YORUM | SİNAN KOÇER
Yıllar önce tanıdığım bir sanayici hemşerim ziyaretime gelmişti. Sözleştiğimiz saatten biraz geç gelince sebebini açıklamak için dedi ki: “Benim Beylikdüzü’nde yıllar önce aldığım bir arazi vardı. Bir inşaat şirketiyle kat karşılığında anlaşmaya vardık, o görüşme planladığımızdan uzun sürünce geç kaldım.”
Benim de gaflet anıma denk geldi, kaç daireye anlaştığını sordum. 20-30 falan dese bile hayretler içinde kalacağım ve ‘Bir insanın 20-30 dairesi olması nasıl bir duygudur?’ diye soracağım takılacağım diye kendi kendime plan yaparken, o bana tam 1.000 daire karşılığında anlaştığını söyledi. Beylikdüzü’ndeki araziyi kaça aldığını hatırlamıyor, diyor ki dişe dokunur bir para vermiş olsaydım rakamı unutmazdım. Sonra da “İş bilmez alıcı malı en değerli olduğu zaman alır. Ben o araziyi oraların hiç para etmediği zamanlarda almıştım” diye ekledi.
Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın bu sene de transfere ayırdığı bütçeleri okuyunca bu olay geldi aklıma. Mesela Fenerbahçe daha önce Kerem Aktürkoğlu’nu neredeyse bedavaya kadrosuna katması mümkün iken ilgilenmeyip Benfica’dan 25 milyon euroya transfer etmesi gibi, şimdi de Beşiktaş’ın Pavlidis’i 30 milyon euro gibi rakamlara transfer edeceği konuşuluyor. Şimdi o işadamını görsem Pavlidis haberini göstersem muhtemelen şöyle derdi: “Afedersiniz alıcının ahmağı da, bir malın değeri düşerken onu en yüksek fiyattan alandır.”
Türkiye’de her sene takımı yıkıp sil baştan yeniden kuran, her yıl onlarca futbolcu transfer edip yine de başarısız olan futbol kulüplerini görünce bu kadar yanlışlık bilmeden yapılamaz diye düşünüyor insan.
Önceki gün Fenerbahçe Futbol Kulübü’nde başkanlık seçimi vardı. Başkan adayları yüzlerce milyon euroluk transfer bütçeleri açıkladı. Başkanların en büyük vaatleri yapabilecekleri en çılgın transferini peş peşe açıklamaktı. Fenerbahçe’ye Ronaldo lazımsa onu getiririz, Messi lazımsa onu getiririz diyeni mi ararsın, 250 milyon euro transfer bütçesini hemen kullandırma sözünü vereni mi?
Ali Koç’un yedi yıldır yapıp da her seferinde büyük başarısızlıkla sonuçlandırdığı yönetim biçimi yeni gelenleri de akıllandırmışa benzemiyor. Ne kadar şöhretli, ne kadar sükseli ve ne kadar pahalı ise o kadar başarılı olacağına inanç hiç değişmiyor. Geçen sezonlar Talisca, Kante, Kerem, Jhon Duran, Guendouzi, Musaba gibi Fenerbahçe’nin acil transferlere ne kadar para harcadığını ve hiçbirinin de taraftar nezdinde beklenen başarıyı getirmediğini hatırlayın. Sanki başarısızlığın sebebi yeterince sükseli ve sansasyonel isimler getirilmemesiymiş gibi şimdiki başkanlar bir öncekinden kat be kat fazlasını vaat ediyor.
Türkiye’deki futbol piyasasını iyi niyetle yorumlarsak; iş bilmezlerin taraftarın cebinden kumar oynaması olarak okuyabiliriz. Yani başarılı olmak istiyorlar ama beceriksizler, kendi ceplerinden de harcama yapmadıkları için en fazla başkanlığı bırakıp gidiyorlar, bütün yük kulüplerin boynunda kalıyor. Ama Türkiye’deki manzara beceriksizliğin çok daha ötesinde organize bir hırsızlık şebekesinin faaliyetlerine benziyor.
Son beş sezonda Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un her biri 70’in üzerinde futbolcu transfer etmiş. Düşünün bu kulüpler her sene bir takımı yıkıp neredeyse sıfırdan yeniden kuruyor. Yani her sene 15-16, bazı yıllar 20 yeni futbolcunun finansal yükünü üzerine alıyor. Mesela Beşiktaş 11 kişi ile sahaya çıkıyor ama yaptığı sözleşmelerden dolayı çoğunu hiç sahaya sürmemesine rağmen 40 futbolcunun maaşını ödemeye devam ediyor. Sebebi yanlış ve anlamsız transferler… Her sene bir önceki yıldan hiç ders alınmadan yapılan yanlış tekrarları. En ortalama zekanın yapmayacağı hataları ısrarla ve kararlılıkla yapılıyor olması sadece iş bilmezlikle açıklanabilir mi?
Transferlere bu kadar para harcayan kulüplerin neden doğru dürüst bir scout olmadığını, olsa bile bunların takımın oluşturulmasında etkili bir konumda bulunmadığı hepimizin malumu. Daha anlaşılır bir şekilde söylemek gerekirse yazının başında bahsettiğim iş adamı gibi bir arsayı zamanında alıp ciddi paralar kazanmak mümkün iken neden ısrarla arsa en yüksek değerine ulaştıktan sonra almaya çalışırsınız? Beşiktaş’ın, Trabzonspor’un en görkemli günlerinin kendi yetiştirdiği futbolcular zamanında olduğunu hepimizin bilmesine rağmen.
Burada çözüm son derece basit aslında. Yıllardır Arsenal’in, Porto’nun, Benfica’nın, Barcelona’nın yaptığını Türkiye’deki kulüplerin niye yapmadığını, taraftarların çok daha yüksek sesle dillendirmeleri gerekiyor. Hatta daha radikal davranıp yönetici, menajer ve bahis çetelerinin kendi aralarında sürekli top çevirdikleri bugünkü sisteme “dur” demeleri gerekiyor.
11 kişiyi bir takım haline getirmek, doğru oyuncuyu doğru bir planlamayla ve zamanında bulmak bu kadar zor değil. Sizin derdiniz üzüm yemek mi yoksa bağı talan etmek mi?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

