- Resul Bimari: ’10 Haziran günü bizi yukarı çıkardılar. Cezaevi girişinde olan küçük odaya aldılar beni. O arada bir jandarma ‘burada bir şey yapmayın ziyaret saati’ dedi. İçlerinden işkence eden ‘Beni hatırladın mı?’ dedi. Sonra Kürt olan itilaatız dedi ve kimse görmesin diye camları kapattı. Sesimi herkes duymuştur’
- Görgü tanıkları: ‘Resul’un çığlıklarını herkes duydu. En çok yemekhane bölümünden duyuluyordu. İşkence edilen oda oraya yakın çünkü. Çıktığında topallıyordu. Orda olan herkes görmüştür hem halini hem çığlıklarını duymuştur. Bir hafta önce tekli hücreye alınıp aslında işkence için zemin hazırlandı’
- Resul Bimari’nin ağabeyi Muhacir Bimari, ‘Bir hafta haber alamadık. Dedik karın altında kaldılar, öldüler. Sonra Türkiye’den sordurduk. Şemzînan’da ‘tutuklandılar’ demişler. Rahatladık en azından ölmediler dedik ama ağır işkencelerden geçtiklerini duyunca avukatın yanına gittik, o da ‘çok işkence yapılmış’ dedi ‘
Reyhan Hacıoğlu
Colemêrg’in (Hakkari) Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde Mayıs ayında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ve gözaltında tecavüz dâhil yoğun işkence gördükleri ortaya çıkan Rojhilatlı Salah ve Resul Bimari isimli iki çobanın yaşadıklarına dair tepkiler ve başvurular sürüyor. Çobanlara yapılan işkenceye dair bugüne kadar resmi bir açıklama yapılmazken avukatların tüm başvuruları da sonuçsuz kaldı. Mayıs ayında yaşanan ve haziran ayında ortaya çıkan işkenceye dair açılan tek soruşturma Hakkari Cezaevi’nde yaşanan sürece ilişkin yürütülen soruşturma olurken, Şemdinli Emniyeti’nde yaşanan işkenceye dair ise henüz yürütülen bir süreç yok.
Her detayı işkence
Yaşadıklarına dair avukatları aracılığı ile bize bilgi veren Salah ve Resul’un anlattıkları da yaşanan işkencenin boyutunu gözler önüne serdi. Şemzînan’da yaşadıkları yoğun işkence sonrası cezaevine getirilmelerinin ardından avukatları Ümit Savaşan’la yaptıkları görüşmenin ve avukatlarının “bir süre burada olmayacağım” söyleminin hemen ertesi günü cezaevinin alt katında bulunan tekli hücrelere alındıklarını belirten Bimari’lerden Resul, bir hafta sonra yukarı çıkarıldığını söylüyor. Cezaevi girişinde bulunan küçük bir odaya alındığını, o sırada ailelerin görüş saatine denk geldiklerini iletti. Bir jandarmanın; “Burda bir şey yapmayın, görüş saati” diye uyarıda bulunduğunu belirten Resul Bimari, alındığı odada kendisine Şemzînan’da işkence eden ekibin olduğunu ve içlerinde kendisine emniyette tecavüz edenin; “Beni hatırladın mı?” dediğini aktardı.
Kürt olan camları kapattı
Resul Bimari bu sırada çok iyi Kürtçe konuşan ve uzman ya da korucu olduğunu düşündüğü kişinin de camları kapatarak, işkencenin dışardan görülmesinin önüne geçtiğini belirtti. Kendisine; “PKK’lileri gördün mü? Neredeydiler?” gibi sorular sorulduğunu belirten Resul Bimari, devamında yanlarında getirdikleri cihazlarla elektrik işkencesine maruz kaldığını ve yine demir coplarla dövüldüğünü söyledi. Resul Bimari, Kürtçe konuşan kişinin itilaat (İstihbarat) olduklarını söylediklerini ifade etti. Resul, yine evine ait görüntülerin gösterilerek, evi olup olmadığını sorduklarını belirtti.
Sesimi herkes duymuştur
O sırada çığlıklarını oradaki herkesin duyduğunu belirten Resul Bimari, saat 11:00 ile 11: 45 arasında süren işkencenin ardından tekrar tekli hücreye götürüldüğünü söyledi. Aynı şekilde Salah da yukarı çıkarıldığını ancak “Resul PKK’li mi?” gibi kısa süren soruların ardından kendisine sözlü şiddetin dışında bir şey yapılmadığını belirterek, yukarı çıkartıldığını belirtti.
