Serbest Görüş

Sema Yüce’nin direnişle geçen hayatı: Kürdistan gerçekliğini ondan öğrendik


Sema Yüce’nin annesi Zennure Yüce, cezaevi sürecinde yaşadığı ağır baskılara rağmen mücadelesinden vazgeçmediğini söylerken, İlhan Tan ise, ‘Kürdistan gerçekliğini Sema’dan öğrendim. Yıllardır yürüttüğüm siyasi çalışmaları, beni bu hareketle tanıştıran Sema arkadaşa borçluyum’ dedi

Sema Yüce, 1971 yılında Agirî’nin Tutax (Tutak) ilçesine bağlı Aşağı Kargalı köyünde dünyaya geldi. Çocukluğundan itibaren çevresinde öncü ve liderlik vasfıyla tanınan, ailesi tarafından direniş geleneğinin sembollerinden Leyla Qasim’ın ismiyle çağrılan Sema Yüce, ilkokul, ortaokul ve liseyi Agirî’de tamamladı. 1989 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Sosyoloji Bölümü’nü kazanan Sema Yüce, üniversite dördüncü sınıftayken eğitimini yarıda bırakarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Mêrdîn (Mardin), Lübnan ve Serhat alanlarında yürüttüğü çalışmaların ardından 1992 yılında Agirî’de (Ağrı) tutsak düşen ve hakkında 22 yıl hapis cezası verilen Sema Yüce, Nevşehir, İstanbul ve Çanakkale cezaevlerine sürgün edilerek bu alanlarda ağır hak ihlallerine ve işkencelere maruz kaldı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 8 Mart 1998’de Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni kadınlara armağan etmesinin ardından, 21 Mart 1998’de tutulduğu Çanakkale Cezaevi’nde “Bedenimi 8 Mart’tan 21 Mart’a köprü yapmak istiyorum” diyerek bedenini ateşe verdi. Eyleminin ardından kaldırıldığı hastanede ağır tecrit altında tutulan ve 17 Haziran 1998’de yaşamını yitiren Sema Yüce, ardında bıraktığı mektuplarla Kürt kadın mücadelesinin sembolleşmiş isimlerinden biri hâline geldi.

Annesi Zennure Yüce, ve çocukluk arkadaşı İlhan Tan,  o süreçte yaşananları ve Sema Yüce’nin direnişini anlattı.

‘Leyla Qasım diye hitap ederdik’  

Zennure Yüce, kızı Sema Yüce’nin çocukluğundaki liderlik ruhuna değinerek şunları anlattı:

“Sema iyi bir çocuktu ve arkadaşlarını da seviyordu. Köyde arkadaşlarını toplayıp oyun oynarlardı. O zaman bile öncü ve liderlik vasfı vardı. Arkadaşlarıyla çok farklı bir diyaloğu vardı. Sema, babasını ve ailesini çok seviyordu, büyük bir bağlılığı vardı. Amcası ona ‘Leyla Qasım’ diye hitap ediyordu.”

‘Cezaevinde işkence gördüler’ 

Sema Yüce’yi bir kere Nevşehir’de gördüğünü kaydeden annesi Zennure Yüce, şunları analttı:

“Ceza aldıktan sonra Çanakkale’ye götürüldüğünde de onu bir kez görme şansım oldu. Çanakkale’de bayağı sorun ve sıkıntı çektiler, işkence gördüler. Bir kere de telefonla görüştüm fakat bana hiçbir şeyden bahsetmedi. Ben üzülmeyeyim diye bana olumsuz bir şey söylemiyordu. İstanbul Cezaevi’ndeyken görüşe her gittiğimde, 2-3 dakika konuştuktan sonra gözleri doluyor ve arkasını dönüp gidiyordu. Sonra gözlerini silip geri geliyordu. Niye öyle yaptığını sorduğumda ise bana başının ağrıdığını söylüyordu.”

‘18 gün sonra görebildim’ 

Zennure Yüce, kızı Sema Yüce’nin hastanedeki zorlu tedavi sürecine değinerek, “Eylem yapıp hastaneye yatırıldıktan 18 gün sonra görebildim. Gözlerini açıp bana ilk söylediği şey, ‘Anne, Önderlik benim eylemim için eleştiri yaptı mı?’ oldu. Ben de ‘Ne demişse bir bilgim yok’ dedim. Sema hastanedeyken kapıda bir komutan vardı, sadece bir dakika süre veriyordu; ben galoş giyene kadar süre bitiyordu. Önderlik tutuklanmasından sonra işkenceler artmış. Bana herhangi bir vasiyeti yoktu. Durumu iyiydi aslında; ne olduysa iki gün içerisinde boğazı delindi, sonrasında konuşamamaya başladı” diyerek yaşamını yitirme sürecinden bahsetti.

‘Kürdistan gerçekliğini Sema’dan öğrendim’  

Sema Yüce ile hem akraba hem de çocukluk arkadaşı olduklarını belirten İlhan Tan ise, Sema Yüce’nin daha küçük yaşlarda bile çevresinde derin bir etki bıraktığını ve liderlik vasfına sahip olduğunu söyledi.

Sema Yüce’yle üniversite yıllarında Agirî’de yaptıkları görüşmeyi anlatan İlhan Tan, Kürdistan gerçekliğini Sema Yüce’den öğrendiğini belirterek, “Bana Kürdistan davasında yer almam için söz verdirdi. Yıllardır legal alanda siyasi çalışmalar yürütüyorsam, bunu beni bu hareketle tanıştıran Sema arkadaşa borçluyum” diye belirtti.

İdeolojik gücü  

Sema Yüce’nin ideolojik gücüne ve cezaevi sürecine dikkat çeken İlhan Tan, “2015 yılında Kırıkkale zindanındayken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bir kitabını okudum; orada Sema arkadaştan, onun ne kadar güçlü bir teorik bilince ve ‘kendisinden sonra gelebilecek bir önderlik’ potansiyeline sahip olduğundan bahsediyordu” şeklinde konuştu.

Sema Yüce’nin Agirî’de düzenlene cenazesine değinen İlhan Tan, “Devlet her yeri askerle kuşatmıştı ve cenazeye katılımı engellemek istiyorlardı. Annesi Zennure Yüce, o dönemin başbakanı Tansu Çiller’e meydan okuyarak, ‘Benden bir Sema aldın ama ben dünyaya bir Sema daha getirdim, ağlamayacağım ki düşman sevinmesin’ demişti; o duruş hala üzerimizdedir “diye belirtti.

Kaynak: JINNEWS / MA 

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version