Site icon Serbest Görüş

112 cezaevine ziyaret: İhlaller barış umudunu olumsuz etkiliyor


Türkiye’deki 112 cezaevine yaptıkları ziyaret sonrası hazırladıkları rapordaki ihlalleri sıralayan ÖHD ve MED TUHAD FED, ihlallerin barış umudunu olumsuz etkilediğine dikkat çekti

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), “Türkiye hapishanelerinde 2026 yılı Ocak-Haziran dönemi hak ihlalleri” raporunu açıkladı. Federasyon binasında yapılan açıklamaya, çok sayıda kişi katıldı.

Türkiye’deki 112 hapishanede yapılan ziyaretler sonucu hazırlanan rapor için hazırlanan metni ÖHD Genel Merkez Yöneticisi Şemdin Şahin, okudu. Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin sistematik, yapısal ve derin bir insan hakları krizine dönüştüğüne dikkat çeken Şemdin Şahin, her gün onlarca farklı cezaevlerinden kendilerine ulaşan başvurular olduğunu belirterek, yaşanan ihlallerin boyutuna ve yaygınlığına dikkat çekti. Şemdin Şahin, “İnsan hakları ihlallerinin en çok yaşandığı alanlardan biri olan hapishanelerde; işkence ve kötü muamele uygulamaları, keyfi disiplin cezaları, ailelerinden koparılarak sürgün edilen tutsaklar, tahliyesi yaklaşanların soyut gerekçelerle infazlarının uzatılması, yakılması, sosyal faaliyet ve iletişim haklarının engellenmesi, sağlık hizmetlerine erişim hakkının sistematik biçimde ihlal edilmesi ve özellikle ağır hasta tutsakların tedavisiz bırakılarak ölüme terk edilmesi artık istisna değil, kural haline geldiği gözlenmektedir” dedi.

‘Umut hakkı barışı inşa etmenin ön koşuludur’

“İmralı Ada hapishanesiyle ortaya çıkan, Yüksek güvenlikli hapishanelerle yaygınlaştırılan ağırlaştırılmış infaz rejimi hem fiziksel hem de psikolojik açıdan ağır bir izolasyon yaratmaktadır” diyen Şemdin Şahin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen tutsakların, yıllardır tek kişilik hücrelerde, sosyal ilişkilerden tamamen izole edilerek tutulduğunu belirtti. Bu uygulamanın, insan onurunu sistematik biçimde ihlal ettiğini söyleyen Şemdin Şahin, “AİHM’in 2013 tarihli Vinter ve Diğerleri/ Birleşik Krallık kararına da açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Umut hakkı, bireyleri sadece hapishaneden değil, dışarıdaki toplumdan da koparan politik bir cezalandırma anlayışına karşı durur. Umut hakkı, geçmişle barışmanın, demokratik toplum sözleşmesini yeniden kurmanın ve kapsayıcı bir barışı inşa etmenin ön koşuludur” diye konuştu.

Hasta tutsaklar 

 Hasta tutsakların yaşadığı ihlallere işaret eden Şemdin Şahin, “Hasta tutsaklar, Türkiye’nin ceza infaz sistemi içerisinde en yakıcı ve önemli sorunlardan birini oluşturmaktadır. Türkiye hapishanelerinde sağlığa erişim hakkının engellenmesi, tekli ring araçları ile hastaneye götürülme, kelepçeli muayene ve ağız içi arama dayatması, hastane sevklerinin geç yapılması ya da yapılmaması, hapishanede çalışan sağlık personel sayılarının yetersiz olması yaşam hakkı ihlaline yol açabilmektedir. Ağır hasta tutsaklar, tüm başvurulara rağmen, başvuru süreçleri sürüncemede bırakılarak ve tıp etiğine uygun olmayan, bilimsel ölçütlerden yoksun adli tıp kurumu raporları gerekçe gösterilerek tahliye edilmemekte, yaşam hakları ihlal edilmektedir. Hasta tutsaklar, insan onuruna aykırı uygulamalara karşı yaşam mücadelesi vermektedir” ifadelerini kullandı.

Yasal infaz sürelerini tamamlamış çok sayıda siyasi tutsağın, “pişmanlık göstermediği” veya soyut, “hukuki temelden yoksun” değerlendirmeler nedeniyle tahliye edilmediğini belirten Şemdin Şahin, şöyle devam etti: “Hapishanelerde kurulan İdare ve Gözlem Kurulları, adeta paralel bir yargı mekanizması gibi çalışmakta; yasal süresi dolmuş, koşullu salıverilme tarihi gelmiş tutsaklar hakkında keyfi kararlar alarak ikinci kez cezalandırmaktadır. Türkiye hapishanelerinde tutulan, vatandaşlık statüsünden yoksun olan Rojavalı ve Rojhilatlı tutsaklar; avukat temininden aile görüşlerine kadar birçok temel haktan mahrum bırakılmaktadır. Bu kişiler uluslararası hukukta ‘vatansız’ statüsünde olup, BM Vatansız Kişilerin Statüsüne Dair Sözleşme gereği özel koruma altında olmalıdır. Ancak hapishane uygulamaları, bu kişileri görünmez kılarak savunma ve yaşam haklarını fiilen ortadan kaldırmaktadır.”

