu statünün yasal çerçeveyle korunması gerekiyor ki Kürt halkı bunca yıldır verdiği mücadelenin, bir kazanıma dönüştüğünü daha net görebilsin. Tabii ki yasanın tek eksikliği bunlar değil. Tüm hukuk statüsündeki demokratikleşmenin eksikliği, ilerleyen dönemlerde toplumun aleyhine olabilecek bir durum olabilir. O yüzden ilk etaptaki eksikliklere odaklanıp onları tamamlamak, ikinci aşamalarda da Türkiye’nin, yasanın, hukukun ve tüm bu yürütülen çalışmaların demokratikleşmesini sağlamak” diye aktardı.
‘Süreç tek taraflı yürütülüyorsa eksik kalır’
Bu sürecin tek başına DEM Parti’nin, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin yürüteceği bir süreç olmadığını kaydeden Elif Bulut, “Bir taraf yürütüyorsa eğer eksik kalır. Zaten bunca yıldır verilen mücadelenin bu kadar uzun sürmesinin sebebi de konunun sadece Kürt halkının ya da Kürt halkının örgütlü mücadelesine bağlı ya da birlikte hareket edilen sosyalist yapıların, demokrasi güçlerinin mücadelesine bağlıymış gibi bir sınır çerçeve içerisinde kalmış olması. Bir kısmı gerçekten destek olsa ve birlikte yürütülecek olsa da tam anlamıyla bu sürecin bir kazanıma dönüşmesi için uğraşmaması, bize çok zaman kaybettirdi. Biz dediğim halklarız. Türkiye’deki tüm yaşayan halkların zamanına, canına, özgürlüğüne mal olmuş oldu. O yüzden yeni çıkacak olan yasanın hayata geçmesinde mutlaka tüm toplumun kendi kesimlerini ikna etme ihtiyacı var” dedi.
Kaynak: JINNEWS
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

