Gerçek güvenlik tankla, silahla değil; insanın haksızlığa uğramayacağını bilmesiyle sağlanır. The Walking Dead’deki asıl tehlike zombiler değil, güvenlik uğruna kurulan baskı düzenidir. Lideri korumak için özgürlükleri feda etmek, güvenliği tehdidin kendisine dönüştürür. Bir ülkede insanlar devletten korkmadan yaşayabiliyorsa, gerçek güvenlik oradadır.
AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM
Bugün Ankara’da NATO Zirvesi var. Gündemde savunma, askeri kapasite, Ukrayna savaşı, savunma sanayii ve müttefiklerin güvenlik yükümlülükleri var. Bugünün dünyasında güvenlik artık her zamankinden daha fazla konuşuluyor. Savaşlar, terör, göç krizleri, siber saldırılar, bölgesel çatışmalar, ekonomik belirsizlikler… Devletler de toplumlar da kendilerini daha güvensiz hissediyor.
Elbette devletin güvenliği önemlidir. Sınırlar, kurumlar, kamu düzeni, dış tehditlere karşı savunma kapasitesi gereklidir. Ama devlet dediğimiz yapı sonuçta insan için vardır. Toplum güven içinde değilse, vatandaş kendini özgür hissetmiyorsa, insanlar düşüncelerini açıklamaktan, hak aramaktan, eleştirmekten, mahkemeye gitmekten, basına konuşmaktan korkuyorsa, orada devlet güvenli görünse bile toplum güvende değildir.
Güvenlik sadece tankla, silahla, duvarla, istihbaratla sağlanmaz. Gerçek güvenlik; insanın sabah evinden çıkarken haksızlığa uğramayacağını bilmesidir. Mahkemede hakkını arayabileceğine inanmasıdır. Çocuğunun geleceğinden korkmamasıdır. Eleştirdiği için düşman ilan edilmeyeceğini bilmesidir.
Güvenlik ile özgürlük arasındaki denge çok önemlidir. Bu dengeyi anlamak için The Walking Dead dizisi çok iyi bir örnek diye düşünüyorum. Dizi, ilk bakışta zombilerle ilgilidir. İnsanlar hayatta kalmaya çalışır. Dışarıda ölüm vardır. Duvarların dışı tehlikelidir. Fakat hikâye ilerledikçe şunu anlarız: Asıl tehlike her zaman dışarıdaki zombiler değildir. Bazen en büyük tehlike, zombilerden korunmak için içeride kurulan düzendir.
The Walking Dead’de asıl mesele zombiler değildir. Asıl mesele, sürekli güvenlik tehdidi altında yaşayan insanların zamanla özgürlükten, hukuktan, ahlaktan, erdemden ve insanlıktan ne kadar vazgeçebildiğidir.
The Walking Dead’in en temel mesajı bence şudur: Bir toplumu yok eden şey sadece dışarıdaki canavarlar değildir; o canavarlardan korunma bahanesiyle içeride kurulan korku düzenidir.
‘Rick’ karakteri bu açıdan çok öğreticidir. Rick dizinin ana karakteridir. Ailesini ve grubunu korumaya çalışan iyi niyetli bir liderdir. Başlangıçta adalet duygusu vardır. İnsanları yaşatmaya çalışır. Ama tehdit arttıkça, kararları da sertleşir. Zamanla “hep birlikte karar verelim” anlayışı yerini “ben biliyorum, ben karar veririm” anlayışına bırakır.
Rick’in değişimi bize şunu gösteriyor: Baskı her zaman kötü niyetle başlamaz. Bazen “sizi koruyorum” diyerek başlar. Bir lider gerçekten insanları korumak isteyebilir. Ama koruma görevi sınırsız yetkiye dönüşürse, özgürlük alanı daralır. İnsanlar önce güvenlik için sessiz kalır. Sonra sessizlik alışkanlık olur. En sonunda da kimse itiraz edemez hale gelir.
Dizinin diğer bir karakteri olan Vali ise bu meselenin daha açık örneğidir. Valinin yönettiği kasaba dışarıdan bakınca güvenli bir yerdir. Duvarlar vardır. İnsanlar sokakta yürüyebilir. Yiyecek, içecek sıkıntısı yoktur. Bir düzen vardır. Ama bu düzenin bedeli ağırdır. Gerçekler saklanır. Lider sorgulanamaz. Dışarıdaki herkes düşman gibi gösterilir. İnsanlara sürekli şu mesaj verilir:
“Ben varsam güvenlik var. Ben gidersem kaos olur.”
