Site icon Serbest Görüş

Konferans ‘Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?’ sunumlarıyla sona erdi


‘İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’, Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek? başlıklı forum ile sona erdi. Oturumunda işçilerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve gençlerin deneyimleri üzerinden Cumhuriyetin geleceği tartışıldı

İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın son oturumu “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlığıyla düzenlendi.

Moderasyonluğunu Kuban Kural’ın yaptığı oturumda; Neslihan Acar, “İşçiler Yurttaşlıktan Nasıl Kovuldu?”, Yıldız Tar “Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuryetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları”, Diba Keskin “Nasıl Bir Gelecekte Demokratik Cumhuriyet Dindar Kadına Ne Vaat Ediyor?”, Ayşe Gül Altınay “Dünyada Dayanışma ile Barışı Örmek” ve Mehmet Uğur Korkmaz ise “Cumhur Cumhuriyet Gençlere Bırakır mı?” başlıklarında sunum yaptı.

İlk olarak Neslihan Acar, “İşçiler Yurttaşlıktan Nasıl Kovuldu?” başlığında sunum yaptı. Pandemiden sonra işçiler açısından önemli bir kırılmanın yaşandığını ve işçilerin yalnızlaştığını söyleyen Neslihan Acar şunları ifade etti:

“Barınma, belenme, sağlık, söz söyleme hakkı ortadan kaldırıldı. İnsanca yaşamak için işçiler dövüşmek zorunda kalıyor. İşçi tamamen piyasa koşullarına terk edildi. Son 20 yıldır en temel haklardan sadece ücret haklarına sıkıştırıldık. Bu rejimin ilişki ağlarına bakarsak bunun neden olduğunu görürüz. Siyasal rejime tek adam yönetimi deniliyor ve böyle bir tartışma geliştiriliyor. Biz de bunu böyle tartışıyoruz ama devlet, bir gücün özel örgütüdür. Bir sınıfın diğer sınıfın sırtını yere getirmeye çalıştığı bir örgüttür. Devletin ilişki biçimi ve düzeni emperyalist holding düzenidir. Bu düzen her yerde karşımıza çıkıyor. Bu düzen ona karşı çıkanı boğarak ayakta kalıyor.”

Utanmanızın öğretildiği bir asimilasyon politikası’

Ardından Yıldız Tar “Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuriyetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları” başlığında yaptığı sunumda hakların toplumsal ve hukuksal olarak tanınması gerektiğini belirtti. Yıldız Tar şunları söyledi:

“Antik mısırdan bugüne kadar LGBTİ’ler hep vardı ama bu asimilasyon politikalarıyla bugüne kadar geldi. Utanmanızın öğretildiği bir asimilasyon politikası var ama herkesin onur ve haysiyet hakkı var. Süreçte devlet, devlet refleksiyle LGBTİ’lileri bir laboratuvar olarak kullanıyor. Bunu yaparken olabildiğince buradan adım atmadan çıkmak istemesidir. Cumhuriyetin ilk kurulduğu günden bugüne kadar LGBTİ düşmanlığı var. LGBTİ ile toplum arası ses geçirmez cam koyuldu. O toplum ile LGBTİ’liler arasında bir zemin yaratmak ve birbirlerini anlamak için yol bulunması gerekiyor.”

‘Hem din hem cumhuriyet bizi vurdu’

Ardından Diba Keskin “Nasıl Bir Gelecekte Demokratik Cumhuriyet Dindar Kadına Ne Vaat Ediyor?” başlığıyla bir sunum yaptı. Osmanlı’nın yıkılmasının ardından elbette Cumhuriyet döneminde kadınlara bazı özgürlük alanlarının tanıdığını söyleyen Diba Keskin şöyle devam etti:

“Cumhuriyet kadınlara özgürlük alanı verdi ama sadece onu kendisine bağlı olanlara verdi. Cumhuriyet, teoride her ne kadar laik ve eşit vatandaşlık vaat etse de, pratikte ulus-devlet refleksi Türk ve Müslüman omurgası üzerinden yükseldi. Gayrimüslim dindar kadınlar hem gayrimüslim olmanın getirdiği azınlık psikolojisini ayrımcılığı yaşadı hem de kendi cemaat yapılarının muhafazakâr sınırlarını cumhuriyetin seküler baskısı arasında sıkıştı. Onu tanımayan kimsenin hakkı tanınmadı. Yine kadınları hem din hem Cumhuriyet vurdu. Bu cumhuriyeti iyi tanımamız gerekiyor yoksa kadın asla haklarını elde edemez. Bunun karşısında Demokratik Cumhuriyet herkesin kendisini gibi yaşamasını, kendi kararlarını kendisinin verdiği, herkesin sözünü söylediği bir umut verir. Demokratik Cumhuriyet tek tip insanı savunmaz.  Biz bunun için mücadele etmezsek bu da gerçekleşmez. Kadınların rol ve misyonu eğer toplumun değişimi ise o zaman biz bunu değiştirelim.”

Daha sonra Ayşe Gül Altınay ise “Dünyada Dayanışma ile Barışı Örmek” başlığı ile sunum yaptı. Ayşe Gül Altınay, “Ben, hep kendime ‘Nasıl oldu da bu devlet ‘ordu devlet oldu’ sorusunu sordum. Yaşadığımız acıları nasıl dayanışmaya dönüştürebileceğimizin yolunu arıyoruz. Bu süreçler birbirimizin şifası oluyor. Biz ancak birlikte iyileşebiliriz” dedi.

Tüm devrimci mahallelerinde yine özel savaş politikaları var’

Son olarak konuşan Mehmet Uğur Korkmaz ise “Cumhur Cumhuriyet Gençlere Bırakır mı?” sunumunu yaptı. Gezi’de meydana çıkan gençler yeni bir Cumhuriyet talep ettiklerini belirten Korkmaz şöyle konuştu:

“2015 yılından bugüne kadar devlet tankı ve topuyla başta Kürdistan ve Türkiye’nin üzerinden geçti. Sokakta, fabrikada, MESAM’larda ve her yerde. Şuan 1,5 milyon kişi MESAM’a mecbur bırakıldı, şuan 5 milyon ev genci var hiçbir işleri yok, babalarının parasıyla yaşam sürdürüyor. Kürdistan ve Türkiye’nin tüm devrimci mahallelerinde yine özel savaş politikaları var. Yani özetle gençler için çok karanlık bir tablo var. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var ama o anayasayı yaşayacak kişilere de ihtiyaç var. Birbirimiz arasında ilişkiyi anayasa belirlemiyor bunun için biz yan yana gelirsek geçen yüzyılın kirini, pasını atar ve gelecek yüzyıla büyük bir umut besleriz.”

Sunumların ardından konferans oturumları tamamlandı.

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version