Site icon Serbest Görüş

Evet, ben bir Süleymanlıyım!

Evet, ben bir Süleymanlıyım!


AHMET KURUCAN | YORUM

Geçtiğimiz günlerde Süleyman Efendi talebelerine yönelik operasyon üzerine, “Ben bu filmi daha önce gördüm” başlıklı bir yazı kaleme aldım. O yazıda neyi savunduğumu açıkça ortaya koydum. Bugün aynı şeyleri tekrar edecek değilim. Merak eden açar, okur. Nerede durduğum orada yeterince açık.

Aradan birkaç gün geçti. Operasyonun ardından tutuklamalar geldi. Fakat benim bugün üzerinde durmak istediğim başka bir şey var.

Benim yazım ve Hizmet Hareketi çevresinden bazı gazeteci ve köşe yazarı arkadaşlarımın ‘Süleymanlıların’ maruz kaldığı muameleye itirazları, iktidar medyasının ve ona yakın çevrelerin pek hoşuna gitmemiş anlaşılan. Hemen manşetler atıldı, haberler yapıldı, sosyal medyada yorumlar döşenildi: “F..Ö’cüler Süleymancılara sahip çıktı.”

Ardından bildiğimiz komplo dili devreye girdi. ‘Yok efendim iki yapı yakınlaşıyormuş, yok birbirlerine destek veriyorlarmış, yok yeni bir dayanışma hattı oluşuyormuş…’

İnsan bunları okuyunca bazen öfkelenmekle gülmek arasında kalıyor. Ben gülmeyi tercih ediyorum. Ve buradan cevap veriyorum: Evet, ben bir Süleymanlıyım!

Hukuksuzluğa uğrayan Süleymanlıların hukukunu savunduğum için beni Süleymanlı ilan ediyorsanız, evet, ben bir Süleymanlıyım. Yazın bunu. Manşete de çıkarın. Hatta fotoğrafımı da koyun. “Ahmet Kurucan Süleymanlı çıktı!” diye haber yapın. Hiç itirazım yok.

Aslında mesele çok basit. Fakat yıllardır insanları “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” diye tasnif etmeye alışmış bir zihnin bunu anlaması kolay olmuyor.

Sizin dünyanızda herkes yalnızca kendi mahallesinin hakkını savunuyor. Bir insanın hakkını savunuyorsanız mutlaka onunla bir ilişkiniz olmalı! Öyle düşünüyorsunuz… Bir cemaate yapılan haksızlığa itiraz ediyorsanız o cemaatle gizli bir ittifakınız bulunmalı. Kafanız böyle çalışıyor sizin…

Bir grubun uğradığı zulme karşı sesinizi yükseltiyorsanız mutlaka arka planda bir hesap, bir pazarlık, bir yakınlaşma olmalı. Çünkü siz dünyayı böyle okuyorsunuz.

Biz öyle okumuyoruz…

Bizim için bir insanın hukukunu savunmak için onunla aynı cemaate mensup olmak gerekmiyor. Aynı meşrepten olmak gerekmiyor. Aynı gazeteyi okumak, aynı siyasi tercihte bulunmak, aynı insanları sevmek gerekmiyor.

Hatta bizi sevmesi bile gerekmiyor. İşte sizin anlayamadığınız yer tam burası. Ve eğer bu anlayışın adı Süleymanlı olmaksa: Evet, ben bir Süleymanlıyım!

Şimdi Havuz Medyası başta onların yardakçısı olan yayın organlarına basit bir soru sorayım: Bir insanın hukukunu savunmak ne zamandan beri o insanın cemaatine katılmak anlamına geliyor? 

Bir avukat cinayetle suçlanan bir insanı savunduğunda katil mi oluyor? Bir insan Filistin’de öldürülen çocukların hakkını savunduğunda Filistinli mi oluyor? Gazze’de bir hastanenin bombalanmasına itiraz eden Hristiyan, Müslüman mı oluyor? Bir Müslüman, antisemitizme karşı çıktığında Yahudi mi oluyor?

Bir Sünni, bir Alevi vatandaşın uğradığı haksızlığa karşı sesini yükselttiğinde Alevi mi oluyor? Bir Türk, bir Kürt’ün hakkını savunduğunda Kürt mü oluyor? Terörsüz Türkiye adı altında PKK’ya getirilen affa destek veriyorsunuz, bu sizi PKK’lı mı yapıyor?

Bu nasıl bir akıl yürütmedir? Bu nasıl bir dünya tasavvurudur? Bir insanın hakkını savunmak için önce onun kimlik kartına mı bakacağız? Adını mı soracağız? Meşrebini mi öğreneceğiz? Hangi cemaate gittiğini mi araştıracağız? Sonra da “Bizdenmiş, konuşalım” veya “Bizden değilmiş, bırakın ne hali varsa görsün” mü diyeceğiz?

Böyle bir ahlak anlayışını kabul etmiyorum. Dolayısıyla Süleymanlıların hakkını savunduğum için bana “Süleymanlı” diyorsanız: Evet, ben bir Süleymanlıyım!

Hatta size daha kötü bir haber vereyim… Bu mantıkla bakarsanız işiniz bundan sonra çok zor. Çünkü beni daha pek çok şey ilan etmek zorunda kalabilirsiniz. Yarın bir Alevinin hakkı çiğnenir, yazarım. “Alevi oldu!” dersiniz. Bir Kürt’ün hakkı yenir, konuşurum. “Kürtçü oldu” dersiniz. Bir Hristiyanın kilisesine saldırılır, karşısında dururum. Bu defa da herhalde “Hristiyanlarla ittifak kurdu” dersiniz.

