Silah yakma töreninin yıl dönümü dolayısıyla yapılan açıklamada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, ‘Yasayı kimler için çıkarıyorsanız, onlarla müzakere ederek çıkarmalısınız. Başmüzakereci Sayın Öcalan bu yasanın tam da merkezindedir’ dedi
Amed Demokratik Kurumlar Platformu tarafından, silah yakma töreninin yıl dönümü dolayısıyla, “Özgürlük, demokrasi ve barış için yasal adım at” şiarıyla açıklama gerçekleştirdi. Sümerpark’ta gerçekleştirilen açıklamaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlar ile Abdullah Öcalan’ın konuşmalarının yer aldığı sinevizyon gösteriminin ardından konuşan Barış Annesi Hatice Yaşar, barış istediklerini vurguladı. Hatice Yaşar, “Silah yakma ne anlama geliyor? ‘Silah bitti, artık kullanmayacağız’ demek oluyor. Başkanın (Abdullah Öcalan) uzattığı el havada kalmamalı. Kandırmayı kesinlikle kabul etmiyoruz. Kimse bizi kandıramaz. Silah yakıldığından beri tek bir adım atılmadı. Demokratik siyasetin önü açılmadı. Bizi kandıracaklarını düşünüyorlar ama kimse bizi ve önderliği kandıramaz. Ben 2 çocuğum yaşamını yitirdi şimdi mezarları yok. Buradan Türk annelerine çağrı yapıyorum gözyaşının rengi yok onlarda barış elini uzatsın. PKK’nin başladığı günden bu yana önderliğimizin yanındayız, onun dediği bizim için esastır. Devlet Bahçeli barış elini uzattı bugünde sözünün peşinde olsun. Biz Barış anneleri olarak barış istiyoruz. İnanıyoruz barış gelecek” şeklinde konuştu.
Ardından silah yakma törenin yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan metin okundu. Açıklamanın Kürtçesini Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad-TJA) aktivisti Çimen Fidan, Türkçesini ise Amed Büyükşehir Belediyesi Daimi Meclis üyesi Mehmet Emin Ay okudu.
Mehmet Emin Ay, 27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından kamuoyuyla paylaşılan Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun, yalnızca bir açıklama değil; Türkiye’nin son yüzyılındaki en önemli dönüm noktalarından biri ve yüz yıllık Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümüne dair güçlü bir tarihsel irade beyanı olduğuna dikkat çekti. Mehmet Emin Ay, “O gün yalnızca yeni bir süreç başlamamış; inkârın, çatışmanın ve çözümsüzlüğün üzerine kurulu anlayışın yerine demokratik siyaseti, ortak yaşamı ve onurlu barışı esas alan yeni bir dönemin kapısı aralanmıştır. 27 Şubat, geçmişin yüklerini ve karşıtlıklarını geleceğe taşımak yerine, demokratik bir cumhuriyeti ortak bir iradeyle birlikte inşa etme cesaretinin adı olmuştur” dedi.
‘Son derece önemli bir eşik olmuştur’
Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu bu tarihsel perspektifin karşılıksız kalmadığını ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin çağrıya olumlu yanıt vererek kendisini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı verdiğini hatırlatan Ay, “Ardından 11 Temmuz’da Süleymaniye’deki Casene Mağarası’nda gerçekleştirilen silah imha töreni, bu kararın yalnızca sözde kalmadığını, pratik adımlarla da desteklendiğini bütün dünyaya göstermiştir. Silahların gömülmek ya da başka bir yere saklanmak yerine yakılması, Kürt Özgürlük Hareketinin mücadele yöntemlerinde değişim ve dönüşümde hangi yönde bir irade ortaya koyduğunun ve kararlı olduğunun da somut göstergesi olmuştur. Bugün 11 Temmuz’daki bu tarihi adımın üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıl içerisinde demokratik çözüm iradesinin en güçlü adımları Önder Abdullah Öcalan’ın kararlı duruşuyla Kürt Özgürlük Hareketi tarafından atılmış, sürecin ilerlemesi adına tarihi sorumluluklar yerine getirilmiştir. Silahlı mücadelenin sonlandırılması yönünde ortaya konulan irade, demokratik siyasetin önünü açması bakımından son derece önemli bir eşik olmuştur” şeklinde konuştu.
‘Barış süreçleri tek taraflı iradeyle sürdürülemez’
Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen devlet kanadından aynı kararlılığı gösteren somut adımların hala atılmamış olmasının sürecin sağlıklı ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğuna dikkat çeken Ay, “Bugüne kadar demokratik çözümün kurumsallaşmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmamış, sürecin hukuki güvencelerini oluşturacak çerçeve yasa hazırlanmamış, kamuoyunun beklediği güven artırıcı adımlar hayata geçirilmemiştir. Barış süreçleri tek taraflı iradeyle sürdürülemez. Tarih göstermektedir ki kalıcı barış ancak karşılıklı güveni tesis edecek siyasi cesaret ve hukuki güvencelerle mümkündür. Oyalama politikaları, zamana yayma yaklaşımı ve belirsizlik yalnızca süreci zayıflatmakta, toplumda güvensizliği derinleştirmektedir” diye belirtti.