Kadın tutsaklar 

Türkiye genelindeki 16 hapishanede tutulan kadın tutsakların, infaz rejiminin erkek egemen yapısı nedeniyle hem cinsiyet temelli hem de politik kimlikleri üzerinden baskıya maruz kaldığını sözlerine ekleyen Şemdin Şahin, “Sosyal haklara erişim, hijyen ürünleri sağlık hizmetleri ve özellikle çocuklarıyla görüş gibi temel haklar keyfi biçimde kısıtlanmakta; bu durum kadın tutsaklar için yapısal bir eşitsizlik haline gelmektedir. CEDAW başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerin güvence altına aldığı haklar Türkiye hapishanelerinde açık biçiminde ihlal edilmekte; infaz yasaları erkek merkezli bir bakış açısıyla düzenlenmektedir. Politik kadın tutsaklar açısından ise infaz sistemi, cezadan öte bir irade kırma ve susturma alanına dönüşmektedir. Bu nedenle, mevcut infaz sisteminin sadece eşitsiz değil, aynı zamanda açık biçimde cinsiyetçi ve baskıcı olduğunu; kadınların varoluşuna dönük özel bir cezalandırma mekanizması olarak işlediğini vurguluyoruz” şeklinde konuştu.

Kürtçe yayınlara  getirilen yasaklamalar 

Hapishane idareleri tarafından keyfi ve hukuka aykırı biçimde sistematik bir uygulama haline getirilen bir diğer ihlalin, muhalif ve Kürtçe gazete, kitap, dergi, mektuplara getirilen yasaklamalar olduğunu belirten Şemdin Şahin, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu durum tutsakların sadece bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, muhalif basına ve Kürtçe diline uygulanan sansürün de bir göstergesi olmaktadır. Tutsaklar tarafından yazılan Kürtçe mektupların gönderilmemesi ya da tutsaklara gelen Kürtçe mektupların engellenmesi dışarıda Kürtçeye yönelik süren ayrımcılığın hapishanelerde de devam ettiğini göstermektedir. Oysa hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta dile yönelik ayrımcılık kesin olarak yasaklanmış, 5237 sayılı TCK’nın 122. Maddesi ayrımcılığı suç olarak yaptırıma bağlamıştır. Dolayısıyla bu engellemeler ayrımcılık yasağının da ihlali niteliğinde olup, bu ihlallere derhal son verilmesi gerekmektedir. Tutsakların uluslararası anlaşmalar ve Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haberleşme hakkından kanunlara uygun olarak faydalanabilmeleri için kitaplara getirilen sınırlamalara ile gazete ve dergilere getirilen yasaklara son verilmeli, tutsakların ifade özgürlüğü ve haberleşme haklarına yönelik ihlaller durdurulmalıdır.”

‘İhlaller barış umudunu olumsuz etkiliyor’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan ve devamında gelişen görüşmelere rağmen cezaevlerinde hak ihlallerinde temel bir düzelme yaşanmadığına dikkat çeken Şemdin Şahin, “Sayın Abdullah Öcalan, belirttiği ‘demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınması’ konusundaki sözleri ile ısrarlı ve kararlı çözüm iradesini ortaya koymaktadır. Son dönemlerde Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ve başta Kürt meselesi olmak üzere birçok sorunun çözümünün amaçlandığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumda büyük bir karşılık bulduğu görülmektedir. Ülkede 50 yıla yakındır devam eden çatışmalı süreç büyük toplumsal kırımlara ve ortak yaşam kültürünün zedelenmesine yol açmakla beraber, ciddi insan hakları ihlallerine de neden olmuştur. Hapishane alanı bu ihlallerin en yoğun yaşandığı mekanlar olmuştur. Savaş ve çatışmanın sonlandırılması için başlatılan süreç toplum tarafından sahiplenilmekle birlikte devletin ve hükümetin henüz kapsamlı bir yol haritası sunmamış olması endişeleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle TBMM çatısı altında kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplumda büyük bir beklenti yaratarak insan haklarına ilişkin yasal düzenlemelerin yapılacağı kanaatinin oluşmasına sebep olmuştur.  Bir yılı aşkındır bir süreç yürütülmesine karşın maalesef hapishanelerde süregelen hak ihlallerinin azalmadığı görülmektedir. Oysaki hapishaneler geçmişle hesaplaşmanın en somut ve simgesel alanlarıdır. Dolayısıyla hak ihlallerinin devam ediyor olması yalnızca tutsakları değil; tüm toplumu ve barış umudunu olumsuz etkilemektedir” şeklinde konuştu.

‘İmralı tecrit sistemi kaldırılmalı’

Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit uygulamasına dikkat çeken Şemdin Şahin, bunun yalnızca bireysel bir hak ihlali değil; Türkiye’nin demokratik geleceği ve barış süreci açısından da ciddi bir engel oluşturduğunu belirtti. Şemdin Şahin, “Bu çağrının karşılık bulabilmesi, İmralı tecrit sisteminin kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın toplumsal barışa katkı sunabileceği koşulların yaratılmasıyla mümkündür.  Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla gelişen diyalog sürecinin ruhuna uygun bir yaklaşım ile barışçıl bir gelecek için ilk adım, hapishanelerden atılmalıdır. İnfazda eşitlik, insan onuruna saygı, umut hakkının tanınması ve siyasi tutsaklara dönük düşman ceza hukuku uygulamalarına son verilmesi, yalnızca bir adalet meselesi değil aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşamasını sağlamak, hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etmek ve barışın toplumsal zemininin kurulması için zorunludur. Bu nedenle tüm yetkililere ve topluma çağrımızdır: Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmeli, tutsaklar tahliye edilmeli, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ruhuna uygun yasal adımlar ivedilikle atılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Kaynak: MA 

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version