Site icon Serbest Görüş

Rüküş hayat!

Rüküş hayat!


BÜLENT KORUCU | YORUM

Hangisi ‘Hırsız Rıza’, hangisi Zonguldaklı kömür tüccarı ‘Rıza’ tam karar veremedim. Karakterler kafamda uçuşuyor. Köşkün, müflis ve lüks düşkünü sahipleri ile Mısır’dan gelen Elmasçı Atıfet ve elbette Şadiye… Sahnedekiler bazen Ruhi, bazen Rıza olarak belirdi gözümde. Belkıs ve Şadiye de birbirine karıştı. Zonguldaklı Rıza da kapatıldığı yerden çıkmış ve maskeli balonun başköşesine kurulmuştu.

Ankara’da iki gün boyunca canlı izlediğimiz ‘Rüküş Hayat’ tiyatrosundan söz ediyorum. Kafanız iyice karıştıysa baştan alayım…

Lüküs Hayat Opereti, Cumhuriyetin 10. yılında sahnelenmiş ve o günden sonra izlenme ve oynanma rekoru kırmış bir müzikal. Bir yanda ‘Demir ağlarla ördük, Anayurdu dört baştan’ diye övünen 10. Yıl Marşı çalınırken öte yanda Lüküs Hayat’ın devlet eliyle sahnelenmesi bir çelişki gibi duruyor. Bir cesaret ve özgüven hikayesi diyebiliriz. Elbette eserin aslında Nazım Hikmet’e ait olduğu iddialarını bir kenera bırakabilirsek.

Eser, devlet eliyle de dayatılan Batılılaşma arzusunun, toplumda oluşturduğu çoğul kişilikleri, görmemişlikleri ve rüküş özentileri harika biçimde hicveder. Hırsız Rıza’nın neredeyse bir namus timsali olarak görünmesini sağlayacak kokuşmuşluğu resmeder.

Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesini, ‘Lüküs Hayat’ın farklı perdeleri gibi izlemek fena fikir sayılmaz. Hacizli Aksarayı, borç batağındaki sahiplerini ve tertip ettikleri maskeli baloyu komedi sananlar yanılıyor. Büyük bir trajediyi izlemekle kalmadık, bizzat yaşıyoruz.

Zengin ve güçlü görünmek adına elde kalan son kaynaklar çarçur edilirken, gerçeği gizlemek için şehri kuşatan paravanları, Berlin Duvarı’na benzettim. Aynı adı taşıyan iki farklı ülke var ortada. Fakir ve bakımsız başkenti göstermemek için sarf edilen çaba biraz çocukçaydı. Ülkenin ekonomisini, devletin ve fertlerin borç yükünü senden benden iyi biliyor muhataplar. Tefeci faiziyle borç veren onlar zaten, hiç bilmezler mi!

Gazeteciler bile ikramlarla dalga geçti; ‘bu hediyeleri maliyeye bildirmem lazım’ diyerek abartının altını çizdiler. Erdoğan’ın liderlere silah hediye etmesi çok tartışıldı ama buzdağının asıl kısmı Emine Hanım’ın yaptıklarıymış. Çekya Başbakanı’nın eşi Monika Babisova sağolsun, bir kamu hizmeti icra ederek hepimizi bilgilendirdi. Lider eşlerine, saltanatın ihtişamını göstermek üzere masraftan hiç kaçınılmamış. Ajda Pekkan konserinden, altın broş hediye etmelere; tatlılara her misafirin ismini işleyerek servis etmeye varıncaya kadar lüks ve şatafatın dibine vurulmuş.

Lüküs Hayat, Batılılaşmayı, baloya, fraka ve şampanyaya indirgemenin fotoğrafıydı. Özümsenmemiş modernliğin, komik ve acınası taklitçiliğe dönüşünün anlatımıydı.

‘Rüküş Hayat’ ise sonradan görme ve hak edilmemiş zenginlikle ‘caka’ satmanın gülünç karakalem karikatürüydü. Boca edilen boyalar o siyah beyaz fotoromanı renklendiremedi.

“Biz zengin ve güçlüyüz; inanmazsanız bin 150 odalı sarayımıza ve sofralarımıza bakın!” dediler, çalınmış bir kibirle. Paravanların arkasını kimse görmüyor sandılar. Pazar kapanırken çöpten ezik domates toplayanların, onların gururunu paylaşacağını umdular.

Erdoğan tarafından liderlere hediye edilen özel Revolver marka tabancalar…

Ellerindeki gazeteler, çiğ saltanat karelerini, güçlü devletin delili diye sundu, lakin günün sonunda vatandaş bir kendi sofrasına bir de saraydakine baktı ve iç geçirdi. Belki bazıları ‘Hırsız Rıza’ gibi araya kaynama hayaliyle avundu. O ölçüsüz savurganlığın kırıntılarından nasiplenebilme ihtimalinden dolayı içine sinmeyen görüntüyü savundu.

Bugün ‘Lüküs Hayat’ gibi bir eser yazılabilir mi? Hiç sanmam, hatta aşırı alınganlıkla yeniden sergilenmesine izin bile verilmeyebilir.

Perde kapanınca ‘Lüküs Hayat’ bitiyor; ‘rüküş hayat’ın sebep olduğu trajedi ise perdeden sonra başlıyor…

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version