Serbest Görüş

Kürdistan’da tefecilik ve çeteler: Çiftçiler topraklarını satıyor, fabrikalar batıyor


Tarım kentlerinde birçok intihar ve silahlı saldırının altından tefecilik çıkıyor. İktidarın politikaları sonucu çiftçiler, tefeciler ve bankalar arasında varını yoğunu kaybediyor

Amed, Riha  (Urfa) , Êlih (Batman), Mêrdîn, Wan ve Agirî gibi kentlerde son dönemlerde artış gösteren intihar, insan öldürme ve iş yerlerine dönük saldırıların atından ya tefecilik ya da yeni ve eski nesil çete yapılanmalar çıkıyor. Her geçen gün daha da görünür hale gelen saldırılar nedeniyle birçok ölüm yaşanırken, çiftçisinden esnafına kadar toplumun birçok kesimi ciddi bir mağduriyet yaşıyor.

Siyasi ve ekonomik krizin yanı sıra iktidarın temel politikaları, söz konusu olayların artışının temel nedenleri olarak sıralanıyor. Ancak bu tür olayların özellikle Kürt özgürlük mücadelesinin dinamik merkezlerinde yaşanıyor olması, özel savaş politikaları ile son dönemlerde artan politik boşluktan bağımsız ele alınmıyor.

Kürdistan’da tefeciliğin yoğun olduğu yerlerin başında, verimli tarım arazilerin bulunduğu kentler geliyor. Amed’in Bismil, Riha’nın Pirsûs (Suruç) ve Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçeleri bu merkezlerden sadece birkaçı.

Toplumun tüm kesimlerinden insanlar bu ağa kapılsa da, bu durumun mağdurlarının başında çiftçiler geliyor. Bunun da birkaç temel faktörü bulunuyor:

  • Finansa erişim zorluğu: Birçok çiftçi banka kredisi çekemiyor ya da kredi limitlerini doldurmuş durumda. Acil nakit ihtiyacını karşılamak için tefecilere başvuruyor.
  • Girdi maliyetlerindeki artış: Gübre, mazot ve tohum fiyatlarının artışıyla birlikte çiftçi de borç sarmalına giriyor. Çiftçi, hasat döneminde ödeme yapma vaadiyle tefecilerden borç alıyor.
  • Düşük fiyatlar: Bazı dönemlerde üretilen ürünler ya elde kalıyor ya da maliyetin altında fiyatlarla satılıyor.
  • Kuraklık ve doğal afetler: Kuraklık ya da doğal afetler de çiftçiyi tefecilerin eline düşüne bir başka önemli etken.
  • ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi) sorunları: ÇKS’ye kayıtlı olmayan veya kayıt koşullarını karşılamayan çiftçiler, devlet desteklerinden yararlanamıyor ve buna alternatif olarak finans arayışına giriyor.

“Borç verme” yöntemleri ise tefeciden tefeciye değişiyor:

  • Yüksek faizli nakit: Bankadan kredi çekemeyen çiftçi, herhangi birini kefil göstererek ya da ipotek karşılığında yüksek faizle borç alabiliyor. Gününde ödenmeyen para, katlanan faiziyle birlike ödenmesi imkansız hale geliyor.
  • POS cihazı tefecileri: Nakit paraya ihtiyaç duyan ya da kredi kartı borcunu ödemekte zorluk çeken çiftçiler, çözüm için “pos tefecisi” diye bilinen kişilere başvuruyor. Bu durumu fırsat bilen tefeciler de yüksek komisyon karşılığında borç veriyor.

Çiftçi toprağından oluyor

Tefeciliğin sonuçları bir hayli ağır. Tefeciler birçok kez çiftçinin elindeki tarla ve traktöre el koyuyor. Ya da alacağına karşılık çiftçinin diğer gayrimenkullerini gasp ediyor. Bazı çiftçiler, maruz kaldıkları baskı ve yaşadıkları bunalımdan dolayı intihara sürükleniyor. Tefeciler tarafından alıkonulan ya da öldürülen çiftçiler de bulunuyor.

100’ü aşkın kuyumcu var!

Bismil, tefeciliğin yoğun olduğu ilçelerden biri. İlçede bu durumdan rahatsız olmayan kişi neredeyse yok. Ancak tefecilik alışılmış bir durum haline gelmiş. Diğer merkezlerde olduğu gibi burada da tefecilik dendiğinde bazı iş yerlerine işaret ediliyor: kuyumcu, oto galerici, emlak, ziraat ürünleri satan iş yerleri…

İlçenin neredeyse her yerinde söz konusu iş yerlerine rastlamak mümkün. Kuyumcular Odası’na kayıtlı 86 iş yeri bulunuyor. Kayıt dışı da bir o kadar kuyumcunun varlığı söz konusu.

