Köyünde tek odalı bir evde, ‘İnsan toprağını bırakmaz’ diyerek yaşamını sürdüren Zekiye Demir, hayatını kaybetti. Zekiye Demir’den geriye umutla bağlı olduğu evinin önünde çekilen, el salladığı fotoğrafı kaldı
Ömrü boyunca barış mücadelesi veren ve zorla kaybedilen oğlu Turan Demir’in mezarını bulma umuduyla yaşayan Zekiye Demir, 31 Mayıs 2026’ tarihinde hayatını kaybetti.
Oğlu Turan Demir, 1993 yılında Amed’in Pasur (Kulp) ilçesine bağlı Şenyayla köyünde 10 köylüyle birlikte kaçırıldıktan sonra kaybedildi. Aynı gece Demir ailesinin köyü yakılarak sürgün edildi. Sürgüne dayanamayan Zekiye Demir, ilerleyen yaşına rağmen Şenyayla’da tek göz odalı bir ev inşa etti. “Burada kaybettiklerimi hissediyorum” diyerek toprağına bağlılığını anlatan Zekiye Demir, yıllarca oğlunun kemiklerini sordu.
Son sözleri
Son yıllarda tek başına yaşadığı evde rahatsızlanan Zekiye Demir, yaşamını yitirmeden önce ANF’ye verdiği son röportajda şunları belirtmişti: “Toprak bizim toprağımız, her şeye rağmen burayı bırakamazdım.”
İlerleyen yaşına rağmen ne yaşadıklarını unutan ne de toprağından ayrılan Zekiye Demir, şehre sürgün edildikten kısa süre sonra yeniden köyüne dönerek burada topraktan küçük bir ev inşa etti. Aldığı ineklerle geçimini sağlayan Zekiye Demir, bütün zorluklara rağmen yıkılan evinin karşısında yeni bir yaşam kurdu.
Her yaz burada vakit geçiren ve yağmur çamur demeden aracın çıkmadığı evine yokuş yürüyerek çıkan Zekiye Demir, uzun süre tek başına bu evde yaşadı. Topraktan yaptığı ocağında yemeğini pişiren Zekiye Demir’in bu süreçteki yoldaşları ise beslediği tavukları ve inekleri oldu.
Sürgün
Sürgüne dayanamayarak köye geldiğini ve bu evi yaptığını belirten Zekiye Demir, o dönem yaşadıklarını ise hiç unutamadı. Köylerinin yakılmasını, oğlunu son görüşünü ve silah seslerinin aklından çıkmadığını anlatan Zekiye Demir, “Önce oğlumu öldürdüler, daha sonra köyümüzü yaktılar; evimizi ve hayvanlarımızı yaktılar. Biz de buradan sürgün edildik. Oğlumla beraber onlarca insanı da katlettiler. O dönem oğlum Muş’tan geliyordu, devlet de vadide pusuya yatmıştı. Daha sonra bomba ve silah sesleri duyduk. Daha önce defalarca kez bize de ateş etmişlerdi ama yine de korkmuyorduk. O gece başta ne olduğunu anlamadık. Ama peş peşe kayıp haberleri gelince onlarca insanın gözaltına alındığını öğrendik” demişti.
‘Hiç haber alamadık’
“Oğlumun haberini aldıktan sonra aynı gece bizim köyümüzü ve bahçelerimizi de yaktılar. Her şeyi zorla yaptılar; o dönem ne zulüm varsa gördük” diyen Zekiye Demir, şöyle devam etmişti: “Yıllarca diğer ailelerle beraber kayıpların akıbetini sorduk ama hiç haber alamadık. Oğlumdan sonra kemikleri bulduk; önce merkeze, daha sonra Ankara’ya götürdüler ama biz yine bir mezar sahibi olamadık. Ben yıllardır oğlumun mezarını arıyorum. Burada her dağa baktığımda ciğerim yanıyor. Bu kapıda oturduğumda kaybettiğim çocuklarımı ve kaybedilen insanların burada olduğunu hissediyorum. Yıllardır aynı şeyi hissediyorum. Onların burada olduğunu düşünmek bana iyi geliyor. O yüzden toprağımdan ayrılamadım.”
‘İki inekle burada yaşamaya çalışıyorum’
Sürgünden kısa sonra köye geldiğini ve yaptığı küçük evde yaşamaya başladığını belirten Zekiye Demir, şunları paylaşmıştı: “Biz hala şehirdeyiz ama ben köyden uzakta yapamıyorum. Hep burayı özlüyorum. Köyümüz yandıktan sonra ben de buraya geldim. Burada yıkılan evimin yanında bir odalı ev yaptım. Her baharda buraya gelip, havalar soğuyunca da buradan gidiyorum. Burada tek başıma hayvanlarıma bakıyorum. Şehir rahat ama burada bizim ekmeğimiz, toprağımız var. Toprak bana daha güzel geliyor. Burayı bir kere terk ettik, bundan sonra terk etmeyi hiç düşünmüyorum. Şehirden kaçarak buraya geliyorum. İki inekle burada yaşamaya çalışıyorum. Yaşlıyım ama yine de burada mücadele ediyorum.”
‘Bu zulüm bitmeli’
Son röportajında da adalet çağrısını yineleyen Zekiye Demir, şunları dile getirmişti: “Çok zulüm yaptılar, hala da devam ediyor. Bu dağların hepsi karakol doldu. O kadar insan öldü, kaybedildi ama kimse hesap sormadı. Bu zulümler bitmeli artık.”
Ne olmuştu?
Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk tarafından Ekim 1993’te Amed’de yürütülen askeri operasyonlarda, köy ve mezralardan toplatılarak gözaltına alınan 11 kişiden bir daha haber alınamadı. Amed’in Pasûr ilçesine bağlı Şenyayla köyünde gözaltına alıp kaybedilenler arasında iki çocuk da bulunuyordu. Ardından köyler yakılarak aileler göçe zorlandı; açılan soruşturma ise yıllarca sürdü.
Aileler, 1993’te ilgili savcılıklara başvursalar da sonuç alamayınca 1994’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, 31 Mayıs 2001’de davayı sonlandırarak Türkiye’yi 11 kişinin ölümünden sorumlu olduğu ve etkili soruşturma yürütmediği gerekçesiyle mahkum etti.
Olaydan 10 yıl sonra, 2 Kasım 2004’te bir çobanın Alaca köyüne 500-600 metre mesafedeki bir dere yatağında, toprak yüzeyine çıkan bazı kemik ve bez parçalarını bulması ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed şubesine başvurması sonucunda kemikler toplandı ve kimlik tespiti için ailelerden doku örneği alındı. Alınan kemik örneklerinden bazıları, kaybedilen 12 yaşındaki Ümit Taş ve Turan Demir’le yüzde 99,9 uyumlu olduğu tespit edildi; ancak bir süre sonra ailelere kemiklerin kaybolduğu haberi verildi. Bunun üzerine savcılık, dosyayı görev ve yetkinin askeri savcılığa ait olduğu gerekçesiyle askeri savcılığa gönderdi. Yıllarca işlem yapılmadan bekletilen dosyada, verilen mücadeleler sonucunda soruşturma savcısı, Ertürk hakkında yakalama kararı çıkarılarak zaman aşımı süreci durduruldu. Yeniden başlayan davada Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 kez müebbet ve 25 yıla kadar hapis cezası istendi.
Toplanan delillere, tanık beyanlarına, AİHM ve meclis kararına rağmen davanın karar duruşmasında Ertürk, yeterli delil olmadığı iddiasıyla beraat etti. Dava ise zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle düşürüldü.
Kaynak: ANF
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

