Site icon Serbest Görüş

İngiltere’de neden sık sık başbakan değişiyor?

İngiltere’de neden sık sık başbakan değişiyor?



Çiçeği burnunda başbakan Burnham’ın yerelleşme ve yeniden sanayileşme vurgusu, özellikle eski sanayi bölgelerinde yankı bulabilir. Ancak çözümler yapısal olmak zorundadır.

MAHMUT AKPINAR | YORUM

İngiltere, 2016 Brexit referandumundan bu yana 10 yılda 7 başbakan gördü. David Cameron’ın istifasıyla başlayan süreç Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak, Keir Starmer ve Temmuz 2026’da Andy Burnham’a uzandı.

Bu ne anlama geliyor? Çöküşün alameti mi, istikrarsızlık göstergesi mi?

Yaşanan siyasi değişimler aslında İngiltere’de siyasetin kişilere, liderlere bağımlı olmadığını aksine, seçmene, kamuoyuna, ekonomik, siyasi değişmelere duyarlı olduğunu gösteriyor. Demokratik süreçlerin sağlıklı işlediğini ispat ediyor.

Öte yandan liderlerin hatalarının, isabetsiz tercihlerinin ötesinde, UK’de yaşanan ekonomik, toplumsal, siyasi dinamiklerdeki derin değişimi görmek gerekiyor.

Sanayi Devrimi, İngiltere’yi dünyanın atölyesine dönüştürmüş, imparatorluk dönemi ise sömürgelerden akan zenginlik sayesinde ülkeye muazzam refah ve rahatlık sağlamıştı. Dünyanın zenginliği Britanya Adası’na akıyordu ve bu durum halkta uzun süreli bir üstünlük ve güvenlik duygusu yaratmıştı. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren imparatorluğun çözülmesi, küresel rekabetin artması, İngiltere’nin görece ekonomik ve siyasi güç kaybı yaşaması refahı adım adım eritti.

2008 finansal krizi önemli bir kırılma noktası oldu. Artık büyüme yavaştı, verimlilik düşüktü, yaşam standartları yıldan yıla kötüye gidiyordu. Her yıl tatilini farklı bir ülkede yapmaya alışmış, dünyanın geri kalanına göre oldukça lüks ve  müreffeh yaşayan İngiltere halkı ciddi gelir ve refah kaybı yaşıyordu. Son yıllarda ise toplumun bir kesimi enerji faturalarını, mutfak giderlerini karşılamakta zorlanmaktadır. Halk, eski müreffeh günlerini özlemekte, bunun hesabını siyasetçilere sormakta ve olumlu gelişme olmayınca faturayı hükümete/ başbakana kesip değiştirmektedir.

İngilizler ‘eski güzel günleri’ arıyor!

Bizde Osmanlı güzellemesi yapanlara benzer şekilde, “eski imparatorluk günleri” özlemi ve beklentisi içinde çok İngiliz var. Halk, bugünkü ekonomik ve siyasi durumu dünya ortalamasıyla veya diğer ülkelerle karşılaştırmıyor, ülkenin eski muhteşem günleriyle kıyaslıyor. Global dengelerdeki değişimi, eski günlerin muhal olduğunu, ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluğun’ artık geride kaldığını anlamak istemiyor.

Ülkenin yaşadığı küresel güç kaybı ve buna bağlı ekonomik kayıplar, gelir azalması halkın hayal kırıklığı yaşamasına ve demokratik saiklerle sorumlulardan hesap sormaya dönüşüyor. Elbette halkın tepkisinde son dönem siyasetçilerin sergilediği düşük performansın, liyakatsızlığın ve yozlaşmanın etkisi de büyük.

Ülke yüzyıllardır göç almasına, çok kültürlülük ülkeyi tanımlayan bir niteliğe dönüşmesine ragmen, son dönemde artan ekonomik sıkıntılar ve refahtaki düşüş göçmenleri ‘günah keçisine’ dönüştürdü. Irkçı ve aşırı sağcı siyasetçilerin etkisiyle halkın bir kısmı göçmenleri refah kaybının asıl sorumlusu görmeye başladı. Popülist siyaset global ve temel değişimleri anlamak yerine problem olarak göçmenleri işaret etti. Halk bu söylemlere itibar etmeye başladı ve ülke genelinde göçmen düşmanlığı tehlikeli boyutlara ulaştı. Son bir yıl içinde Uber yaparken neredeyse her gün bir müşteriden nezaketsiz şekilde, “Neden geldin? Ne zaman dönüyorsun?” sorusuna muhatap oldum.