İşin mağduru sadece çiftçiyle ya da toplumun diğer kesimleriyle de sınırlı değil, kimi zaman tefeciler de tefecinin ağına düşebiliyor.

Anlatılarla tefecilik 

Bazı ilçe sakinleri zincirleme bir ağa dönüşen tefeciliğe dair örnekler veriyor; Tefeciden para alan bir kuyumcunun borcuna karşılık 1 milyon 500 bin lira değerindeki gayrimenkulüne, mağdur olan bir diğer kişinin 150 bin liralık borcu karşılığında 500 bin lirasına ve evine, bir başka kişinin iş yerine ve evine el konuldu.

Geçtiğimiz yıl “bir iş insanı yol kenarında ölü bulundu” başlığıyla servis edilen olayın altında da tefeciliğin olduğu belirtiliyor.

Olaya dair anlatılar ise tefeciliğin geldiği korkunç boyutu ortaya koyuyor:

Vurulan kişinin ismi U.Y. İddialara göre U.Y. da tefecilik yapan birisiydi. 19 Mart 2025’de öğle saatlerinde Amed-Bismil karayolunda ölü bulundu. U.Y. olay öncesi borç verdiği kişiyi, eşini alıkoymakla tehdit etti. Kişi de “borcunu ödeyeceğim” diyerek, U.Y.’yi kırsal bir alana çağırdı. Buluşma sırasında U.Y. silahla öldürüldü. 

Peki kim yapıyor bu işi? Elbette güç sahibi kişi ya da aileler. Konuya dair görüştüğümüz bir kuyumcu sıralıyor; A.L. ailesi, Amed’de koleji bulunan A.D. ailesi, H. K. en büyük tefecilerden, C.L. ailesi en eski tefecilerden… 

İlçede her yıl birçok aile bir gece ansızın göç ediyor. Kent sakinlerine göre her yıl farklı kentlere göç etmek zorunda kalarak izini kaybettiren aile sayısı 15 ila 20 arasında değişiyor.

Vade ayları çiftçinin hasat vakti

Bu durum genelde Ağustos ayı öncesi yaşanıyor. Ağustos ve Eylül ayları tefecilerin vadelerini topladığı ay olarak da biliniyor. Çünkü çiftçinin hasat vakti. İntihar vakalarının yaşandığı, silahların patladığı aylar da genelde bu aylar oluyor.

2 fabrika battı

Finansa erişim zorluğu, girdi maliyetlerindeki artış, taban fiyatları, kuraklık… tüm bu nedenlerden kaynaklı çiftçinin ya da işçinin emeğini ödeyemeyen fabrikatörler de tefecinin eline düşüyor. Bismil’de sadece son aylarda 2 büyük fabrika batmış: Öz Atabay Tekstil ve Koluman Tekstil.

Ceza artıyor ancak suç önlen(e)miyor

Tefecilik yasalara göre suç. 2018’de tefeciliğe cezaların arttırılmasını öngören teklif 2020’de infaz düzenlemesiyle hayata geçirildi. Düzenlemeyle başkasına “ödünç para vermekle” oluşan tefecilik suçuyla ilgili TCK’nin 241. maddesinde öngörülen hapis cezasının iki yıl olan alt sınırı 3’e, 5 yıl olan üst sınırı ise 6 yıla çıkarıldı.

Ancak tefeciliğin geldiği boyut, söz konusu cezaların caydırıcı herhangi bir niteliğinin olmadığını gösteriyor.

İskenderoğlu: Devlet çiftçiye destek vermedi

Süleyman İskenderoğlu

Amed Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, çiftçilerin yaşadığı mağduriyetin temel nedeninin iktidarın tarım politikaları olduğunu vurguladı. Süleyman İskenderoğlu, “2-3 yıl önce bölgemizde kuraklık vardı. Çiftçi kuraklıktan zarar etti. Devlet hiçbir çiftçiye destek vermedi. Çiftçi aynı zamanda kendi ürününde zarar etti” diye kaydetti.

Süleyman İskenderoğlu, çiftçinin ne elektriğini ödeyebildiğini ne gübre ne yakıt ne de ilaç alamadığını söyledi. İskenderoğlu, çiftinin yaşadığı zorluklara işaret ederek, “Emlak ilanlarına bakın; bölgemizde hiç görmediğimiz kadar tarım arazisi satışa çıkmış. Bunun sebebi çiftçinin borçlanmasıdır” dedi.

