Dört temel başlığın artık ertelenmeyeceğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, çerçeve yasanın Temmuz ayında Meclis’e gelmesi gerektiğini vurguladı
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tülay Hatimoğulları, konuşmasına Japonya’da gözaltına alındığı sırada yaşamını yitiren Sanatçı Murat Çiçek’i anarak başladı. Japonya Hükümeti’ni konuya dair kamuoyuna açıklama yapmaya davet eden Tülay Hatimoğulları, iktidar yetkililerini de eleştirdi. Kamuoyunun Japonya ve Türkiyeli yetkilileri yaşananları araştırmaya ve açıklama yapmaya davet etti. DEM Parti olarak yaşananlara ilişkin araştırmalarını sürdüreceklerini ve dosyanın peşini bırakmayacaklarını belirten Tülay Hatimoğulları, Murat Çiçek’in ailesi ve sevenlerine başsağlığı diledi.
Tülay Hatimoğulları, Riha’nın Kaniya Xezalan (Akçakale) ilçesine bağlı Zoncuk köyünü ziyaret ettiklerini belirten Tülay Hatimoğulları, “Köyde çok sayıda kadınla, çevre köylerden gelen Araplarla, Kürtlerle toplantı gerçekleştirdik. Birçok kentimiz gibi Urfa’da çok dertli. Urfa’da eğitim dert, sağlık dert, tarım bambaşka bir dert. Urfalılar bize şunu söyledi; ‘Akçakale Devlet Hastanesi’nde doktor bulamıyoruz. Kamu kurumlarında görevini yerine getirecek liyakatli insan bulamıyoruz. Bazı kamu görevlileri, kamu kurumlarına gittiğimizde bizi kötü davranıyorlar’ dediler. Bir ağır tablo da tarlalarda; Mazot, gübre, ilaç, sulama, elektrik. Urfa’da hepsi sorun. Bakın maliyetler tavan yaptı, üretim can çekişiyor. Türkiye’de AKP iktidarı döneminde izlenen tarım politikalarını çokça eleştirdik ve izlenmesi gereken politikaları buradan, bu kürsüden de çokça ifade ettik. Bakın Urfalı ne yaşıyor: DEDAŞ çiftçinin kuyudan su alımını engellemek için elektrik direklerini söküyor. Akıl alır gibi değil. Toprağını sulamayan çiftçi toprağından kopuyor” dedi.
‘Zirvenin asıl fikri, savaşa hazırlık büyüsün’
Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sonrası yaşananlara işaret eden Tülay Hatimoğulları, “Bu zirve Soğuk Savaş sonrası kurulan istikrar, işbirliği ve kurallara dayalı olduğu söylenen düzenin çatırdadığı bir dönemde toplandı. İnsanlık değerlerinin kapitalist emperyalist çarkın içinde un ufak edildiği bir dönemde, Ukrayna’da savaşın sürdüğü, Gazze’nin enkaz altında olduğu, Lübnan’a saldırıların devam ettiği bir dönemde toplandı. İran’la İsrail-ABD arasındaki gerilimin yeniden patlak verdiği bir dönemde gerçekleşti” diye belirtti.
NATO Zirvesi’nin sonuç bildirgesine işaret eden Tülay Hatimoğulları, “Bildirge ya da yansıdığı gibi Hürmüz Boğazı bu gerilimin tam da göbeğinde. Zirvenin sonuç bildirisine de dönüp baktığımızda barışa, eşitliğe, demokrasiye ve adalete dair hiçbir şey yok. Bütün dünya açlıkla karşı karşıya, yoksullukla karşı karşıya onlar nasıl daha fazla silah satın alırızın derdine düşmüş durumdalar. Bu zirvenin ana fikri; savunma sanayi, silah tedariği ve savaşa hazırlıklar büyüsün. Yapay zeka destekli silah sistemleri, siber savaş altyapıları, uzay teknolojileri ve 50 milyar doları aşan silah anlaşmalarının geldiğini gördük ve öncelik olarak bunlar ilan edildi. Savunma harcamalarını hepimiz hatırlayacağız. Zaten milli gelirin, üye olan her ülkenin milli gelirinin yüzde 5’inin silahlanmaya ayrılması gerektiği ile ilgili karar alınmıştı. Peki bütün bu kaynaklar nereden gelecek; Silaha akan her kuruş, silaha para akıtılan her ülke işçinin, emekçinin, yoksulun hakkını gasp ediyor. Boğazımıza giren lokmaya el koyuyorlar. Eğitim, sağlık, dünya ölçeğinde iyice gerilemiş durumda” diye konuştu.
