Site icon Serbest Görüş

Amerikalılar neden başkanlarına güvenmez?

Amerikalılar neden başkanlarına güvenmez?


Donald Trump, Beyaz Saray’a döndükten sonra bir yılda 2,2 milyar dolar gelir elde etti. Amerikan yasaları Başkan’ın mal varlığını açıklamasını zorunlu kılıyor. ‘Kurucu babalar’ sistemi lidere güven üzerine değil, kurumların denetimi üzerine inşa etti. Amerika’nın asıl gücü Pentagon’da değil, başkanı sınırlayabilen kurallarda gizli. Güçlü devlet, güçlü lider üreten değil, lideri sınırlayabilen devlettir.

ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

Başlıktaki soruya geleceğim ama önce neden böyle bir yazı kaleme aldığımı anlatayım…

Amerika günlerdir Başkan Donald Trump’ın Beyaz Saray’a döndükten sonra elde ettiği devasa serveti tartışıyor. New York Times’ın analizine göre Trump, sadece bir yıl içinde yaklaşık 2,2 milyar dolar gelir elde etti. Üstelik bu gelirin önemli bir bölümü otellerden, golf sahalarından ya da gayrimenkul yatırımlarından değil; kripto para projelerinden geliyor.

Doğal olarak herkes aynı soruyu soruyor: Görevdeki bir başkan bu kadar para kazanabilir mi? Daha da önemlisi, kazandığı bu para ile bulunduğu makam arasında bir ilişki var mı? Özellikle de kripto para sisteminden kazandığı devasa para meşru mu?

Fakat bana göre asıl dikkat çekici olan rakamın büyüklüğü değil. Bizim bu rakamı en ince ayrıntısına kadar bilebiliyor olmamız.

Çünkü Donald Trump istemese bile mal varlığını açıklamak zorunda. Amerikan yasaları bunu emrediyor. Ardından gazeteler günlerce bu belgeleri inceliyor, etik uzmanları olası çıkar çatışmalarını tartışıyor, Kongre gerekirse soruşturma açıyor.

Bir an durup Türkiye’yi düşünün. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ya da ailesinin gerçek serveti konusunda kamuoyunun elinde doğrulanabilir hangi bilgi var? Ana akım medyanın bu konuda ciddi bir araştırma yaptığını hatırlıyor musunuz? Ya da mahkemelerin, “Cumhurbaşkanı’nın mali durumu kamu yararını ilgilendirir” diyerek böyle bir şeffaflığın önünü açtığını…

Ben hatırlamıyorum.

Trump golü ummadığı yerden yedi

Geçen hafta Trump’ın moralini bozan tek gelişme servetinin manşetlere taşınması değildi. Aynı günlerde, göreve getirdiği Yüksek Mahkeme üyeleri de Trump’ın büyük önem verdiği doğumla vatandaşlık düzenlemesi konusunda onun beklediği çizgide karar vermediler.

Bu karar özellikle Trump tabanında ciddi tepki doğurdu. Çünkü muhafazakâr yargıçlar kendilerini Beyaz Saray’a taşıyan ismi değil, Anayasa’yı esas aldı. İşte tam burada Amerika’nın gerçek gücü yeniden ortaya çıkıyor. Biz çoğu zaman Amerika’nın gücünü Pentagon’da, Wall Street’te, Silikon Vadisi’nde ya da doların küresel hâkimiyetinde arıyoruz. Oysa bence asıl güç başka yerde; kurumlarda.

Kurucu babaların asıl korkusu

Amerika kurulurken kurucu babalar “İyi bir başkanı nasıl seçeriz?” sorusuyla yola çıkmadı. Onların korkusu çok daha gerçekçiydi. “Bir gün yanlış biri seçilirse ne olacak?”

Sistemi de bu ihtimal üzerine inşa ettiler. Başkanı Kongre ile dengelediler. Kongreyi mahkemelerle. Mahkemeleri Anayasa ile. Basını ise bütün sistemin gözü ve kulağı haline getirdiler. Çünkü insanın değişeceğini biliyorlardı.

Kurumların ise kalıcı olması gerekiyordu.

Watergate’in asıl mirası

1970’lerde patlayan Watergate skandalı bu sistemin en büyük sınavlarından biri oldu. Başkan Richard Nixon skandal ortaya dökülünce ses kayıtlarını vermemek için çok direndi. “Devlet sırrı!” dedi ama sonunda Yüksek Mahkeme tarihe geçen şu kararı verdi: “Hiç kimse, başkan bile hukukun üstünde değildir.”

Watergate’in en önemli sonucu Nixon’ın istifası değildi. Amerika’nın o krizden ders çıkarmasıydı. 1978’de çıkarılan etik yasaları sayesinde bugün Trump’ın milyarlarca dolarlık gelirini tartışabiliyoruz. Çünkü sistem yöneticilerinin dürüst olacağını varsaymıyor.

Onların denetlenmesi gerektiğini kabul ediyor. Trump gerçekten çıkar çatışması yaşıyor mu? Bunu bugün kesin olarak bilmiyoruz. Belki yaşamıyor. Belki de tarih tam tersini yazacak. Fakat tartışmayı mümkün kılan şey ortada.

Belgeler açık. Gazeteciler araştırabiliyor. Mahkemeler gerektiğinde devreye girebiliyor. Başkan açıklama yapmak zorunda kalıyor.

Bence haber tam da burada.

Güçlü devletin sırrı

Amerika’yı güçlü yapan şey yalnızca ordusu, ekonomisi ya da teknolojisi değil. Asıl güç, başkanın bile değiştiremediği kurallarda. Çünkü güçlü devlet, güçlü lider üreten devlet değildir. Lideri sınırlayabilen devlettir.

Yıllar önce Washington’da çalışan yaşlı bir gazetecinin söylediği bir cümleyi hiç unutmuyorum. “Amerika’da insanlar Başkan’a güvenmez. Sisteme güvenir.” demişti. 

İlk duyduğumda bana tuhaf gelmişti. Çünkü bizim siyaset kültürümüzde güven kurumlara değil, kişilere duyulur. Lidere duyulur. Kurtarıcıya duyulur. Oysa kurumsal demokrasiler tam tersini söyler. İnsan değişir. Kurum kalır.

Amerika’yı idealize etmiyorum. Bu ülkenin de ciddi sorunları var.

Ama bırakın başkanın servetinin didik didik edilmesini, herkesin bildiği bir gerçeği sosyal medyada paylaştığı için gazetecilerin ters kelepçeyle gözaltına alındığı bir ülkeden geldiğinizde, burada gördükleriniz ister istemez insana derin bir iç çekiş yaşatıyor.

Belki de Amerika’nın asıl sırrı tam burada gizli. Devleti güçlü yapan, başkanın gücü değil; başkanın sınırlarıdır.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version