Kurultay yenilgisiyle başlayan hikâye, siyasi bir emeklilik değil; perde arkasında kurulan çok daha büyük bir hesabın başlangıcı. CHP’de yaşananların arkasında, görünen yüz ile gerçek niyet arasındaki mesafe her geçen gün daha saydamlaşıyor. Kılıçdaroğlu hafife alındı; CHP bunun bedelini ağır ödüyor.
M. NEDİM HAZAR | YORUM
Biz hep zannediyorduk ki, Saray ve Erdoğan rejimi, kumpas davalarının ardından CHP’yi bölmeye çalışıyor, her şeyi tamamlayıp mahkeme kararları çıkarıp, Kılıçdaroğlu’na gidip “Partinin başına geçer misiniz?” teklifinde bulunmuşlar. Eh seçim kaybeden bir lider, sürüklenen bir figür olarak kendisine dayatılan bir role mecburen uymuş.
Yaşanan gelişmeleri izledikçe aslında yaşanan şeyin bu olmadığını daha yeni yeni anlıyoruz. Biz böyle anlıyoruz da CHP’liler bunu tam olarak kavramış durumda mı, emin değilim açıkçası.
Mevzu şu: Taa en başından beri, yani Kılıçdaroğlu kurultayı kaybettiği andan itibaren Saray’la oturup plan yapmış. Rejim ile doğrudan ya da dolaylı iletişim halinde kalmış. CHP’deki kendisini arkadan hançerlediğine inandığı ekibi, İmamoğlu’nu, Mansur Yavaş’ı hedef alacak çetrefilli bir planın bizatihi hazırlayıcılarından olmuş.
Yani tüm o ofis kiralamalar, siyaset ipini asla bırakmamalar filan, bunların hepsi Saray’ın organizesiyle yapılan şeylermiş.
Dosyaların hazırlanmasından belediyelere sırasıyla hangi operasyonların yapılacağına kadar her ayrıntı bizzat Kılıçdaroğlu’nun yönlendirmesiyle belirlenmiş. Butlan kararı çıktıktan sonraki fazı da Kılıçdaroğlu yönetmiş ve yönetiyor.
Bu iş, bir siyasi emeklinin, “Partim zor durumda ne yapayım?” diyerek görevi kabul etmesi değil. Bizzat katkı sunduğu bir kurgunun sahnelenmesini izliyoruz. Ve anlıyoruz ki Kılıçdaroğlu’nu hafife aldılar; çünkü seçimi kaybetmiş bir insanı, elinden alınan gücü geri almak için neler yapabileceğini hesap edemediler.
Hatırlayalım: 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu yüzde 48’e kadar ulaştı. Ama kaybetti. O seçim sonrasında Kılıçdaroğlu’nun söylemlerinde bir değişim görüldü. “Seçimi kaybettik ama her şey bitmiş değil.” gibi standart muhalefet söylemleri yerine, “Bir şeyler oldu! Orada bir şeyler meydana geldi.” türünde muğlak ifadeler geçilmiş olan cumhurbaşkanlığı seçimi için değil, yaklaşan kurultay öncesi olacaklardan duyduğu endişenin ön alma çabalarıydı.
Çünkü kurultay yaklaştıkça Kılıçdaroğlu, partisindeki gücünü kaybetmekten korkuyordu. CHP tabanı bir kez daha seçimi kaybeden bir lideri partinin başında tutmak istemiyordu. 2023 sonrası CHP içinde bir yenilenme hareketliliği başlaması uzun sürmedi. Vitrinde İmamoğlu vardı. Hemen yanında ise Mansur Yavaş.
Sonra meşhur kurultay yaşandı…
Kılıçdaroğlu 13 yıllık siyasi hayatı boyunca tam 13 seçim kaybetmiş ama hepsini sineye çekmişti; ama Özgür Özel ve İmamoğlu/Yavaş troykasının kendisine ihanet ettiğine öylesine kendini kaptırmıştı ki, Ekrem Başkanı artık sadece kralını hançerleyen Brütüs olarak görmeye başlamıştı. O kadar ağırına gitmişti ki, gidip yeni CHP yönetimini tebrik bile etmeden kapıyı vurup çıktı.
Herkes Kılıçdaroğlu’nu seçimi kaybeden ama yine de samimi bir CHP’li olarak görmeye devam etti. Yenilgi sonrasında ofis kiralamasını ise “Bu yaştan sonra ne yapsın, emekli kahvesine mi takılacak. Bırakın ofisinde vakit geçirsin.” dyerek yorumladı. Pek çok CHP’li, Kılıçdaroğlu defterini kapadıklarını düşündüler.