Bir gün bugün iktidarı destekleyen bir insanın hukuku çiğnenir, şartlar değişir, onun da hakkını savunurum. O zaman ne yapacağınızı gerçekten merak ediyorum. Çünkü benim ölçüm sizin koyduğunuz etiketler değil. Ben mazlumun nüfus cüzdanıyla ilgilenmiyorum.

Haksızlığa uğrayan insanın geçmişte kime oy verdiğine da bakmıyorum. Beni sevip sevmediğini sormuyorum. Hatta geçmişte benim hakkımda ne söylediklerini bile önemsemiyorum. Çünkü karşımda temel hak ve hukuku çiğnenen bir bir isan veya topluluk varsa benim için mesele orada başlıyor.

Mazluma kimlik sormuyorum vesselam.  Bunun adı ‘Süleymanlı’ olmaksa, bir kere daha söyleyeyim: Evet, ben bir Süleymanlıyım!

Asıl problem sizin sözlüğünüzde. Kavramların içini boşaltmanızda. Kelimelere farklı manalar vermenizde.

Nasıl mı?

“Desteklemek” kelimesinin anlamı değişti. “Savunmak” kelimesinin anlamı değişti. “İtiraz etmek” kelimesinin anlamı değişti. Siz değiştirdiniz hepsini yaptığınız algı operasyonları ile. Söylediğiniz yalanlarla. Attığınız iftiralarla. Artık bir insanın hakkını savunursanız onun destekçisi sayılıyorsunuz.

Bir topluluğa yapılan haksızlığa itiraz ederseniz o topluluğun mensubu ilan ediliyorsunuz. Bir davadaki hukuksuzluğa dikkat çekerseniz sanıklarla aynı torbaya konuluyorsunuz.

Böylece insanların önüne iki seçenek bırakılıyor: Ya susacaksınız ya da suçlananlarla birlikte suçlanmayı göze alacaksınız.

Ben ikinciyi tercih ediyorum. Benim hakkımda hangi manşeti atacağınızı, hangi etiketi kullanacağınızı, ismimin önüne hangi sıfatı yerleştireceğinizi düşünerek yaşayacak halim yok. Onun için rahat olun. Süleymanlı yazabilirsiniz. Hem de büyük harflerle: SÜLEYMANLI!

“F…’cüler Süleymanlılara destek veriyor” diyorsunuz. Bu cümleyi yazanların üzerinde biraz düşünmesini isterim. Siz aslında ne bekliyordunuz? Hizmet Hareketi mensupları, “Oh olsun, sıra onlara da geldi” mi desin? Yıllardır başlarına gelenlerden sonra başka insanların başına benzer şeyler geldiğinde sevinsinler mi? Bir kenara çekilip olanları seyretsinler mi? Hatta alkışlasınlar mı? Bunu yapsaydık makbul vatandaş mı olacaktık?

Kusura bakmayın. Bizim yaşadıklarımız bize böyle bir ahlak öğretmedi. Acı insanı iki türlü değiştirebilir. Ya kalbini taşlaştırır ya da başkasının acısını daha iyi anlayacak hale getirir. Biz ikinci yolu tercih ettik ve ediyoruz.

Bizim yaşadıklarımız, başka bir insanın kapısı çalındığında kulağımızı kapatmayı öğretmedi bize. Tam aksine o kapının sesini daha uzaktan duymayı öğretti. Dolayısıyla siz bunu “F…’cüler Süleymanlılara destek veriyor” diye okuyabilirsiniz.

Ben başka türlü okuyorum: Bir insan başka bir insanın hakkını savunuyor. Hepsi bu.

Şimdi başlığa geri döneyim. Süleyman Efendi’nin talebesi miyim?

Hayır.

Hayatım ortada. Kırk yılı aşkın süredir içinde bulunduğum dünya ortada. Yazdıklarım, konuştuklarım, düşüncelerim ortada. Hocaefendi’ye talebeliğim, Hizmet Hareketine mensubiyetim ortada.

Kimseye yeni bir biyografi yazdıracak halim yok. Ama siz illa ki bir kimlik yakıştıracaksanız, buyurun: Bugün ben bir Süleymanlıyım.

Çünkü bugün Süleymanlıların hukukunun savunulmaya ihtiyacı var. Hukuksuzluğa itiraz etmek Süleymanlı olmaksa, ben bir Süleymanlıyım. Haksızlığa uğrayan insanların yanında durmak Süleymanlı olmaksa, ben bir Süleymanlıyım.

Bir cemaatin mensuplarının şeytanlaştırılmasına karşı ses çıkarmak Süleymanlı olmaksa, ben bir Süleymanlıyım. İnsanların önce mahkûm edilip sonra yargılanmasına itiraz etmek Süleymanlı olmaksa, ben bir Süleymanlıyım.

Ve bütün bunları yaparken sizin manşetlerinizden korkmamak Süleymanlı olmaksa…

Evet, ben bir Süleymanlıyım!

Ve galiba aramızdaki asıl fark da burada:

Siz kimin hakkını savunduğumuza bakıp bize bir kimlik arıyorsunuz.

Biz ise kimin yaptığına ve kime yapıldığına bakmadan haksızlığın karşısında durmaya çalışıyoruz.

Siz buna Süleymanlılık diyorsanız, benim hiçbir itirazım yok.

Evet, ben bir Süleymanlıyım! Biz bir Süleymanlıyız!

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version