Hem tefeciye hem bankaya borçlular

Çiftçinin hem tefeciye hem de bankalara borçlu olduğunu söyleyen Süleyman İskenderoğlu, “Şimdi artık bankalardan kredi alamıyor. Kredi limitini doldurmuş ve bankalardan kredi alamıyor. Şu anda çiftçiyi ayakta tutan sadece Ziraat Bankası’dır. Ziraat Bankası da elini çiftçiden çektiyse çiftçinin vay haline” dedi.

“Buradaki sorunun kaynağı hükümetin tarımla ilgili yanlış politikaları ve yanlış stratejileridir” diyen Süleyman İskenderoğlu, “Bir bakan geliyor, bir önceki bakanın bütün projelerini hepsini yırtıp çöpe atıyor. Kendince yeni bir strateji yapıyor. O strateji bitmeden yerine yeni bir bakan geliyor veya seçim geliyor. Hükümetin tarımdaki stratejisi yanlış” diye konuştu.

‘İhale çiftçiye kaldı’

Çiftçinin yaşadığı sorunun 8-10 yıllık bir sorun olduğunu söyleyen Süleyman İskenderoğlu, “Bir taraftan kuraklık, bir taraftan hükümetin yanlış tarım politikaları… Bunların hepsi birbirine bağlantılı ve ihale çiftçiye kaldı” diye belirtti.

Tarım desteklerinin geç verilmesinin de çiftçiyi olumsuz etkilediğini belirten Süleyman İskenderoğlu, “Çiftçilerimiz 2025 yılının desteğini 2026’da alıyor. Yani bir yıl sonra. Sizler çok iyi biliyorsunuz; enflasyon yüzde 50 ile 60 arasında. Geçen yıl desteklenme açıklandığı zaman mazot 45 liraydı, şu anda 80 lira. Gübre 17 liraydı, şu anda 33-34 lira. 1 depo ilacın maliyeti geçen yıl  bin 750 liraydı, şimdi 4 bin lira” ifadelerini kullandı.

‘Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne üvey evlat muamelesi yapıldı’ 

Bölgeler arasında da bir ayrımcılık olduğunu dile getiren Süleyman İskenderoğlu, “Geçen yıl İç Anadolu’da, Marmara’da nektariye destek verildi. Dondan, doludan etkilenen çiftçilerimize destek verildi, ki verilmesi lazım. Ancak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne üvey evlat muamelesi yapıldı. Biz kuraklıktan etkilendik. Diyarbakır, Urfa, Batman, Mardin kuraklıktan etkilendi. TARSİM’i (Tarım Sigortaları Havuzu) olan çiftçi tek destek alabildi. Onun dışında 1 lira kuraklık parası ödenmedi. Zor şartlar altında üretim yapıyoruz. Çiftçi zor durumda. Zor durumda olduğu için önce traktörünü sattı, ekipmanını sattı, şimdi de tarlasını satıyor. Hepimize geçmiş olsun. Yarın öbür gün bu tarlalar hepsi boş kalacak” şeklinde konuştu.

Süleyman İskenderoğlu, şunları kaydetti:

“3 temel sorun var. Çiftçinin üretiminin para etmemesi. Hükümetin yanlış politikaları, bir de girdi maliyetlerinin artması. Bunlar çiftçiyi önce bankalara yöneltti. Çiftçi bankalardan borcu borçla kapattı. Tıkandıktan sonra çiftçi tefeciye yöneldi. Tefecinin de parasını ödeyemeyince şimdi önce traktörünü sattı, ekipmanını sattı”

Süleyman İskenderoğlu, çiftçinin tefecilerin eline düşmemesi için öncelikli şu önerileri sıraladı:

  • Hükümet Ziraat Bankası’na yetki verip, çiftçiye kredi vermeli. Bu kredileri de faizsiz ve koşulsuz vermeli, ki çiftçi faizcinin eline düşmesin.
  • Destekler zamanında verilmeli.
  • Bankalarda çiftçiye ekstradan bir limit açılsın.

Gökkan: Tefeciden kurtulayım diye bankaya ardından tekrar tefeciye düşüyor

Serdar Gökkan

Riha’da avukatlık yapan ve bazı tefecilik dosyalarıyla da ilgilenen Serdar Gökkan da benzer görüştü. Serdar Gökkan’a göre mevcut yasal düzenlemeler yetersiz ve devlet politikalarıyla tefeciliğe çanak tutuyor.

Serdar Gökkan, tefecilik nedeniyle aile katliamlarının gerçekleştiğini, insanların emeklerinin sömürüldüğünü ve intiharların yaşandığını kaydetti. Serdar Gökkan, “İnsanlar tefeciden kurtulayım derken bankanın eline düşüyor. Bankadan kurtulayım derken başka bir tefecinin eline düşüyor” dedi.

