Akademisyen Aram Ali Ahmed, neoliberal eğitim politikaları ve tek dilli anlayışın Kürtçe üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, Kürtçe için verilen mücadelenin yalnızca dil değil, kimlik ve varoluş mücadelesi olduğunu söyledi
Neoliberal politikalar nedeniyle eğitimin metalaşması, dünyada tek tip insan yetiştirmeyi hedeflerken, ülkelerin özgünlüklerini daha da silikleştiriyor. Bireyi ve toplumu yeniden yaratabilme gücüne sahip olabilen eğitim hizmeti, sadece piyasa işlemine tabi meta konumuna indirgenmiş durumda. Eğitimin metalaştırılması, nitelik sorunu ve sınıfsal eşitsizliği yeniden üretiyor. Yanı sıra sömürgeci dönemin kalıntısı olarak eğitim dili de tek tipleştiriliyor ve anadiller üzerinde baskı artıyor.
Silêmanî’de doğan ve Boston’da akademik çalışmalarını sürdüren Massachusetts Üniversitesi’nde Yardımcı Öğretim Görevlisi Aram Ali Ahmed, sömürgeci dil politikaları ile neoliberal eğitim kıskacında Kürtçenin uğradığı engelleri değerlendirdi.
‘Kürtçe arka plana itildi’
İngilizcenin küresel iş gücü piyasasında yegane “başarı” ve “insan sermayesi yatırımı” olarak lanse edildiğine dikkati çeken Aram Ali Ahmed, “Dil ve dil ideolojisi ele alınırken konu üç farklı boyutta incelenir; dil bir haktır, dil bir problemdir ve dil bir kaynaktır. Günümüzde İngilizcenin başarıyla ilişkilendirilmesi, bu dili diğer diller arasında yegane değerli kaynak konumuna getirmektedir. Buna karşılık Kürtçe, Ortadoğu’da sadece belirli bir grubun sahip olduğu bir hakka indirgenmektedir. Kürtlerin bu dili konuşma hakkı tanınsa da, ideolojik açıdan dile hiçbir değer atfedilmemektedir. Tüm değerin İngilizceye yüklenmesi, insanların başarıyı yalnızca İngilizceyle bağdaştırdığı eşitsiz bir dil politikası yaratmaktadır. İngilizler veya Amerikalılar gibi konuşabilmenin daha iyi iş fırsatları yaratacağı düşüncesi, zamanla Kürtçenin arka plana itilmesine yol açmaktadır. Oysa tarih boyunca yaşanan tüm zorluklar Kürt dilini koruyabilmek adına göğüslenmiştir. Kürtçenin halkı koruduğuna, varlığın sürdürülmesini ve Kürt kimliğinin muhafaza edilmesini sağladığına inanıyorum. Bütün bunları mümkün kılan ise dilin kendisidir” diye belirtti.
‘Kürtçe için mücadele varoluş mücadelesidir’
Türkiye’de kamusal alanda sadece Türkçe konuşulduğunda bireyin bir “özne” olarak kabul edildiğini, Kürtçe konuşulduğunda ise görünmez kılındığını belirten Aram Ali Ahmed, asimilasyon ve dil kırımına karşı siyasal duruş çağrısı yaptı.
Aram Ali Ahmed, şöyle devam etti: “Frantz Fanon, ‘Konuşmak, varolmaktır’ der. Kürtlerin yalnızca kendi dillerini özgürce konuşma hakkını tam anlamıyla elde edebilmeleri bile başlı başına büyük bir kazanım olacaktır. Kürtçenin yasaklanmasının ve anadilde eğitimin önündeki engellerin bilincinde olarak; Kürt siyasetçilerin, çocukların Kürtçe eğitim alabilmesi ve dili öğrenebilmesi için hükümeti adım atmaya zorlaması varoluşsal bir direniş anlamına gelecektir. Bu duruş, dile yönelik tahakküme ve sömürgeleştirmeye karşı güçlü bir yanıt olacaktır. Türkiye’de Türkçe konuşulduğunda birey toplum tarafından bir özne olarak kabul edilmekte ve tanınmaktadır; ancak başka bir dil konuşulduğunda adeta görünmez kılınmakta ve yok sayılmaktadır. Bu nedenle Kürt siyasetçilerin Kürtçe için yürüteceği mücadele; yalnızca dil açısından değil, siyasal hareket, özgürlük mücadelesi, varoluş ve çocukların geleceği açısından çok büyük bir anlam taşımaktadır.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