Bence tarihi hata buydu; ‘Piro’yu hafife almışlardı ve intikam hissinin neler yapabileceğine dair hiçbir fikirleri yoktu.
İşte tam bu noktada Erdoğan ve ekibinin siyasi dehasının sahne aldığını düşünüyorum. Erdoğan bir şekilde Kılıçdaroğlu’na ulaştı ve hayatının teklifini yaptı: Hem partini geri almak hem de seni hançerleyenlerden intikam almak ister misin?
İşte tam da bu noktada insanoğlunun zaafları devreye giriyor.
Kılıçdaroğlu onlara “Yaşım geldi 80’e, bu saatten sonra partim olsa ne olur, siyaset yapsam ne olur? Hem bunca sene inandığım, mücadelesini verdiğim bir harekete zarar vereceğime, emekli kahvesinde çay yudumlarım.” demedi, diyemedi.
Teklifi kabul etti.
Ofis kiralanması tam da bugünlere denk geliyor işte.
Saray’ın teklifi açıktı: “Bu işi biz yaparsak ters teper, hatta CHP’nin oylarını artırırız. Bu sebeple ilk hamle CHP’nin içinden gelmeli ve bizim savcı hâkimlerimiz gerisini getirir zaten!”
Açıkçası Kılıçdaroğlu belki aleni bir muhalefet yaparak mücadeleye devam edebilirdi ama onu tamamen bitiren CHP’nin yeni yönetiminin Mart 2024’te yapılan seçimde kazandığı tarihi zafer oldu. Yüzyıla yakın bir geçmişi olan parti, tarihinde hiç bu kadar büyük bir zafer kazanmamıştı. Kılıçdaroğlu liderliğinde yüzde 20-25 bandına oturan oy oranı artık yüzde 35’ten aşağı düşmüyordu.
Tam da bu noktada Saray stratejik değişikliğe gidip Kılıçdaroğlu’nu tamamen görünmez kılarak operasyonları önceledi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun belirlediği belediyelerde belirlediği kişiler çağrılıyor, itirafçı olmaya zorlanıyor, kabul etmezse şantaj yapılıyordu. Bu listenin tamamı ve sıralaması Kılıçdaroğlu tarafından belirlenmesi bir yana, mutlak butlan sürecini de en güvendiği kişilerden olan Hatay belediye başkanı aracılığıyla yönetmeye başlayacaktı.
Saray işte, “Bakın, kendileri birbirlerini ihbar ediyorlar. Ne yani, adalet bu itiraflara sessiz mi kalsın?” diyecekti. Özel ve ekibi uzun süre bu tehlikeyi görmedi; hâlâ da tam olarak idrak ettiklerinden emin değilim. Bırakın Kılıçdaroğlu’nu; Saray’ı, Akın Gürlek ile kavga ederek bu savaştan galip çıkacaklarına inanıyorlardı.
Bütün bunları nereden mi biliyorum?
Eski CHP PM üyesi, Cumhuriyet yazarı Prof. Dr. Örsan K. Öymen’in yaptığı değerlendirmeyi izledim. Öymen, Kılıçdaroğlu’nun neo-osmanlıcı söylemlerinin, topyekûn ayaklanma çığırtkanlığı tanımının, iktidarın operasyonlarını masumiyet karinesini dahi hiçe sayarak belediye başkanlarını, bürokratları, parti üyelerini suçlu ilan etmesinin, ‘AKP dilinin yansıması’ olduğunu söylüyor bu konuşmasında. Yani Erdoğan, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu aynı gerekçelerle, aynı şeyleri söyleyen bir durumda.
Daha önemlisi Öymen, Kılıçdaroğlu’nun ‘AKP ile doğrudan ya da dolaylı olarak iletişim halinde’ olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu ile Eylül 2025’te bir telefon konuşması yapmış. O konuşmada Kılıçdaroğlu, partinin ‘arınmaya ihtiyacı’ olduğunu söylemiş. Öymen’in doğrudan, “Kendisi AKP’nin CHP’ye yönelik baskı operasyonlarının içinde olup olmadığı” sorusuna doğrudan cevap vermemeyi tercih etmiş ama Öymen diyor ki: “Bana anlattıklarından anladım ki gerek belediye operasyonları gerekse mutlak butlan sürecinin en başından beri içerisinde!”