Öte yandan güvenlik açısından ismini vermek istemeyen ancak o gün çığlıklara şahit olan yurttaşlar, sesin en çok yemekhane bölümünden duyulduğunu ve duyulan çığlıklardan kişinin ağır işkencelerden geçtiğini tahmin ettiklerini belirtti. Yine Resul’ın odadan çıkarılırken, topalladığını belirten tanıklar bu duruma hem jandarmanın, hem gardiyanların tanık olduğunu belirtti.
Cezaevi yönetimi kimi koruyor?
Cezaevinde işkence öncesi, anı ve sonrasına dair kamera kayıtlarına şimdiye kadar ulaşılamazken, avukatların tüm başvuruları sonuçsuz kaldı ve henüz cezaevine giren kişilerin kim olduğu ve yaptıkları işkenceye dair resmi işlem yapılmış değil. Toplamda 19 gün boyunca tekli hücrede kalan Bimari’ler şimdi ayrı koğuşlarda tutuluyor. 1 Temmuz’da Adli Tıp Kurumu (ATK) için hastaneye götürülen Bimari’ler her koğuştan çıkarılışlarında yeniden işkenceye alınma endişesi taşıyarak kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
Öldüklerini düşündük
İşkenceye dair avukatların dosya takibi devam ederken, Bimarilerin aileleri ile de görüştük. Cezaevi ziyareti için Rojhilat’ın Urmiye kentinden Colemêrg’e gelen Resul Bimari’nin ağabeyi Muhacir Bimari, kardeşinin ve kuzenlerinin başına gelenleri sonradan öğrendiklerini belirterek, haber alamadıkları süreçte kar altında kalmış olabileceklerini düşündüklerini belirtti. Urmiye’ye bağlı Rajan Köyü’nden oldukların belirten ağabey Muhacir Bimari, Salah’ın yeğenleri olduğunu belirterek, 47 yaşında olan kardeşi Resul’un bir kız, bir erkek iki çocuğu olduğunu ve yine yeğenleri Salah’ın da 38 yaşında iki çocuk babası olduğunu ifade etti. Kardeşi Resul’un uzun süre babalarından kalan koyunlar ve tarlalar ile geçimini sağladığını ancak babalarının ölmesiyle çobanlık yapmaya başladığını belirten Muhacir Bimari, “Resul’un eli felçli olduğu için çok farklı işlerde çalışma imkânı yoktu. Şimdiye kadar babamızın toprakları ve koyunları ile geçimini sağlıyordu. Sonra İran ve Türkiye’de çobanlık yapmaya başladı. İki kardeşim de burada (Colemêrg) çobanlık yapıyor uzun süredir” dedi.

Sürekli gidip geliyor
Resul’un 5-6 yıldır çobanlık yaptığını belirten Muhacir Bimari, ancak İran ile Türkiye’nin yasal süre kısıtlaması yüzünden kardeşinin yasal süre olan 90 günün ardından yeniden Urmiye’ye geldiğini, 2 ay kalıp tekrar Türkiye’ye döndüğünü söyledi. Salah’ın da benzer şekilde ailesinden kalan topraklarla geçimini sağladığını ve onun da ilk defa çobanlık için geldiğini belirten Muhacir Bimari, “Newroz sürecinde gelip çalışacakları kişiler ile anlaştılar. Colemêrg ve Gever’de iş aradılar, en son Şemzinan’da iş buldular. Parası iyi olunca orda çalışmaya karar verdiler” dedi.
Drondan korkup kaçmıyorlar
İran’da yaşanan savaş sürecinden kaynaklı sınır kapılarının bir süre kapalı olduğunu, o yüzden kardeşi ve Salah’ın kaçak yolları tercih ettiğini belirten Muhacir Bimari, gözaltına alınma süreçlerine dair ise kardeşinin anlatımlarını şöyle aktardı: “Helan Köyü civarına geliyorlar. 100 metre Türkiye sınırını geçince dronlar kalkıyor. Onlar da korkup hareket etmiyor ve askerler gelip onları alıyor. Askerler alıp Şemzinan’a getiriyor. Sonrasında işkenceye uğruyorlar.” Yaşanan işkenceyi “insanlık dışı” olarak tanımlayan Muhacir Bimari, o süreci ise şöyle anlattı: “Buranın kanunları vahşi kanunlar. Resul bir hafta önce bir düğündeydi. İki defa aradım ama telefonu kapalıydı. Resul halkımız arasında çok seviliyor. Haliyle herkes merak ediyordu, sorup duruyordu. Bir hafta boyunca haber alamadık. Dedik karın altında kaldılar, öldüler. Sonra bir soralım dedik Türkiye’den. Tanıdıklar vardı. Karakola, mahkemeye ve hastanelere gidip sordular. Sonra Şemzînan’da mahkeme demiş, ‘tutuklandılar’. Bunu duyunca biraz rahatladık. Dedik en azından tutuklular, ölmediler. Sonra Türkiye’ye geldik ama Kurban Bayramı’ydı. O yüzden resmi bilgi alamadık. Sonra duyduk ki ağır işkencelerden geçirmişler. İfadelerine giren avukatlara ulaştık. Dedik gidip soralım ne oldu diye. Salah’ın ifadesine giren Feysal Atılgan’ın yanına gittik. Dedi ki Resul’a çok işkence yapılmış. Ama o Resul’un avukatı değildi. O diğer avukata ulaşamadık.” Muhacir Bimari, sonrasında kurumların olaya dahil olduğunu öğrendiklerini ve böylece işkenceyi duyuran avukatlara ulaştıklarını belirtti.
