Gazeteci Erdoğan Pejder Altan, Ankara’da ABD ve İran arasındaki ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesinin Türkiye ve Suriye’ye bir mesaj olduğunu belirterek, NATO’nun Türkiye’nin Lübnan’a karşı savaşmasını istediğini söyledi
Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi gündemdeydi. NATO Zirvesi’nde öne çıkan konulardan biri de savunma sanayinin güçlendirilmesi ve İran’a karşı müdahaleydi. NATO Zirvesi devam ederken İran’a yönelik saldırılar yeniden başladı ve ABD Başkanı Donald Trump Ankara’da İran ile ateşkesin sona erdiğini açıkladı. Trump ayrıca zirvede Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Şam’daki geçici hükümet başkanı Ahmed el-Şara ile de görüştü. Trump’ın Şara ve Tayyip Erdoğan ile görüşmesi de İran’a karşı müdahale ve bölgedeki durum üzerine odaklandı.
Öte yandan, NATO’nun yeni bir savaşa, yani Ortadoğu’da yeni bir plana hazırlandığı bir dönemde Kürtlerin başına ne geleceği tartışılıyor. Barış ve Demokratik Toplum süreci devam ederken, Rojava’da entegrasyon süreci sürüyor. Federe Kürdistan’da ise en önemli konulardan biri hükümetin kurulması ve pêşmerge güçlerinin birleştirilmesidir. İran’a yönelik saldırıların yeniden başlamasının ardından Kürt kamuoyunun gözü Rojhilat Kürdistan’da. Birliği ilan eden Kürt partileri tarafsızlık duruşlarını sürdürüyor ve kamuoyu, savaş derinleştikten sonra Kürt partilerinin hangi tavrı alacağını yakından takip ediyor.
Gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Erdoğan Pejder Altan, NATO zirvesinin Kürdistan üzerindeki etkisi ve Rojava ile Suriye arasındaki entegrasyon durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.
İran ile ateşkesin bozulması
Erdoğan Pejder Altan, İran ile ateşkesin bozulmasının Türkiye ve Suriye’ye yönelik bir mesaj olduğunu belirterek şunları söyledi: “Trump, Ankara’da ABD ve İran arasındaki ateşkesin bozulduğunu açıkladı. Bu, Türkiye ve Ahmed el-Şara’ya bir mesajdı. Çünkü ABD, Suriye’yi Lübnan Hizbullahı’na karşı bir savaşa sürüklemek istiyor. Şu ana kadar Ahmed el-Şara, Türk devletinin etkisi nedeniyle Lübnan Hizbullahı ile savaşa girmeyi kabul etmedi. Bu yüzden bu bir mesajdı. Türk devleti resmi olarak İran’ı desteklemese de, diplomatik eylemleri ve Hizbullah ile ilişkileri aracılığıyla İran’a desteğini gösteriyor.”
Erdoğan’a ‘Ya bizimlesiniz ya da İran’la’

Erdoğan Pejder Altan, Şara’nın Trump ile görüşmesine dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Suriye’de uzun zamandır bir kriz var. Hem Dürziler, hem Aleviler hem de Kürtler özerk bir yönetime sahip. Nasıl bir çözüm bulacaklar? Kürtlerle entegrasyon düzeyi ne? Görüşme bununla ilgiliydi. Eğer Şara Lübnan’da Hizbullah’a karşı savaşmazsa, mevcut krizi daha da derinleştirecekler. Görüşme hem ekonomik hem de sınır kapılarında gerçekleşti. Hem İran’a karşı savaşta hem de Lübnan’daki Hizbullah’a karşı savaşta bir çıkmaz var. Hem Trump hem de Şara ile yapılan görüşme bunu gösteriyor. İran’a karşı savaş bu şekilde devam ederse, çıkmaz da kısalacaktır. Ne Amerika’nın ne de İsrail’in İran ve Lübnan’a karşı karada savaşmak için asker göndermeyeceği açık. Bunun için vekalet savaşına ihtiyaç var. Hava savaşı bile… Bir şeyler yapabilirler. Aynı şey Şara ve Erdoğan için de söylendi; Ya bizimlesiniz ya da İran’la. Yaptırımlar konusunun kaldırılması da bunu gösteriyor. Şara’ya ve Türkiye’ye, Lübnan’da Hizbullah’a karşı sahada askere ihtiyacım var ve bunu yapacaksınız dediler. Bunu yapmazsanız, yaptırımların etkilerini göreceksiniz. Gelecekte Ortadoğu’da bu tür bir savaş ve ittifak karakteri ortaya çıkacak.”