İşte güvenlik-özgürlük dengesi tam bu aşamada bozuluyor. Çünkü artık güvenlik toplumun ihtiyacı olmaktan çıkıyor ve liderin gücünü artıran bir araca dönüşüyor.
“Ben olmazsam ülke zayıflar.”
“Ben olmazsam düşman kazanır.”
“Benim arkamda durmazsanız kaos olur.”
“Beni eleştirmek, ülkeyi zayıflatmaktır.”
Bunun ne demek olduğunu Bilal Erdoğan bize şöyle izah ediyor: “Cumhurbaşkanımızın kıymeti anlaşılacak elbette ama geç anlaşılmasaydı daha iyi olurdu. Şu 23 yılın ortalarında bir yerde bile Cumhurbaşkanımızın arkasında daha güçlü dursaydık, bugün biz çok daha güçlü olurduk.”
Aynı konuşmasında, Cumhurbaşkanı’nın daha güçlü kılınması halinde İsrail’in Gazze’deki saldırılarının bu şekilde gerçekleşemeyeceğini de söylüyor. Yani liderin daha güçlü olması, ülkenin daha güçlü olmasının ön şartı oluyor. Hatta dış dünyadaki büyük krizlerin bile liderin içeride daha fazla desteklenmesiyle önlenebileceğini söylüyor.
Bir ülkeyi güçlü yapan şey; hukuk devleti, bağımsız yargı, özgür medya, güçlü kurumlar, hesap verebilir yönetim, liyakat, ekonomi, eğitim ve toplumun devlete duyduğu güvendir. Lider elbette önemlidir. Ama lider ülkenin kendisi değildir. Devlet de toplumun üstünde, toplumdan bağımsız kutsal bir varlık değildir. Devletin görevi toplumu korumaktır. Toplumun görevi ise devlete veya lidere sorgusuz bağlılık göstermek değildir.
Lideri eleştirmek, ülkeyi zayıflatmak gibi gösterildiğinde; muhalefet, basın, sivil toplum ve vatandaşlık hakkı daralır. İnsanlar “acaba bu sözü söylersem hain mi ilan edilirim?” diye düşünmeye başlar. O noktada güvenlik artık toplumu korumaz; toplumu hizaya sokar. Oysa gerçek güvenlik, herkesin aynı şeyi söylemesi değildir. Gerçek güvenlik, insanların korkmadan farklı şeyler söyleyebilmesidir. Bugün dünyada güvenlik ihtiyacının arttığı doğrudur. NATO Zirvesi de bunun göstergesidir. Devletler savunma harcamalarını artırıyor, ordularını güçlendiriyor, sınırlarını daha sıkı korumak için çalışıyor.
Fakat bütün bunlar bize şunu unutturmamalıdır: Güvenlik kimin için?
Eğer güvenlik sadece devleti, iktidarı, lideri veya kurumları korumak için düşünülüyorsa burada bir sorun var demektir. Asıl güvenlik, insanın güvenliğidir. Toplumun güvenliğidir. Vatandaşın güvenliğidir. Korkmadan yaşama, konuşma, çalışma, itiraz etme, mahkemeye başvurma ve geleceğe umutla bakma güvenliğidir.
The Walking Dead’de zombilerin gerçek bir tehdit olduğu tartışmasızdır. Kimse “zombiler yok” diyemez. Ama asıl ders şudur: Gerçek tehdit karşısında verilen cevap, insanlığı yok ediyorsa, o cevap tehdidin parçası haline gelir. Terör, savaş, dış tehdit, kriz, kaos riski gerçek olabilir. Ama bunlara karşı geliştirilen güvenlik dili; özgürlüğü, hukuku, eleştiriyi ve toplumsal güveni yok ediyorsa, artık bu güvenlik politikası değil yeni bir tehdit üretme çabasıdır.
Güvenlik toplumu korumalıdır, topluma hükmetmemelidir. Güvenlik önemlidir; ama özgürlüğü ortadan kaldıracak hale gelmemelidir. Bir ülkede insanlar devletten korkmadan yaşayabiliyorsa, orada gerçek güvenlik vardır. Ama insanlar güvenlik adına susmaya, itaat etmeye, eleştirmemeye ve liderin arkasında hizalanmaya zorlanıyorsa, artık güvenlik tehdidi, tehdidin kendisi olmaya başlamıştır.
Unutmayalım: İnsanlar zombiler yüzünden değil, korku yüzünden insanlığını kaybeder.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