NATO Zirvesi’nin Türkiye halklarına baskıyla yansıdığını söyleyen Tülay Hatimoğulları, devamla şunları söyledi:
“NATO zirvesinde Ankara’da yaşanan baskılar bir kez daha Ankara’yı sınıfta bıraktı. Ankara’da fiilen sokağa çıkma yasağı uygulandı. Protesto hakkını kullanan ya da kullanma ihtimali olan insanlar bir şekilde gözaltına alındı. Milletvekillerine ve arkadaşlarımıza polis şiddet uyguladı. Daha vahimi basında yaşandı. Bakın Türkiyeli gazeteciler NATO zirvesini izlemekte zorlanıyorlar. Türkiyeli gazeteciler gidip zirveyi izleyemedi. Yabancı gazetecilerin katıldığı bir oturumda NATO Genel Sekreteri’ne Türkiye’deki gözaltıları ve yaşanan baskı soruldu. Bununla ilgili TRT ne yapıyor? Çeviriyi o esnada durduruyor, yayını durduruyor ve bilginin Türkiye halkına akmasını, Türkiye toplumuna akmasını engelliyor.”
‘Bir halkın hafızası yok edilmek istendi’
Tülay Hatimoğulları şöyle devam etti:
“Dünya ve bölgede güvenlik tartışmalarının silaha kilitlendiği bir haftada Türkiye kendi yakın tarihinin en ağır yüzleşme günlerini art arda yaşadı. Dün Zilan katliamının 96’ncı yılıydı. Bugün 14 Temmuz Amed zindanlarının direnişinin yıldönümü. Geçen haftaysa PKK’nin silahları yaktığı 11 Temmuz’un birinci yılını geride bıraktık. Bu tarihler birbirlerinden bağımsız değil. Hepsi aynı meseleye işaret ediyor. İnkar ile demokrasi, çatışmayla barış arasındaki 100 yıllık mücadele. Zilan Deresi’nde binlerce Kürt, kadın, çocuk, yaşlı demeden katledildi. Yalnızca canlar alınmadı. Bir halkın hafızası yok edilmek istendi. Ardından 96 yıl geçti ama hala gerçekler açığa çıkarılmadı. Bir yüzleşme sağlanmadı. Adalet yerini zaten hiç bulmadı.
‘Bütün devrimcileri ve yurtseverleri saygıyla, minnetle anıyorum’
Yıllar sonra aynı inkarcı anlayış Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceyle sürdü. Ancak orada tarihe kazınan yalnızca zulüm olmadı. Kemal Pirlerin, Hayri Durmuşların, Akif Yılmazların, Ali Çiçeklerin öncülüğünde yükselen 14 Temmuz direnişi insan onurunun en ağır baskı altında bile teslim alınamayacağını gösterdi. Ben buradan Zilan’da yitirdiklerimizi, 14 Temmuz’da direnerek hayatını kaybeden bütün devrimcileri ve yurtseverleri saygıyla, minnetle anıyorum.