Brexit’in sonuçları ağırlaşıyor

Brexit “sınırları kontrol etme” vaadiyle kazanılmış olsa da net göç son yıllarda rekor seviyelere çıkmıştır. Bir yandan niteliksiz ve yasadışı göç kamu hizmetleri ve sosyal uyum üzerinde baskı kurarken, diğer yandan pek çoğu Beyaz İngiliz olan nitelikli işgücü ve sermaye ülkeden ayrılmaktadır. Brexit sonrası AB vatandaşlarının serbest dolaşımının sona ermesi, özellikle sağlık, inşaat ve hizmet sektörlerinde açıklar yaratmış; bu açıklar büyük ölçüde Avrupa dışı göçle doldurulmuştur.

Aynı dönemde birçok İngiliz profesyonel, finansçı, bilim insanı ve yatırımcı daha istikrarlı veya daha yüksek gelirli ülkelere yönelmiştir. Ülkeye niteliksiz, eğitimsiz göç akışı artarken, içerdeki nitelikli beyinler ve sermaye dışarıya kaçmıştır. Böylece ülke bir taraftan göç alırken, öte yandan nitelikli insan  ve sermaye kaybetmektedir.

Brexit’in ekonomik bilançosu da ağırdır. Bağımsız araştırmalar, 2025 itibarıyla GSYİH’nin Brexit olmasaydı olacağından yüzde 6-8 daha düşük olduğunu, yatırımların yüzde 12-18, istihdam ve verimliliğin yüzde 3-4 gerilediğini göstermektedir. AB ile ticaret hacmi kalıcı olarak daralmış, belirsizlik yatırımları ertelemiş, sterlin değer kaybetmiştir. Yeni ticaret anlaşmaları bu kayıpları telafi edememiştir. Sonuç, kamu maliyesinin sıkışması, yaşam maliyeti krizi ve siyasi güvenin erimesidir. Her hükümet “çözüm” vaat etmiş, ancak yapısal sorunlar çözülmediği için liderler hızla yıpranmıştır.

Halk, faturalara çözüm istiyor

Temmuz 2026’da göreve gelen Andy Burnham, bu ortamda “istikrarı yeniden kazanma” ve “devre kesici” olma iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Greater Manchester belediye başkanlığı deneyimine dayanan “Manchesterism” yaklaşımı, güç dağıtımını (devolution), yeniden sanayileşmeyi ve bölgeler arası dengeyi öne çıkarmaktadır. On yıllık bir plan, yaşam maliyeti önlemleri, evsizliği azaltma, enerji-su-konut gibi temel sektörlerde daha fazla kamu kontrolü, sıradan insanların yaşamına dokunan iyileştirme vaatleri öne çıkmaktadır.

Sol eğilimli bir çizgiyle Starmer döneminden farklılaşmayı ve Reform UK’nin yükselişini durdurmayı hedeflemektedir. Başarı şansı, kısa vadede ekonomik rahatlama sağlayıp sağlayamayacağına ve siyasi istikrarı somut sonuçlarla destekleyip destekleyemeyeceğine bağlıdır.

Çiçeği burnunda başbakan Burnham’ın yerelleşme ve yeniden sanayileşme vurgusu, özellikle eski sanayi bölgelerinde yankı bulabilir. Ancak çözümler yapısal olmak zorundadır. Yatırımları teşvik eden, nitelikli iş gücünü tutan, verimliliği artıran ve AB ile daha yakın ekonomik ilişkiler kuran politikalar; göçü hem ekonomik ihtiyaçlara hem de toplumsal kapasiteye göre dengeleyen bir yaklaşım gerekmektedir.

Halk uzun erimli, parlak vaatlerden çok, güncel yaşamlarına olumlu etki eden, faturalara ve sofraya olumlu yansıyan çözümler istemektedir. Yaşam maliyetini düşürmekte başarı gösteremeyen, sağlık ve konut hizmetlerini iyileştiremeyen bir başbakan kısa sürede eleştirilerin hedefi haline gelecek, yine değiştirilmek istenecektir.

İngiltere’nin sorunu lider eksikliğinde öte imparatorluk sonrası refah modelinin sürdürülemez hale gelmesidir. Brexit’in oluşturduğu kalıcı ekonomik daralmadır. Halkın demokrasi kültürü, hesap sorma bilinci yüksek olduğu ve demokratik siyasi süreçler, denetim mekanizmaları çalıştığı için fatura siyasetin birincil sorumlusu başbakanlara kesilmektedir.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version