Sürecin bundan sonraki işleyişi ve beklentiler hakkında konuşan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ‘Bugün herkesin sorumluluğu var. Ama devletin ve iktidarın sorumluluğu özel bir yerde duruyor. Dolayısıyla güvenin yeniden inşasında devletin atacağı adımlar belirleyici olacak’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte silahların devre dışı bırakılması ve Meclis’ten geçen yasal düzenlemelerle birlikte süreç yeni bir aşamaya girdi. Bu aşamanın nasıl ilerleyeceği, Kürt toplumunun sürece katılımı, demokratik çözümün kapsamı ve önümüzdeki dönemde atılması gereken adımlar ise tartışılmaya devam ediyor.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ile sürecin bundan sonraki aşamasını, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyetin inşasını, Kürt toplumunun beklentilerini, yerel demokrasi ve eşit yurttaşlık hakkında ANF’ye konuştu.
Toplumun sorduğu sorunun aslında ‘Barış olsun mu olmasın mı?’ değil, daha çok, ‘Bu kez barışın kurumsal karşılığı ne olacak?’ sorusu olduğunu belirten Keskin Bayındır, “Sürecin bazı unsurları somutlaşmış durumda; silahların devre dışı bırakılması ve buna ilişkin hukuki düzenlemeler açısından önemli bir eşik aşılmış durumda. Fakat Kürt toplumunun siyasal ve demokratik taleplerinin hangi mekanizmalarla karşılanacağı konusunda aynı ölçüde somut bir çerçeve henüz oluşmuş değil” dedi.
‘Bize güvenin, demek yeterli değil’
Bunu bir güvensizlik krizinden çok güvence talebi olduğunu dile getiren Keskin Bayındır, şunları kaydetti:
“Siyasal güven, kurumların öngörülebilirliğiyle oluşur. Bir yurttaşın hakkı hükümetin tercihine, siyasi konjonktüre veya günlük güç dengelerine bağlıysa orada aslında güven değil, beklenti vardır. Hakkın hukuk tarafından güvence altına alındığı yerde ise gerçek anlamda yurttaşlık ilişkisi oluşur. Bu nedenle Kürt toplumuna ‘Bize güvenin’ demek yeterli değil.
‘Güvenmenizi sağlayacak hukuki ve siyasi mekanizmaları birlikte oluşturalım’ demek gerekiyor. Burada benim açımdan üç temel mesele var: öngörülebilirlik, katılım ve güvence. Öngörülebilirlikten kastım, sürecin yol haritasının toplum açısından anlaşılır olmasıdır. Hangi aşamadayız, sıradaki aşama nedir, hangi kurum ne yapacak, hangi hukuki düzenlemeler gündeme gelecek? Bunların mümkün olduğunca açık olması gerekiyor.
İkincisi katılım. Kürt halkının sürecin ‘konusu’ olmaktan çıkıp öznesi olması gerektiğini söylüyoruz. Ama özne olmak sadece görüşünün sorulması değildir. Özne olmak, kararın oluşumunda etkili olmak ve alınan kararın sonucunu denetleyebilmek demektir. Halkı dinliyorsunuz ama karar mekanizmasını kapalı tutuyorsanız orada katılım değil, danışma vardır.
Bu nedenle siyasi partiler, belediyeler, kadın örgütleri, gençlik örgütleri, emek örgütleri, meslek odaları, akademi, aydınlar ve sivil toplumun içinde olduğu sürekli ve kurumsal mekanizmalar kurulmalı. Üçüncü mesele ise güvence. Anayasal ve yasal güvence olmadan hiçbir demokratik kazanım kalıcı hâle gelemez.
Örneğin; yerel demokrasi konusunda yalnızca ‘belediyeler güçlendirilecek’ demek yeterli değil. Seçilmiş iradenin korunmasını sağlayacak hukuki mekanizmalar, merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımının netleştirilmesi ve yurttaşın sandıkta ortaya koyduğu iradenin güvence altına alınması gerekiyor.”