Serdar Gökkan, şunları söyledi:

“Çiftçinin sulama sorunu ücreti var ve ürün elde edemiyor. Ürünü kaldırmadan sulama ücretleri geliyor. DEDAŞ ücretlerini, yani elektrik faturasını ödemek zorunda kalıyor. Bunu temin etmek için tekrar tefeciye gitmek zorunda kalıyor. Güvencelerini (tefeciler) aldıktan sonra şahsın ailesini huzursuz etmeye başlıyorlar. Ağza alınmayacak şeyler söylemeye çalışıyor. İnsanlar da çözümsüz kalıyorlar. Zaten çözümü olanlar da evlerini, barklarını, tarlalarını, arsalarını, araçlarını satıp bu işten kurtulmaya çalışıyorlar”

Aileler göç etmek zorunda kalıyor

Riha’da tefecilik nedeniyle birçok insanın göç etmek zorunda kaldığını söyleyen Serdar Gökkan, “Yozgat’a, Tokat’a, Giresun’a giden aileler var. Tarla sahipleri oldukları halde gidip yevmiye ile çalışıyorlar. Esnaf adı altında olan kuyumcular da vardı. Yani aslında tefecilik yapıyordu. Altın ve paralarla size kar payı teklif ediyor, bir süre sonra kayıplara karışıyor” diye kaydetti.

Tefeciliğe karşı bir mücadelenin olmadığını dile getiren Serdar Gökkan, “Hukuki anlamda hem meclisin hem yürütmenin ciddi önlemler alması lazım. Önceki dönemlerde tefecilik operasyonu adı altında operasyonlar düzenlendi. Şahıslar 2 ay, 3 ay içinde tahliye oluyorlar. Mal varlığına ilişkin bir uygulama rejimi var mı? O da yok. Araştırılan bir durum var mı? O da yok. Yani asıl sermayeye inilmiyor. Sıcak paraya inilmesi lazım. Bu sıcak paranın nasıl dolaştığı tespit edilmesi lazım” dedi.

‘Toplumsal refleksler olmalı’

Serdar Gökkan, tefecilerin toplumdan dışlanması gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Toplumsal refleksler olacak. Bu insanlarla ilişki kurulmayacak. Bu insanlarla aile ilişkileri kurulmayacak. Siyasi ve sivil toplum ilişkileri kurulmayacak. Bunlar toplum içerisinde deşifre edilmediği sürece herhangi bir adım atamazsınız. Bunlar bittikten sonra yasal düzenlemelerin yapılması lazım. Yine iş insanları çalışma gösterebilir. Bir fabrikatör ile tefeci aynı masada oturabiliyor. Siz ona “kalk buradan’ diyemiyorsunuz.”

Serdar Gökkan, şöyle devam etti:

“Öyle vakalar oluyor ki dinlemekten bile rahatsız oluyoruz. Acı çekiyoruz. Ailesiyle konuyu paylaşamıyor. Kendi sorununu ortağıyla paylaşamıyor. Kardeşiyle paylaşamıyor, eşiyle paylaşamıyor. Ortaya çıktığı zaman da ya ortadan kayboluyor ya da intihar ediyor. Bu sonuçlar bizim elimizi kolumuzu bağlıyor tabi. Pratik somut adımlar atılmalı. Hem toplum hem birey hem meclis hem sivil toplum kuruluşları tarafından bu konuda kararlar alması lazım. Yani bu insanların sadece cezaevine girmesi yetmiyor. Sorunun kaynağını çökertmek zorundasınız. Ahlaksız boyutlarını deşifre etmek zorundasınız. Aksi takdirde tefecilik karşınıza farklı varyasyonlarla çıkıyor.”

‘Devlet sessiz taraf oluyor’

Devletin de sorunun kaynağına inmesi gerektiğini vurgulayan Serdar Gökkan, “Devlet bu konuya artık taraf olmamalı. Açık bir şekilde söylüyorum; devlet kendi bilgi belgeleriyle birlikte tefecilik ilişkilerine isteyerek taraf oluyor. Sessiz kalarak taraf oluyor. Cezai yaptırımları, uygulamaları yeterince işletmediği için taraf oluyor. Devlet soyu bir varlıktır. Ama devletin kurumları vardır, tarafları vardır. Cumhuriyet savcısı vardır, mahkemeleri ve hakimleri vardır. Bu ahlaksız iradeyi irdeleyip gün yüzüne çıkarmak zorundadır. Devlet politikalarıyla ya da durduğu nokta itibarıyla tefecilerden yana tutum sergiliyor” şeklinde konuştu.

Haber: Azad Altay \ MA  

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version