Uyuşturucu iddiası yalan
Kardeşi ve Salah’ın tutuklanmasına gerekçe yapılan uyuşturucu iddiasına da değinen Muhacir Bimari, “Bu yalan. Ne Resul ne Salih. Eğer o işi yapsaydı neden çobanlık yapsın ki Resul? Neden çobanlık için o kadar eziyet çekip, dağ taş dolaşsın ki? Madem oradan para kazanıyordu neden bu zahmeti çeksin ki.” Kardeşine dair ne Türkiye ne de İran’ın kendileri ile irtibata geçildiğini belirten Muhacir Bimari, Resul hakkında ifade veren kişinin Resul ile daha önce bir alacak verecek meselesi yüzünden husumetli kişi olduğunu ifade etti. Kardeşi ile yaptığı görüşmeye dair de bilgi veren Muhacir Bimari, işkence izlerinin halen görüldüğünü belirterek, gözaltında kendisine PKK’lileri görüp görmediğinin sorulduğunu, ifade etti. Muhacir Bimari, yine işkence ile zorla kardeşine PKK’li ya da Peşmerge olduğunun kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi.
Bu zulüm neden?
Telefonla görüştüğümüz Salah Bimari’nin annesi Xecice Bimari de “Oğlum da Resul da suçsuz insanlar. Çolukları çocukları var. Çocukları işkence haberlerini okumuş, günlerdir evimizde huzur yok. Çocuklarımızı bıraksınlar. Yaptıkları zulüm işkence günahtır, neden bu insanlara bunu yaptılar?” diyerek tepki gösterdi. “Her ikisini de herkes tanır, öyle dedikleri insanlar değiller” diyen Xecice Bimari, “Tek istediğimiz çocuklarımızın serbest bırakılması” dedi.
Tecavüz rapora girdi
Yaşanan işkenceden 10 Haziran’da haberdar olan ve görüşme talebinde bulunan avukatlar gerekçesiz olarak ret edilirken durum üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Colemêrg şubelerinin ısrarı üzerine ancak 22 Haziran’da görüşme gerçekleştirilebildi. Çobanlar ilk anlatımlarında 15 Mayıs’ta gözaltına alındıklarını ve Şemdinli Emniyeti’nde ağır işkencelerin ardından 18 Mayıs’ta tutuklanma kararı ardından cezaevine gönderildiklerini belirtti. Cezaevine götürülmeden önce Hakkâri Devlet Hastanesi’nin acil servisinde muayene edildiklerini ifade etti. Sonrasında yazılı beyanda bulunan çobanlar, Türkçe bilmedikleri halde muayenede beyanlarının alınmadığını aktarırken, muayene sırasında yanlarında tercüman bulunmadığını belirtti. 20 Mayıs’ta şikâyet üzerine yeniden aynı hastaneye götürülen Resul Bimari’nin tecavüze uğradığı raporla saptandı. Muayeneyi yapan hastanenin epikriz raporunda (ayakta muayene raporu) söz konusu işkencenin 18 Mayıs tarihli epikriz raporunda yer almaması, Resul Bimari tarafından işkencenin beyan edilmemesine bağlandı. Çobanlar ise beyanlarında muayene dahi edilmediklerini dile getirmişti. Öte yandan Hakkari Barosu, İHD ve ÖHD Colemêrg şubeleri işkencenin ortaya çıkmasının ardından yaptıkları ortak açıklama ile, işkencenin amacının yurttaşları ajanlaştırmak ve İran tarafından kendilerine istihbarat yaratmak olduğunu söyledi. Kurumlar etkin bir soruşturma ile işkence yapan kişilerin ortaya çıkmasını ve “Daha önce kaç kişiye işkence edildiği, kaç kişinin kayıt altına alındığı ve yine cezaevine rahatlıkla giren bu kişilerin hangi yetkilere sahip olduğunun” açıklanmasını istemişti.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***