Rojava entegrasyon süreci
Rojava ve Suriye’deki entegrasyon süreciyle ilgili olarak Erdoğan Pejder Altan, Şam hükümetinin süreci Türkiye’nin baskısı nedeniyle uzattığını belirterek şunları söyledi: “Türk devleti, Şam hükümetine entegrasyon sürecini uzatması talimatını verdi. Çıkmaz veya entegrasyon sürecinin uzaması bununla ilgilidir. Türk devleti, İsrail ve İran arasındaki savaşın sonuçlarını bekliyor ve buna göre hareket edecek. Çünkü İran’dan sonra sıranın kendilerine geleceğini biliyorlar. Bu nedenle hem Kuzey Kürdistan hem de Rojava süreçlerini uzatıyorlar. Aşiretler üzerinden gerilimleri artırıyorlar ve Özerk Yönetime karşı gölge gruplar oluşturuyorlar. Türk devletinin de bir korkusu var. Başka bir deyişle, Rojava’da askeri ve siyasi entegrasyon tamamlanırsa, bir ordu kurulur ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) sayısı da Türk devleti tarafından araştırılıyor ki Türk devletine karşı çalışmasın. Göçmenler açısından entegrasyon konusunda hala ilerleme kaydediliyor. Ayrıca, tutukluların serbest bırakılması devam ediyor. Dil meselesi ve buna karşı halkın gösterileri ve eylemleri devam ediyor. Sınır tarafında, Sêmalka ve Niseybîn kapıları da gündemde. Petrol meselesi de tartışılıyor; ne kadarının Rojava tarafında, ne kadarının Suriye tarafında olacağı konuşuluyor. Kadın Savunma Birlikleri (YPJ entegrasyonu konusunda da anlaşmazlıklar var. Şam, kadınların iradesini kabul etmiyor. Bu konu Trump ile yapılan görüşmede de ele alındı.”
Mazlum Ebdî’nin Avrupa görüşmeleri
Konuşmasının sonunda Erdoğan Pejder Altan, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Komutanı Mazlum Ebdî’nin görüşmelerinin de entegrasyon süreci çerçevesinde gerçekleştiğini belirterek konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Mazlum Ebdî, entegrasyon çerçevesinde Avrupa devletleriyle görüştü. Yani, Avrupa devletleri entegrasyon konusuna nasıl bakıyor? Konu çıkmazda mı kalacak yoksa Şam hükümetine bu konuda baskı mı uygulayacaklar? Yani, temel anayasa nasıl olacak? Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin ve Suriye’deki diğer bileşenlerin hakları nasıl korunacak? Temel anayasa federalizm veya özerk yönetim öngörmüyor, öyleyse Suriye’deki çatışmalar nasıl çözülecek? Suriye’nin birliğinin sağlanması için, tüm halkların haklarının korunduğu bir temel anayasaya ihtiyaç var. Ama bu yapılmıyor. Aksine, Türk devletinin etkisiyle Alevilere karşı katliamlar yapılıyor. Dürzilere de baskı uygulanıyor. Açıkça görülüyor ki…Suriye’nin birliğinin sağlanmasını istemiyorlar. 29 Ocak anlaşmasında da temel bir anayasanın olması gerektiği açıkça belirtilmişti. Mazlum Ebdî’nin Avrupa ziyareti de bu bağlamda gerçekleşti.”
Haber: Mahmut Altıntaş-Ankara / AW
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***