HASAN CÜCÜK | ANALİZ
Türkiye, 24 yıl aradan sonra çıktığı ilk Dünya Kupası maçında sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Büyük umutlarla başladığımız turnuvada Avustralya karşısında etkisiz bir görüntü sergileyen Milliler, Irankunda ve Metcalfe’in gollerine engel olamadı ve sahadan 2-0’lık yenilgiyle ayrıldı.
Karşılaşma boyunca hücumda üretkenlik sorunu yaşayan Ay-Yıldızlılar, rakip kalede ciddi bir baskı kuramadı. İlk yarıda Abdulkerim Bardakcı’nın ceza sahası dışından gönderdiği ve direkten dönen şut, Türkiye’nin gole en çok yaklaştığı pozisyon olarak hafızalarda kaldı.
2026 Dünya Kupası’na yüksek beklentilerle gelen Türkiye, daha önce özel maçlarda mağlup ettiği Avustralya karşısında bu kez istediği oyunu sahaya yansıtamadı. Beşli savunma düzeniyle sahaya çıkan Avustralya, 90 dakika boyunca oyun disiplininden taviz vermedi. Fiziksel üstünlüğünü de etkili kullanan rakip ekip, ikili mücadelelerde çoğu zaman ayakta kalan taraf oldu.
Vincenzo Montella, sakatlıktan dönen Kenan Yıldız dışında ideal kadrosunu sahaya sürse de beklediği verimi alamadı. İleri uçta görev yapan Kerem Aktürkoğlu, rakip savunmanın sert ve disiplinli oyununa karşı etkisiz kaldı. Ceza sahasına girmekte zorlanan Milli Takım, çözümü uzaktan şutlarda aradı ancak isabet oranı oldukça düşük kaldı.
Arda Güler ve Hakan Çalhanoğlu’nun kullandığı duran toplarda da Avustralya kalecisi Patrick Beach gole izin vermedi. Maçın son bölümünde Kerem Aktürkoğlu’nun yakaladığı net fırsatta da sahneye çıkan isim yine Beach oldu.
Avustralya karşılaşmasının ortaya çıkardığı en önemli gerçeklerden biri, Milli Takım’ın hâlâ santrfor sorununa çözüm bulamamış olmasıydı. Kerem Aktürkoğlu’nun forvet olarak görev yaptığı sistem, güçlü savunmalara karşı bir kez daha işlemedi. Ne fiziksel olarak rakip stoperlerle mücadele edebildi ne de takımın hücum bağlantısını sağlayabildi.
Bu noktada Montella’nın artık daha cesur kararlar alması gerekiyor. Deniz Gül’ün takıma daha fazla entegre edilmesi şart görünüyor. Kerem’i zorunlu bir çözüm olarak santrfor pozisyonunda kullanma anlayışının ise sürdürülebilir olmadığı açık.
Milli Takım’da dikkat çeken bir diğer eksiklik ise saha içi liderliği. Avrupa’nın önemli kulüplerinde başarıyla forma giyen Arda Güler ve Hakan Çalhanoğlu’nun, aynı etkiyi henüz Milli Takım formasıyla ortaya koyamadığı görülüyor. Türkiye’nin ilerleyen maçlarda Arda ve Hakan’ın liderliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olacak.
Montella’nın yaptığı oyuncu değişiklikleri de oyunun gidişatını değiştiremedi. Sahaya giren isimlerle çıkan oyuncular arasında oyun karakteri açısından belirgin bir fark bulunmaması, Türkiye’nin hücumda yeni bir dinamizm yakalamasını engelledi. Özellikle Deniz Gül’ün oyuna en son dahil edilen oyuncu olması teknik heyetin en çok eleştirilen tercihlerinden biri oldu.
Montella’nın turnuvanın devamında daha radikal kararlar alması gerekiyor. Deniz Gül veya Can Uzun’dan birinin hücum hattında kalıcı bir rol üstlenmesi, takımın uzun süredir yaşadığı gol sorununun çözümü adına önemli bir adım olabilir.
Avustralya yenilgisi elbette moral bozucu. Asıl önemli olan, bu mağlubiyetten doğru dersleri çıkarabilmek. Paraguay karşısına daha gerçekçi daha üretken bir oyun planıyla çıkılması gerekiyor. Aksi halde 24 yıl sonra kavuşulan Dünya Kupası heyecanı, beklenenden çok daha kısa sürebilir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