‘Çerçeve yasa hazırlanmalı, sürecin kurumsal zemini oluşturulmalıdır’
“Türkiye’nin önünde tarihi bir sorumluluk bulunmaktadır. Devlet, bu tarihi fırsatı heba etmek yerine demokratik çözüm yönünde gerekli yasal ve siyasal adımları gecikmeden atmalıdır” diyen Ay, “Bu anlamda vakit kaybetmeden kapsamlı bir çerçeve yasa hazırlanmalı, sürecin kurumsal zemini oluşturulmalı ve toplumun barış beklentisine güçlü bir yanıt verilmelidir. Önder Abdullah Öcalan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketinin, attığı adımları ve ortaya koyduğu iradeyi bir teslimiyet ya da pişmanlık olarak değerlendirip, kamuoyuna bu şekilde yansıtmak sürecin ruhuna denk düşmemekte ve Kürt halkı tarafından kabul görmemektedir” dedi.
‘Önder Öcalan’ın statüsünün sağlanması zorunluluktur’
Bu sürecin temel aktörü ve baş müzakerecisinin Abdullah Öcalan olduğunun altını çizen Ay, konuşmasına şöyle devam etti:
“Yarım asrı aşan çatışmalı sürecin sona erdirilmesine yönelik ortaya koyduğu tarihsel irade, bugün barışın ve köklü çözümün en önemli güvencesidir. Bu nedenle Önder Abdullah Öcalan’ın hukuki ve siyasi statüsünün, özgür çalışma ve müzakere koşullarının oluşturulması yalnızca bireysel bir hak meselesi değil, barışın kalıcılaşması açısından siyasal ve toplumsal bir zorunluluktur. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi, Önder Abdullah Öcalan’ın doğrudan ve etkin biçimde rolünü yerine getirebileceği koşulların oluşturulmasına bağlıdır. Yasal hazırlıkların tartışıldığı bir dönemde kırk günü aşkın süredir Önder Abdullah Öcalan’ın muhataplarıyla iletişiminin olmaması Kürt halkı açısından kabul edilebilir değildir. Kürt kadınları, gençleri ve halkı olarak sürecin temel zihniyetini ve mücadele perspektifini ifade eden Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, Önder Abdullah Öcalan ve ortaya koyduğu çözüm iradesine bağlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Dolayısıyla, Önder Abdullah Öcalan’a ve özgürlük mücadelesine yaklaşım bizler açısından mücadele gerekçesidir.”
“27 Şubat’ta başlayan ve 11 Temmuz’da tarihi bir eşiği aşan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, geri döndürülemeyecek bir toplumsal gerçeklik yaratmıştır” diyen Ay, demokratik siyaset dışında bir çıkış yolunun bulunmadığını kaydetti. Ay, “Bizler, barışın, demokrasinin ve halkların eşit ortak yaşamının savunucuları olarak bu tarihi sürecin başarıya ulaşması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Devletin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi, hukuki ve demokratik adımları vakit kaybetmeden atması için toplumsal ve siyasal mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. 27 Şubat’ın tarihsel çağrısını ve 11 Temmuz’un barış iradesini büyütmek, demokratik çözümü kalıcı hale getirmek hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi.
‘En güçlü cevaptı’
Son olarak söz alan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasına yaşamını yitiren Barış Annesi Bahar Bilge’yi anarak başladı. Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bizim sorunumuz çok ağır, çok sıkıntı çektik. Bahar Bilge İki torununu, iki evladını ve eşini bu mücadelede kaybetti. Fakat ne olursa olsun paradigmaya sadık kaldı, fikrini her tarafta söyledi. Kürt halkının sesi oldu. Saygıya anıyorum. Bilsin ki biz söz veriyoruz; halkımız özgür olacak, barış içinde yaşayacak” dedi.
Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Tarihi kırılmanın yıl dönümündeyiz. 11 Temmuz tarihi, sürekli canlı tutulan yangına, yüz yılı aşkındır sürdürülen imha ve inkar politikalarına en güçlü cevaplardan biriydi. Sayın Öcalan’ın 1993’ten beri, ‘Barış için muhatap arıyorum’ dediği, bunun en somut adımlarının atıldığı günleri yaşıyoruz. Silah yakma töreni atlan en büyük adımlardan biridir. En eski gerilladan en genç gerillaya kadar, merdivenlerden geldikleri her an tarihti. Bir ellerinde silah vardı, bir ellerinde önderlerinin çağrısını hayata geçirmek istedikleri bir belge vardı. Bir bütün toplum olarak ihtiyacımız duyduğumuz şeyin başarısı sağlandı. Bugün Kürtleri inkar edebilecek bir kişi, devlet, siyaset bulamazsınız. İnkarı bitirdiğimiz yerde, demokratik siyasetle varlık mücadelemizi devam ettireceğiz dendi. Yani değişen mücadele yöntemiyle daha büyük mücadele yürütmenin sözü verildi” ifadelerini kullandı.
‘Başka bir lider yok’
Silah yakma töreninin üzerinden geçen bir yıla karşın devlet tarafından verilen hiçbir sözün pratiğe dönüşmediğini belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasına şöyle devam etti:
“Emin olun en çok da Kürt halkının gözünde bu sözler ölü sözler. Bu saatten sonra kurulacak sözlere değil, atılacak adımlara ihtiyaç var. Çağrıdan bugüne ne söylediyse hayata geçirdi, pratikleşti, toplumsal karşılığı oldu, barışın adı oldu. Bu ülkede barış demokrasi, özgürlükler, krizler için çözüm önerisi sunan başka bir lider yok. Ama bu ülkenin basınında, siyasetinde hala Kürt sorunun çözümünde bir söz ve pratik yok. Neden Kürt sorununu bir çözümde tek başına kullanmıyoruz, neden illaki bir siyasi partinin iktidarının gölgesinde tartışıyoruz? Buna izin vermiyoruz. Kürt sorunun çözümü bütün siyasi partilerin ve ülkedeki bütün sorunların üstünde, ağır bir mesele. Türkiyeli aydınlar, Kürt aydınlar bugüne kadar bu süreci seyretmekle geçirdiler. Devletin adım atmaması bizim için engele dönüşmemeli, bizi güce dönüştürmeli. Tıpkı silah yakma iradesinin açığa çıkardığı güç gibi. Bu iradeyi devletin görmemesi büyük bir kaybı getirecek. Bu kadar savaşın ve siyasal, ekonomik krizin, savaş dayatmalarının olduğu yerde barışı mı inşa etmek yoksa, NATO’ya katılan liderlere silah hediye ederek, mesaj mı vermek? Kabul emiyoruz, halklar bunu kabul etmemeli. Bu ülkenin savaş politikaları mı, barış ve demokratik politikaları mı?”
Barışın sadece silahların susması anlamına gelmediğini dile getiren Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bu barışın içinde hukuk, adalet, yasa var. Bu hukuk ve adalet sadece Kürtlere mi lazım? Bu mesele Türkiye meselesidir. Uzaktan bakan, seyreden bütün herkesi bu süreçte Sayın Öcalan’ın elini, sözünü güçlendirmeye davet ediyoruz. Ne yazık ki onun dışında barışın ve çözümün sözünü kuran yok” dedi.
‘Çatışmasızlığı koruyacak esas şey hukuktur, yasadır’
Çerçeve yasa tartışmalarına işaret eden Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Yüz yıllık inkarın, zulüm bitirilmesine bu kadar yakın olduğumuz bu dönemde hiçbir gücün barış, çözüm iradesini elimizden alınmasına izin vermedik, vermeyeceğiz. Silah bırakma iradesi gösteren PKK’nin siyasetteki varlığının tanınması ve kabul edilmesi gerekiyor. Demokratik siyaset zeminin bu kadar güçlü olduğu zeminde kim neyin hesabını yapıyor? Kayyımlar hala duruyor. Barış sürecinin bağlandığı bir hukuk yok. Hasta tutsaklar, rehin tutulan siyasetçiler, 30 yıldır cezaevinde tutulan bu halkın evlatları aynı durumda. Yaklaşık bir aydır DBP, DEM Parti ve bütün yurtsever kurumlarla birlikte, ‘Barışın sözünü halkla kuruyoruz’ buluşmaları gerçekleştiriyoruz. Barışın kaybedeni olmaz, savaşın acısını yaşayanlar barışın ne kadar acil bir ihtiyaç olduğunu bilir. Yasayı kimler için çıkarıyorsanız, onlarla müzakere ederek çıkarmalısınız. Başmüzakereci Sayın Öcalan bu yasanın tam da merkezindedir. Silahını yakan irade tam da bunun merkezindedir. Onların fikrileri alınmadan çıkarılacak yasa, bu kadar gelinen yolun heba edilmesidir. Çatışmasızlığı koruyacak esas şey hukuktur, yasadır. Bunun bilinmesi ve sürece yaklaşılması kaçınılmazdır” ifadelerini kullandı.
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

