Cristiano Ronaldo’nun penaltı öncesi fısıltısı, “Bismillah” dediği iddiasıyla gündeme oturdu. Aynı görüntüyü izleyen milyonlarca insan, o birkaç hecede kendi kalbinin dilini işitti. Kimi bir dua duydu, kimi bir tezahürat. Olay, Ronaldo’dan çok insanın kutsalı arama ve aidiyet ihtiyacını anlatıyor. Kesin bir kanıt yok; asıl soru bizim neden bunu duymayı bu kadar istediğimiz.
M. NEDİM HAZAR | YORUM
Evet stadyumda on binlerce, ekran başında milyarlarca insan aynı anda aynı görüntüyü izledi. Toronto’da bir stadyum, maçın sonlarına doğru zaman hızla tükeniyor. Hakemin ceza alanı içindeki beyaz noktayı göstermesiyle nefesler tutuldu. Topun başına geçen bir adam, bir dünya starı, çoğu kişiye göre yaşayan en büyük futbolcu. Kamera onun yüzüne öyle yaklaştı ki dudaklarının kıpırtısı adeta stadyumda yankılanacaktı. Sadece birkaç harften oluşan bir ya da iki kelime çıktı dudaklarından. Ardından ağlarla buluşan bir top ve tribünleri sarsan sevinç.
Ama asıl mesele sahada değildi. Ekranların önünde yaşanacaktı. Çünkü aynı görüntüyü izleyen milyarlarca insan, aynı birkaç heceden bambaşka cümleler işitti.
Portekiz, Hırvatistan’ı 2-1 yendiği o maçta galibiyeti getiren penaltıyı kullanmadan hemen önce Cristiano Ronaldo derin bir konsantrasyona gömülmüş ve dudaklarını sadece birkaç kez oynatmıştı. Maçı sunan Arap spikerin iddiası ise sıra dışıydı: Spiker ünlü futbolcunun tam iki kez “Bismillah” dediğini öne sürüyordu!
Portekizli spiker ise bambaşka bir şey söyledi: Ronaldo’nun “Vamos lá” ya da “Vais marcar” olduğunda ısrarcıydı. Yani “Haydi” ya da “Gol atacaksın”. Ronaldo ise bugüne kadar bu konuda tek kelime etmedi. Elimizde kesin bir ispat da yok açıkçası, herkes kendine göre bir bakış açısına sahip hâlâ.
Gerçek olan ise şu: Bir fısıltı var, bir de o fısıltıya sıkışmış koca bir dünya.
İşte bu yüzden bu olay aslında Ronaldo’yu değil, bizi; insanı anlatıyor.
Kulak sesi duyar, zihin özlemi
İnsan kulağı yalnızca sese açık bir kapı değil. Zihin, duyduğu şeyi çoğu zaman beklediği kalıba döküyor. Psikolojinin doğrulama yanlılığı dediği şey tam da bu. Bir de pareidolia var: Anlamsız bir uğultuda tanıdık bir ezgi, dağınık bir gölgede bir yüz, belirsiz birkaç hecede kutsal bir kelime görme eğilimi.
İnsan zihni boşluğu sevmez. Onu daima anlamla doldurur.
Bir grup insan o penaltının başında “Bismillah” duymaya çoktan hazırdı belki de. Başka bir grup ise bunu duymamaya, hatta kesinlikle reddetmeye. İki taraf da aynı görüntüyü izledi. İki taraf da kendi kalbindeki cümleyi işitti. Ronaldo’nun dudakları burada yalnızca bir bahaneydi. Asıl konuşan, izleyenin içindeki özlemdi.
Bir kelimenin ağırlığı
“Bismillah” sıradan bir kelime değil şüphesiz. Müslüman için bir başlama niyazı. Allah’a güvenmenin, kendi gücünün sınırını bilip daha büyük bir güce sığınmanın kısacık ifadesi. Bir bereket dileği, bir teslimiyet işareti. İnsan sofraya otururken, yola çıkarken, kaleme sarılırken bu kelimeyle eşiği geçiyor.
Bu yüzden belki de milyarlarca insan, dünyanın en büyük futbolcusunun tam o kritik anda bu kelimeyi fısıldamasını istedi. Çünkü bu istek yalnızca bir kelimeye duyulan sevgi değildi. Bir aidiyet arayışıydı. Eğer Ronaldo “Bismillah” diyorsa, o zaman bizim dünyamıza bir adım daha yaklaşmış demekti. Kutsal olan, en görkemli sahnenin tam ortasında bir kez daha görünür olmuş demekti.