‘11 Temmuz tarihinde tanıklık ettik’
11 Temmuz’da Süleymaniye’de silahlar yakıldı. Türkiye’de kalıcı barışı konuşmak için gerçekten tarihi bir fırsat doğdu. O ateş siyasetin, diyaloğun, demokratik çözüm iradesinin önünü aydınlattı. Tarih bazen bir kareye sığar. Tam da o karelerden birine biz Süleymaniye’de geçtiğimiz yıl 11 Temmuz tarihinde tanıklık ettik. Şimdi sıra bu süreci hukuka, Meclis iradesine, kalıcı barışın güvencesi olacak yasal zemine dönüştürmekte. Defalarca söyledik; barış tek başına silahların susması değil, hukuku kurdukça barış gerçekten barış olur. 22 Ekim girişiminde ve 27 Şubat’taki tarihi çağrıdan bu yana söylenen temel söz hiç değişmedi. Hukuk, kalıcı bir çözümün zemini hukuk olmalı ve teminatı da yasa olmalı. Bu nedenle kamuoyunun büyük bir merakla beklediği çerçeve yasa artık çıkmalı.
‘Temmuz’da çerçeve yasayı çıkaralım’
Yüz yıllık bir meseleyi tek bir yasayla çözemeyeceğimizin hepimiz farkındayız. Ancak ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız. Çünkü yanlış iliklenen ilk düğme, geri kalan her düğmeyi yanlış hale getirir. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim. Temmuz’da çerçeve yasayı çıkaralım. 1 Ekim’de Meclis açıldığında bu kök yasayı güçlendirecek demokrasi ve özgürlüklerin önünü açacak düzenlemeleri bir bir hayata geçirelim. Farklı düşündüğümüz noktalar olabilir. Bunları müzakereyle ve ortak akılla pekala çözebiliriz. İşte tam burada siyaset kurumunun tamamına, ülkemizin yüklemiş olduğu görev ve sorumlulukları yerine getirelim. Kimse kendi sorumluluğundan kaçmamalı, kimse izleyici pozisyon fonksiyonunda olmamalı.
‘Dört temel başlığın ertelenmeyeceğini düşünüyoruz’
DEM Parti olarak dört temel başlığın artık ertelenemeyeceğini düşünüyoruz. Bu başlıklarımız sırasıyla şöyle; birincisi kapsayıcı bir kök yasa. Barışın hukuku tarafların iradesini ve muhataplığını tanıyan bir zeminde kurulmalıdır. O gelir, bu gelmez tartışması olmamalı. Kategoriler olmamalı. Barışın kapısından herkes tereddüt etmeden rahatlıkla geçebilmeli. İkincisi, Meclis Komisyonu’nun raporlarında da yer aldığı gibi kayyum anlayışı son bulmalı. AİHM ve AYM kararları uygulanmalı ve seçilmiş irade tam anlamıyla güvence altına alınmalı. Üçüncüsü, demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı. Adliye koridorlarıyla, cezaevleriyle değil siyasetle konuşan bir Türkiye’ye dönüşmeli. İnsanın varlığı ve barış içindeki ortak yaşamı gerçekten son derece önemsenmeli ve bunu merkezimize alarak bizler çalışmaları yürütmeliyiz. Dördüncüsü Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşullarının demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun özgür bir biçimde düzenlenmesi.
‘Sayın Öcalan Türkiye çözümünden ve bu yaraları iyileştirmekten yanadır’
Yaklaşık 50 yıldır devam eden savaş ve çatışmalar sürecinde herkesin yüreğinde derin bir yara var. Şimdi bu yaraları derinleştirme değil iyileştirme zamanı. Sayın Öcalan Türkiye çözümünden ve bu yaraları iyileştirmekten yanadır. Ortak yaşamdan yanadır ve özgür çalışabilirse bu yaraları sarma konusunda çok önemli bir rol üstlenecektir. Toplumla rahatça konuşabilen, düşüncelerini özgürce paylaşabilen, çözüm perspektifini anlatabilen bir Öcalan’dır. Kürt halkının ve tüm Türkiye’nin önünü açar. Bu sürecin muhataplarına sesleniyorum. Hiçbir çözüm sürecinde yüzde 100 bir mutabakat olmaz. Olmasını da bekleyemeyiz zaten. Ancak hepimizin üzerinde birleşmesi gereken bir tek ilke var; sorunlar konuşularak, diyalogla, müzakereyle ve buna uygun olarak atılacak somut adımlarla ve pratikle çözülür.