‘Sürecin ruhuna ters dile son verilmeli’
“Türkiye, Kürt meselesini çözerek yalnızca kendi içindeki bir çatışmayı sonlandırmayabilir” diyen Keskin Bayındır, Ortadoğu’daki Kürt gerçekliğiyle kurduğu ilişkinin dilini de değiştirebileceğini ve bunun da Türkiye’nin bölgesel rolünü değiştirecek kadar önemli bir sonuç olduğunu söyledi. Keskin Bayındır, “Hâlâ hakaret içeren, sürecin ruhuna ters yayınlar iktidarın onayı ile sürmektedir. Bu sürecin selametle ilerlemesini isteyen herkesin bu dile son vermesi gerekiyor” diye ekledi.
‘Barış talebinin adalet, ekonomik refah, demokratik temsil talebi olduğunu görüyoruz’
Toplumun barış ve barışın hayatlarında nasıl bir değişiklik yaratacağını bilmek istediğini dile getiren Keskin Bayındır, şöyle devam etti:
“İnsanlar artık yalnızca ‘çatışma bitsin, ne olursa olsun’ demiyor. ‘Çatışma bittikten sonra bizim hayatımızda ne değişecek?’ diye soruyor. Bir annenin barıştan beklentisi çocuğunun yaşamını kaybetmemesi. Bir gencin beklentisi geleceğini başka bir şehirde veya başka bir ülkede aramak zorunda kalmaması. Bir kadının beklentisi kendi kentinde hem ekonomik hem siyasal hem de sosyal olarak özgürleşebilmesi. Bir belediyenin beklentisi, seçilmiş iradesinin korunması.
Bir yurttaşın beklentisi ise kimliğini ve dilini gizlemeden kamusal hayata katılabilmesi. Dolayısıyla sahada barış talebinin aynı zamanda adalet, ekonomik refah ve demokratik temsil talebi olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla biz barışı sadece güvenlik politikası üzerinden tarif edemeyiz. İnsanlar bize aslında çok temel bir şey söylüyor: ‘Bizim adımıza karar vermeyin; bizimle birlikte karar verin.’ Bence toplumun temel talebini bundan daha iyi anlatan bir cümle kurmak zor. İnsanlar yalnızca sonuçların kendilerine bildirilmesini istemiyor. Kararın oluşum sürecinde de yer almak istiyor. Sahadaki bir başka güçlü duygu ise temkinlilik. İnsanlar barışı istiyor ama geçmişte yaşananlardan dolayı ‘Bu kez kalıcı olacak mı?’ diye soruyor.
‘Güvenin yeniden inşasında devletin atacağı adımlar belirleyici olacak’
Keskin Bayındır, sürecin geleceğine ilişkin ise şunları söyledi:
Müzakere ve mücadele süreci bitmiş değil, daha yeni başlıyor. Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin devletle olan mücadelesi yeni başlıyor. Bu süreç uzun ve zahmetli ancak yürüdükçe özgürleştiren bir süreç olacak. Demokratik Cumhuriyet Hareketi ile devleti, Demokratik Toplum Hareketi ile toplumu dönüştürecek ve demokrasi mücadelesini büyüterek Cumhuriyeti mutlaka demokratikleştireceğiz.
Bugün herkesin sorumluluğu var. Ama devletin ve iktidarın sorumluluğu özel bir yerde duruyor. Çünkü geçmişten gelen güvensizliğin önemli bir kısmı devlet-toplum ilişkisinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla güvenin yeniden inşasında devletin atacağı adımlar belirleyici olacak. Burada çok açık bir ayrım yapmamız gerekiyor: Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması bir taviz değildir. Eşit yurttaşlık taviz değildir. Anadil hakkını teslim etmek taviz değildir. Yerel demokrasi taviz değildir. Seçilmiş iradenin güvence altına alınması taviz değildir. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü taviz değildir. Bunların tamamı demokratik bir cumhuriyetin normal işleyişinin unsurlarıdır. Silahların devre dışı kalması çatışmanın sonudur; fakat barışın başlangıcıdır.
Asıl hedef, çatışmanın yerine demokratik siyaseti; güvensizliğin yerine hukuku; inkârın yerine eşitliği; merkeziyetçiliğin yerine katılımı; korkunun yerine özgür yurttaşlığı koymaktır. Ve bunu sadece Kürtler için değil, Türkiye’nin tamamı için düşünmek gerekiyor.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