Örsan Öymen’in en keskin iddiası şu: “Bugün yaşananlar, 12 Eylül’ün güncel bir versiyonudur. Çünkü bu iş birliği sadece AKP-Kılıçdaroğlu iş birliği değildir. Meselenin bir koltuktan öte olan tarafı, emperyalizmin çıkarları ve ülkeye müdahalesi ile ilişkilidir. 12 Eylül darbesi sonrasında ABD’nin ‘Our boys’ları bugün yine devrede. Emperyal güçlerin CHP’yi kontrol etme, muhalefeti tiyatral kılma çabaları, bu iş birliğinin bir parçası. Kılıçdaroğlu’nun şu an yapıp ettiği her şey, emperyalizmin bu operasyonu ile gerçekleşiyor.”
Açıkçası CHP’lilerin her meseleyi böyle global çapta bir kurguya refere etmelerine bayılıyorum (siyasal İslamcılar da çok sever bunu) ancak bu klasik Türk solcusu takıntısıyla geçiştirilecek bir durum değil. Geçmişten günümüze Kılıçdaroğlu’nun söylemleri ve hareketleri izlendiğinde net bir örüntü görebiliyoruz artık.
Çok basit bir zihin egzersizi yapalım. Kılıçdaroğlu’nun kurultayı kaybettikten sonra hızlı bir şekilde ofis tutulması meselesi.
Bu ofis siyasi bir merkez miydi? Yoksa operasyonel bir merkez mi? Belgeler hazırlanmaya başlanması, belediyelere karşı dosya oluşturulması, bunların koordine bir şekilde yapılması tesadüfi değildi. Akın Gürlek gibi isimlerin yanında yer alması, mahkeme operasyonlarının başlaması; tüm bunlar bir senaristin yazısı gibi kronolojik bir sıraya uymakta.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, ülkedeki neredeyse her belediye çalışanının (eğer şantaj, eğer baskı, eğer şu, eğer bu) ifadesi, belediyelerdeki operasyonlar; hepsi Kılıçdaroğlu’nun ‘arınma’ söylemine paralel hareket etmekte.
Ve biliyoruz ki otoriter bir yönetim açısından muhalefeti kontrol etmenin en etkili yolu, muhalefet içinde kendi ajanını yerleştirmektir. Kılıçdaroğlu, bu rolü hangi motivasyonla yaparsa yapsın (ki ihanet ve intikam en güçlü motivasyondur, unutmayalım) oynamaya razı olmuş görünüyor.
Hasılı kelam, şahane bir siyasi kurgunun sahnelenmesini izliyoruz. Sıradan gibi görünen bir seçim kaybı neticesinde bir insanın mutlak gücünü kaybetmesi demek olabilir; ama Kılıçdaroğlu bunu asla kendine yedirememiş görünüyor. Ve bu gücü geri almak için hukuk dışı araçları kullanan biri sistemle ittifak kurmuş. Kılıçdaroğlu’nu hafife alanlar, kurultay kaybından sonra elinden alınan gücü geri almak için neler yapabileceğini hesap etmediler. CHP kayyımcılığı, kumpas davalar, belediyelere karşı operasyonlar; tüm bunlar Kılıçdaroğlu’nun seçim kaybından intikam kurgusunun pratikleri.
Kılıçdaroğlu’nu hafife almanın bedelini çok ağır ödüyor CHP.
Öte yandan mesele sadece bir ‘devlet aklı’ söylemi de değil. Bir siyasi emeklinin geri dönüşü ise hiç değil. Bırakın Erdoğan’ın “Bu işin hiçbir yerinde yokuz.” palavralarını. Bu düpedüz Saray tarafından hazırlanmış planlı bir operasyon. Ve bu operasyonun merkezinde Kılıçdaroğlu var.
Ezcümle Kılıçdaroğlu’nu hafife alanlar hata yaptılar. Çünkü kurultay kaybı, bir siyasi figürü emekli etmedi. Aksine daha da intikam hırsıyla biledi ve keskinleştirdi. Sadece partisini değil, ülkesini bile ateşe atabilecek kadar gözünü döndürdü.
Bu işin sonunda rezil olması, bir çöp poşeti gibi kullanıldıktan sonra kenara atılması filan umurunda değil.
Ekrem İmamoğlu’nu hapse attırdı ya. CHP binasını çatır çatır ellerinden aldı ya. Şimdi sırasıyla hepsini partiden kovduracak. Ve tatlı olarak, kurultaya hiçbir zaman gitmeyecek bir partinin başında oturacak. Kahvesini de Özgür Özel’in dokunulmazlığını kaldırtıp hapse yollarken içecek.
Mevzu budur…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