Neden Ronaldo?
Bu tartışmanın Ronaldo’nun etrafında dönmesi tesadüf değil. 2022’de Suudi Arabistan’a, Al Nassr’a geçişi Arap dünyasında büyük bir heyecanla karşılanmıştı. Yıllarca o coğrafyada yaşadı, o dilin içinde nefes aldı, o kültürün gündelik seslerine kulak kabarttı. “Bismillah” kelimesini binlerce kez duymuş olması son derece doğal. Belki bir alışkanlık olarak diline de yerleşmiştir. Bunda şaşılacak bir şey yok.
Fakat bir kelimeyi duymuş olmakla, onu söylediğinin kanıtlanması aynı şey değil şüphesiz. Gazetecilik tam da burada, bu ince çizgide ayrışıyor. “Mümkündür” demek başka, “olmuştur” demek başka. İhtimali hakikatin yerine koyduğumuz an, artık haber vermeyi bırakır, kendi arzumuzu yazmaya başlarız.
İnsan kahramanını kendine benzetir
Her toplum kahramanını sahiplenir ve onu kendine benzetmek ister. Latin Amerika Maradona’yı bir tanrının yeryüzündeki gölgesi gibi kucakladı. Amerika, Jordan’ın havadaki o birkaç saniyesine bütün bir ulusal gururu yükledi. Türkiye’nin sosyal medyasında zaman zaman Messi’nin bile bir yerlerden Türk çıkacağına dair şakalar dolaşır. Arap dünyası da Ronaldo’yu yalnızca sahada değil, kalbinde de kendine yakın görmek istedi.
Esasen bu, insanlığın en eski eğilimlerinden biri. İnsan sevdiği kişide kendi yüzünü aramaya bayılır. Bir kahramanın bizden biri olduğunu görmek, kendi değerimizi bir kez daha onaylamak gibidir. Ronaldo’nun dudaklarındaki o belirsiz hece, işte bu yüzden bir aynaya dönüştü. Herkes o aynada kendi yüzünü gördü.
Belki de gerçekten dedi, olamaz mı?
Burada dürüst olmak gerekiyor. Evet, Ronaldo gerçekten “Bismillah” demiş olabilir. Yıllarca o coğrafyada yaşamış bir adamın böyle bir kelimeyi diline dolaması hem mümkün hem de anlaşılır bir şey. Bunu peşinen reddetmek de en az peşinen kabul etmek kadar kolaycılıktan başka bir şey olmaz zira.
Ama elimizde bunu doğrulayacak kesin bir delil yok. Ronaldo meseleyi onun sessizliğiyle geriye yalnızca yorumlar kaldı. Kalbimiz bir tarafı istese bile, kalemimiz namuslu kalmak zorundayız. En güzel ihtimal bile, ispatlanmadıkça yalnızca bir ihtimal olarak kalacak.
Ama asıl soru bambaşka olmalı bence.
Zira sanki bütün mesele yanlış soruda düğümlendi. Herkes “Ronaldo ne dedi?” diye soruyor. Oysa çok daha ilginç olan soru şu: Biz neden onun “Bismillah” demesini bu kadar önemsiyoruz?
Cevap, çağımızın kendisinde saklı. Modern insan kutsalı eski yerlerinde bulamaz oldu. Mabetler sessizleşti, ritüeller inceldi, dünya hızla daha dünyevî bir yere döndü. Ve insan, yitirdiği o kutsallık duygusunu artık gündelik hayatın içinde arıyor. Bir futbolcunun dudaklarında, bir sanatçının bir cümlesinde, bir bilim insanının ağzından çıkan tesadüfi bir sözde. Bir işaret, bir teselli, bir aidiyet kırıntısı arıyor. O penaltının başındaki fısıltı, işte bu arayışın en çıplak hâliydi.
Belki Ronaldo gerçekten “Bismillah” dedi. Belki yalnızca kendi diliyle, kendi kendine cesaret verdi. Belki de bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz ve o birkaç hece sonsuza dek dudaklarında sır olarak kalacak.
Fakat şu kesin. Aynı görüntüyü izleyen milyonlarca insan, o fısıltıda kendi kalbinin dilini duydu. Kimi bir dua işitti, kimi bir tezahürat. Kimi bir aidiyet, kimi sadece bir futbolcunun gerginliğini.
Çünkü insan kulağı bazen sesleri değil, özlemlerini işitir. Ve Ronaldo’nun o küçük fısıltısı, aslında bize kendimizi dinlettirdi.
https://www.youtube.com/watch?v=TGLGjvbt2bk
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