‘Yasayı daraltmayın’
Ekranlarda, kürsülerde, siyasetin kendi dilinde hala ötekileştirici hala kışkırtıcı bir üslup var. Hakir gören, çözümsüzlüğü dayatan bir dil var. Bu barış üretmez. Bu mevcudu sürdürür sadece. Bizse barışı üretecek bir dille konuşmak zorundayız. Bakın ülkenin 86 milyon yurttaşı kimliğiyle, diliyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve onurlu bir yaşam hakkına sahip olmalı. Kürtlerin kimlikleriyle yaşama ve örgütlenme hakları vardır. Ve buradan iktidara sesleniyoruz. PKK’nin aldığı tarihi kararların sonuçlarını hayata geçirecek bir hukuk için elinizi çabuk tutun. Barışın gerektirdiği siyasi cesareti gösterin. Yasayı daraltmayın. Daha fazla ertelemeyin ve bu özel düzenlemeyi bir oldu bittiye getirmeyin.
‘O ateşten hukuk dolsun, kardeşlik doğsun, barış doğsun’
Buradan yine muhalefete sesleniyoruz; barış hiçbir partinin mülkü değildir. Demokrasiye inanan herkesin ama herkesin ortak sorumluluğudur. Bu mesele başka bir bahara ertelendikçe sadece Kürt meselesi büyümüyor. Türkiye’nin demokrasi, Kürt sorunu derinleşir, büyür ve demokrasi açığı daha da büyür. Sivil topluma, emekçilere, emeklilere, kadınlara, gençlere, gazetecilere, aydınlara, yazarlara, sanatçılara, inanç topluluklarına seslenmek istiyorum. Barış sadece Kürtlerin meselesi değildir. Türkiye halklarının, Ortadoğu’nun, savaştan yorulmuş olan bu coğrafyanın tamamının ortak sorunudur. Bu konuda bizler, sadece izleyen, ‘Hele bekleyelim, bakalım ne olacak?’ diyen pozisyondan çıkmalıyız. Barışı hep birlikte daha güçlü sahiplenmeliyiz. Barışı daha güçlü sahiplenmeliyiz ki bu iktidar ve devlet daha çok adım atsın. 11 Temmuz’da bakın silahlar yakıldı. O ateşten geriye sadece kül kalmasın. O ateşten hukuk dolsun, kardeşlik doğsun, barış doğsun, ortak yaşam dolsun.
‘Barış etrafında kenetlenerek bu yolda yürümeye devam edeceğiz’
Bunun koşulları hazır. Bunun koşullarının ilerletilmesi lazım. Adım atılması lazım bunun için. Gelin bu aşamada sürecin hukuki zemine kavuşmasının gecikmelerine son verelim. Bu süreçte yaşanabilecek gecikmelerden kaynaklanan bu yasayı başka bahara da bırakırsak; bir şey olmaz diyen anlayış ve iktidar yaşanabilecek tıkanıklıkların siyasi sorumluluğunu halka anlatmak zorundadır. İktidar atmadığı her adımın gerekçesini topluma açıklamakla yükümlüdür. DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de bizler barışın toplumsallaşması için daha fazla çalışacağız. Büyük bir sabırla, kararlılıkla ve dirayetle barış etrafında kenetlenerek bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz barışa yürekten inanıyoruz.
‘Çerçeve yasa parlamentoya gelmeli’
Türkiye’de barışın Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmesinin koşullarının fazlasıyla olgunlaştığının farkındayız. Bunun mevcut olan devlet ve iktidar anlayışı tarafında tarafından da böyle görülmesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Daha çok kan atmasın. Daha fazla anneler ağlamasın. Daha fazla bu topraklara insan kanı karışmasın. Ortadoğu coğrafyasında petrolden çok daha çok insan kanı var o topraklarda. Artık yeter ve barışı tesis etmek için ortada bir engel yok. Artık Sözden ve niyetten çıkarıp pratik adım atılmalı ve Meclis bu dönemde kapanmadan mutlaka ve mutlaka bir saat dahi beklemeksizin üzerinde mutabık olunacak bir çerçeve yasa parlamentoya gelmeli.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

